Türkiye’de ilgili ve yetkili tüm kesimlerin dilinde son yıllarda moda olan söylem, “katma değeri yüksek üretim yapmak” sözüdür. Kim ne kadar inanarak söylüyor bilemiyorum ama olması gereken budur. Tereddüt göstermemin nedeni benzer söylemlerin geçmişte de moda haline getirilmiş olmasıdır. Örneğin, hayali ihracata dönüşen ihracat seferberliğinin ardından sanayici üretimi bırakıp ithalata yönelmişti. Çünkü rekabet edemiyordu ve fabrikalar ticarethaneye dönüşüyordu ve paradan para kazanma alışkanlığı yaygınlaşıyordu. Birden “üretim” sözcüğü moda oldu ve birtakım tedbirler alındı. Bu süreçte kaç sanayi kuruluşu kepenk kapattı acaba. Aradan yıllar geçti, benzer bir süreç sonunda bu sefer “reel sektör” terimi moda yapıldı. Şimdi de yüksek katma değerli üretim…

Bu sözün doğru olduğunu söylemiştim, çünkü Türkiye’nin orta-gelir tuzağından çıkabilmesi ve bir sömürge ülke durumuna düşmekten kurtulabilmesinin başka yolu yok. Ama ne yazık ki, bunun gerçekleştirilmesine yardımcı olacak hiçbir politikayı ortaya koyamadılar. İşletmelerimiz ne yapalım diyerek beklememelidir. Çünkü, sanayinin devlet politikası olsa da olmasa da bunu başarmak mecburiyeti vardır.

Ulusal pazarda dahi uluslararası firmalarla rekabet eden yerli sanayimiz tüm dünya pazarlarında fiyat bazlı rekabetle varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. ÜSİMP İnovasyon Karnesi ile 1.300’den fazla firma yetkilisinin görüşü alındı. https://usimpinovasyonkarnesi.com.tr/#yetenek bağlantısından genel ortalamayı görebilirsiniz. Ölçülen parametreler arasında sanayimizin faaliyet gösterdiği pazar hakkında bilgi içeren üç parametre var: “Pazarın teknolojik yapısı (4,44/7,0)”, “Pazar değişim hızı (4,62/7,0)” ve “Sektörün rekabet düzeyi (5,38/7,0)”. Her parametrenin yanında parantez içinde verilen rakamlar sanayimizin 7 üzerinden algı değerini gösteriyor. Buna göre, sanayimiz ortalama olarak düşük teknolojili bir pazarda faaliyet gösterdiğini ve pazarın değişim hızının da çok yüksek olmadığını düşündürüyor. Ancak, rekabet düzeyi konusunda yaptıkları değerlendirmeye göre işletmelerin rekabette zorlandıkları anlaşılıyor. Dolayısıyla, firmalarımız rekabet güçlerini artırabilmek için fiyatın yanı sıra teknoloji bazlı rekabetçiliğe de geçiş yapmalıdırlar. İçinde bulundukları pazarın teknolojik yapısı bunun yapabileceğini gösteriyor. Haberleşme veya otomobil sektörünün devleriyle yarışmaktan bahsetmiyorum. Ürün yelpazesinde yenilik yaratacak bir teknolojik gelişme başlangıç için yeterli olacaktır. Başlangıç için, çünkü, bu bir yarıştır ve firmalarımız varlıklarını sürdürebilmek için yarışmak zorundadırlar.

Bu nedenle, işletmelerin yetkinliklerini geliştirme zorunluluğu vardır. Çünkü bunun önemini anlamayan ve gereğini yapmayan firmalar yok olmaktan kurtulamazlar. Teknoloji tabanlı ekonomik büyüme çok büyük bir hızla gelişiyor. Çünkü, bilginin ikiye katlanma süresi de hızla azalıyor yani bilgi sürekli büyümektedir. Bilginin bu kadar hızla büyüdüğü bir ortamda yeni bilgilerin ayıklanması, özümsenmesi, kurumsal bilgi olarak saklanması ve işletmeye yararlı olacak şekilde kullanılması için yeni yöntemler bulunması gereklidir. Bu da işletmelerimizin çalışma alışkanlıklarını değiştirmesini gerektirir. Ayrıca, yarışa hazırlanan bir sporcu nasıl kendi fiziksel kapasitesini güçlendirmek için çalışıyorsa işletmeler de böyle davranmalıdır. Sporcu, yarış öncesinde kendi fiziksel durumuyla ilgili olarak kuvvetli ve zayıf yönlerini belirler ve rakipleriyle kendi fiziksel özelliklerini karşılaştırarak karşısına çıkabilecek tehdit ve fırsatları görmeye çalışır. Sporcu, öyle bir hazırlık yapmalıdır ki; zayıf yönlerini geliştirirken kuvvetli yönlerini ihmal etmemeli ve tehditlerden kaçınırken fırsatları değerlendirebilmelidir. Firmaların da yarış öncesinde aynen böyle bir hazırlık süreciyle yola çıkması gerekir.

Ancak, bir sporcu durum tespiti yaparken birçok ölçüm aleti kullanır ve ölçüm sonuçlarını da ekibi ile birlikte değerlendirir. Sonuçların değerlendirilmesinde tereddüde düşülmesi halinde ekibe konunun uzmanı kişi(ler) eklenebilir. Bu çalışmada iki husus esastır, birincisi ekiptir ki; işletmelerin de ekipleri vardır. İşletmenin durumunu onlardan daha iyi kimse bilemez. Ölçüm konusuna gelince bunu ekip elemanları yapabilir. İsterlerse standart bir ölçüm aracı veya yöntemi kullanabilirler. Veya Kendilerine uygun bir soru seti geliştirebilir ve onu kullanılabilirler.

Hangi yöntem olursa olsun, bu çalışmanın en önemli noktası herkesin apoletlerini sökerek toplantılara, çalışmalara katılmasını sağlamaktır. Bunu yapabilecek tek kişi tepe yöneticidir. Kendi ekibine güvenmeli onların görüşlerine itibar etmelidir.

Yapılabildiği takdirde, böyle bir çalışma işletmede “iyileştirmeye açık” alanların belirlenmesine imkân verecektir. Bu konular öncelik sırasına koyularak bir eylem planı hazırlanabilir. Bu işlem belirli aralıklarla tekrarlanarak işletmenin iyileştirme çalışmalarının gelişimi de görülebilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner302