İnsan okudukça anlıyor ki; bilgi dünyasının milyonda birine dahi haiz değiliz. Allame-i müctehid bir muhteremin de dediği gibi; bilmediklerimi ayağımın altına koysalar başım arşa değer. Evet, o böyle söylüyorsa sanırım biz buz gibi cehaletimizle dımdızlak ortadayız. Aslında bu haftayı yazmadan geçmek istiyordum; fakat son dönemde birazda tesadüfi bir şekilde araştırmaya başladığım bir konuyu siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim. Yapmış olduğum okumalar ilgili konunun ülkemiz sanayisinin “sürdürülebilir kalkınması” açısından elzem olduğu düşüncesini oluşturdu.  Sürdürülebilir kalkınma ifadesini elbette belli bir amaca matuf olarak kullanıyorum. Tüm dünyadaki sınai faaliyetlerden edilen tecrübe gösterdi ki; düzensiz ve plansız bir sanayileşme çevresel, sosyal ve iktisadi manada gelecek nesilleri tehdit eden bir unsur haline geliyor. Evet, kesinlikle sanayileşmeyi hızlandırmalı ağır sanayide bir olgunluğa geldikten sonra teknolojik imali büyütecek noktaya evrilmeliyiz; fakat sanayide büyürken şehirlerimizi yaşanılamaz hale getirmemeliyiz. Bunun için de endüstriyel ekolojinin tesisi noktasında hızlı ve kararlı adımlar atmak durumundayız. Doğayı düşünün; aslında her şey bir başkasının ikamesi noktasında. İşte biz bunu sanayiye teşmil etmek için gayret göstermeliyiz. Bu hem tasarruf hem de sağlığımız için gerekli.

Bunların hepsi aslında ortalama bir bireyin farkında olduğu şeyler. Bunun ötesine geçen şey ise bu konuda yapılan faaliyetler ve elde edilen sonuçlar. Ülkemizde son zamanlarda sıfır atık konusu üzerine değerli çalışmalar yapılıyor. Bahsedeceğim “Endüstriyel simbiyoz” kavramı da bunun sanayiye teşmil etmiş halidir. Biraz daha açacak olursak, endüstriyel simbiyoz; üreticilerin bir arada endüstriyel iş birliği içinde olduğu, birinin atığının diğeri için hammadde olduğu bir aracılık yapısıdır. Konuyu örneklerle anlatırsak sanırım zihinlerde daha iyi yer bulur; bu sebeple bu kavramın dünyaya ihraç edildiği nokta üzerinden yazıma devam edeceğim. O nokta Danimarka’nın Kalundborg şehridir. Kalundborg sistemini oluşturan sanayiler arasında; balık çiftliği, Danimarka’nın en büyük rafinelerinden biri, çimento fabrikası, bir alçıtaşı levha imalatçısı, çiçek üreten birkaç sera, atık işleme tesisi ilaç endüstrisi, bir kömür santrali ve bölgesel ısıtma tesisi (Kalundborg şehri için) bulunmaktadır. Burada, bölgeye ısı sağlayan bir buhar tesisi çalışmakta, çimento fabrikasının atıkları alçıtaşı levha imalatçasına gitmekte, imalat sürecinde ortaya çıkan fazla ısı, seraları ısıtmak için kullanılmakta, enerji santralinde çıkan atık ısı ve buhar ilaç üreticisi tarafından kullanılmaktadır. Buradan çıkan organik yağ ise yöredeki çiftçilere gübre elde edebilmesi amacıyla verilmekte ve köyün atıkları işlenerek seralar gübrelenmektedir. Rafineri sülfürik asit üreticisine sülfür yan ürünlerini sağlamakta, seralara ise sıcak su vermektedir. Böylelikle hiç atık olmayan kapalı bir üretim sistemi tesis olmuştur.

Elli yıl öncesine dayanan çalışma aslında doğal biçimde ortaya çıkmış olup, zamanla belli bir disiplin altına alınmıştır. Şimdi sözü çok uzatmadan endüstriyel simbiyoz yöntemiyle 20 bin nüfuslu şehirde elde edilen faydalara değinelim. Nüfusu özellikle yazdım ki; milyonluk illerimizin devasa sanayi bölgelerinde nasıl bir fayda elde edilir varın siz düşünün! Kalundborg’daki endüstriyel simbiyoz uygulamasının sonuçlarına dair 2008 yılına ait veriler şu şekildedir; 265.000 ton karbondioksit (CO2) emisyonunda azalma, 3 milyon m3 miktarında suyun geri kazanımı, 75.000 evin yıllık elektrik tüketimine denk gelecek şekilde 15 milyon GigaJul (GJ) enerji değerinde proses buharı, 15 milyon m2 alçı duvarına denk gelen alçı taşı kazanımı ve 150.000 ton biyokütlenin (biomass) gübreye dönüştürülerek toplam gübre ihtiyacının %60’ının sağlanması şeklinde çevresel ve ekonomik kazanım. Kalundborg simbiyoz uygulamalarının 2018 yılı itibari ile sonuçlarını inceleyen Triple-Bottom Line raporunda ise; yıllık 635.000 ton CO2, 14,1 milyon € değerinde sosyoekonomik tasarruf, 24,2 milyon € değerinde işletme ekonomik tasarrufu sağlandığı belgelenmiştir. Bölgesel ısı üretiminde kömürün biyokütle (biyomas) ile ikame edilmesi durumunda CO2 emisyonlarında tasarrufun daha da artacağı tahmin edilmektedir. On yıl arayla hazırlanan iki ayrı raporda ortaya çıkan veriler göstermektedir ki; elde edilen fayda giderek artmaktadır. Elbette, endüstriyel simbiyoz uygulamasına dair örnekler günümüzde sadece Kalundborg ile sınırlı değildir. İngiltere’deki “National Industrial Symbiosis Programme (NISP)” ile çok daha başarılı sonuçlara ulaşılmıştır. Ülkemizde de son dönemde bu konuda umut vadeden çalışmalar ve planlamalar yapılıyor. “İskenderun Körfezi Endüstriyel Simbiyoz Projesi” bu alandaki ilk projemiz olmakla birlikte; Adana, Antalya ve çok sayıda şehrimiz düğmeye basmış durumda. Umarım “sanayide olan sanayide kalır” mottosuyla hem çevre hem de iktisadi manada neticeler alınır. Sizleri çok sıkmak istemiyor ve yazıma burada son veriyorum. Haftaya nasipse kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bu arada, “Bölgesel Kalkınmada Endüstriyel Simbiyoz Uygulamaları: Bursa Eskişehir Bilecik Bölgesi Örneği” adlı yüksek lisans çalışmasından ötürü Özge Yıldız’a, “Organize Sanayi Bölgelerinde Çevre Yönetim Sistemleri” konulu doktora tezinden dolayı da Esmeray Alacadağlı’ya teşekkürlerimi sunuyorum. Çalışmalarından ziyadesi ile istifade ettim. Kalın sağlıcakla..

Savunma sanayimize ismini altın harflerle kazıyan, yaşantısı ve yaptıklarıyla milletimizin gönlüne bağdaş kuran Özdemir Bayraktar’ı rahmetle ve minnetle anıyor, ailesine ve Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.