Bu konu yıllardır konuşulur ama bir türlü istediğimiz noktaya gelemiyoruz diye hep yakınırız. Gelmeli miyiz diye sorarsanız, bence gelmemeliyiz. Çünkü, ÜSİ için konulan hedefler statik değil dinamiktir ve öyle de olması gerekir zaten. Günün koşullarına göre sürekli yeni talepler çıkmakta ve bu doğrultuda güncellemeler yapılmaktadır.

1990’lı yıllara kadar üniversiteden sanayiye akan bilgi tamamen kişisel çabalarla ve kişisel yöntemlerle oldu. Bu ilişkileri kurumsallaştırmak için 1997’de TÜBİTAK ÜSAM (Üniversite-Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri) Programını başlattı ve 2001 yılında da Teknoloji Geliştirme Bölgeleri kurulması yasalaştı. Ardından, 2007 yılında sanayi kuruluşlarının kendi Ar-Ge Merkezlerini kurabilmesini sağlayan 5746 sayılı “Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun” çıktı. 2013 yılındaki TÜBİTAK TTO Programının açılması, daha sonra TGB’ler de TTO zorunluluğu getirilmesi de önemli gelişmelerdir. Özellikle, 2020 yılında, TÜBİTAK’ın başlatmış olduğu “Sipariş Ar-Ge” ve “Patent Lisanslama” programlarının bu ilerlemeyi daha ivmelendireceğini düşünüyorum.

Burada, çok kısaca özetlediklerim resmin güzel tarafı. Tabii ki, daha iyileştirmemiz gereken birçok yönümüz var. Devletin kurguladığı ve ciddi finansal ayrıcalıklar sağladığı bu modellerden temel beklenti, bilginin kullanıcısı konumundaki sanayinin bilginin üreticisi konumundaki üniversite ile iç içe olmasını sağlamak.

Örneğin, TGB’ler bir üniversitenin yerleşkesinde veya yakınında kurulur ve birkaç istisnası olmakla birlikte tamamı öyle konumlanmıştır. TGB’lerde faaliyet gösteren Ar-Ge firmaları yerleşkesi içinde yer aldıkları üniversitenin (veya başka bir üniversitenin) akademisyenleriyle ortak projeler yapıyorlar mı?

Diğer taraftan, sanayi Ar-Ge merkezleri üniversitelerdeki bilgiye erişebiliyorlar mı, bu bilgiyi kullanarak teknoloji tabanlı rekabetçiliklerini geliştirebiliyorlar mı? Ar-Ge, teknoloji ve yenilikçilik kültürünü işletmelerinde yerleştirebilmişler mi?

TTO’lar ise Üniversitelerde üretilen bilgi ve teknolojinin patentlenerek sanayiye aktarılması beklentisiyle kuruldu. Patentlenecek buluş yaratılması konusunda akademide ciddi bir hareketlilik yaratmayı başardıkları açıktır. TÜRKPATENT verilerine göre 20013 yılından bu yana üniversiteler kurumsal kimlikleriyle 2.800 civarında patent başvurusu yapmışlardır. Türkiye’den yapılan toplam patent başvuruları içinde Üniversitelerin payı yaklaşık yüzde 9’dur. Ayrıca, ülkede patent belgesi alan tüm başvurular içerisinde üniversitelerin oranı da yüzde 23’tür. Bu veri, üniversitelerin patent başvurularının daha nitelikli olduğunu göstermektedir.

TTO’lar buraya kadar başarılılar ama sonrasında yapmaları gereken ticarileştirme/lisanslama işini yapamıyorlar. Yani, üniversiteden çıkan buluş sanayiye aktarılamıyor. Acaba TTO’ların bir başarısızlığı mı, yoksa başka bir problem mi var? Benim tespitime göre TTO’ların çalışmalarını engelleyen 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai. Mülkiyet Yasası. ABD’nin Bayh-Dole yasasına özentiyle kurgulanan bu yasa tüm sistemi kilitlemiş durumda.

SMK ile öğretim elemanlarının buluşları Üniversitelerin mülkiyetine geçti, yani devlet malı oldu. Dolayısıyla, bir patentin satılması, lisanslanması kamu malının satışına dönüştü. Kamu malı olarak tanımlandıktan sonra satış için önce muhammen bedel belirlenmesi, ardından ihaleye çıkılması gerekiyor. Bunlara rağmen, ticarileştirme başarılır ve bir gelir elde edilebilirse bundan üniversitenin payını nasıl alacağı tanımlı ama buluşçunun payının nasıl ödenebileceği belirsiz.

Her üniversite bu engelleri aşmak kendilerine uygun yöntemler geliştiriyorlar. Ama hepsinin karşı karşıya olduğu tehditler çok açık: “kamu zararına yol açmak” veya “ihaleye fesat karıştırmak”,… . TTO çalışanlarının hiç birisi yaptığı işten servet kazanmıyor, mütevazi ücretlerle tıpkı birer ÜSİ misyoneri gibi çalışıyorlar. Hiç kimsenin bu insanları yasalar karşısında “gri bölgelerde” ilerleme zorunda bırakma hakkı yoktur.

TTO’ların ÜSİ için çok önemli bir araç olduğunun unutulmaması gerekiyor. Yapılanları eleştirmek, kusur bulmak kolaydır. Lütfen bardağın dolu tarafını görelim ve daha çok genç olan Örnek Yapının yaşaması, gelişmesi için yardımcı olalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.