banner250
banner251

“BÖLGESEL UÇAK”TAN ULUSAL ÇATIYA: TÜRKİYE'NİN KÖTÜ GÜN DOSTU

Koronavirüs’le mücadeleye ileri teknolojisiyle destek veren şirketleri kanatları altına alan SAHA İstanbul’un Genel Sekreteri İlhami Keleş, kümenin Anadolu’da irtibat ofisleri açacağını söyledi. Bölgesel uçak üretme fikriyle oluşturulan kurumun bugün tüm Türkiye’yi kucakladığını söyleyen Keleş, “SAHA İstanbul şu anda 22 şehirde 505 firmaya ulaştı” dedi.

“BÖLGESEL UÇAK”TAN ULUSAL ÇATIYA: TÜRKİYE'NİN KÖTÜ GÜN DOSTU

Koronavirüs’le mücadeleye ileri teknolojisiyle destek veren şirketleri kanatları altına alan SAHA İstanbul’un Genel Sekreteri İlhami Keleş, kümenin Anadolu’da irtibat ofisleri açacağını söyledi. Bölgesel uçak üretme fikriyle oluşturulan kurumun bugün tüm Türkiye’yi kucakladığını söyleyen Keleş, “SAHA İstanbul şu anda 22 şehirde 505 firmaya ulaştı” dedi.

06 Temmuz 2020 Pazartesi 12:06
“BÖLGESEL UÇAK”TAN ULUSAL ÇATIYA: TÜRKİYE'NİN KÖTÜ GÜN DOSTU

Sanayi TV’de gündem, yerli üretim sinerjisiyle Türkiye’nin belkemiği olan savunma sektörü oldu. Türkiye’nin dört bir yanından 500’ü aşkın üye firma sayısıyla savunma, havacılık ve uzay endüstrisine güçlü altyapı hazırlayan SAHA İstanbul’un, Sanayi TV online söyleşilerine konuk olan Genel Sekreteri İlhami Keleş, kümenin gelişimine ve pandemi sürecine sağladığı katkılara parantez açtı. Öncesinde bölgesel uçağın milli olarak tasarlanması fikriyle tasarlanan kümenin, bugün Türkiye’nin 22 şehrinden yüzlerce üyeye sahip bir çatı kuruluşa dönüştüğü vurgusunu yapan İlhami Keleş, Koronavirüs’le mücadele eden teknolojilerin geliştirilmesi noktasında inisiyatif aldıklarını da ifade etti. “Savunma firmaları hızlı reaksiyon gösterdi. Malumunuz, solunum cihazı çok temel bir ihtiyaçtı, bu sebeple onun kırılımlarını almak suretiyle, firmalarımızın yeteneklerini o taksonomiye göre grupladık. Bir yetenek havuzu oluşturup, geliştirici ve üreticilere bu yeteneği servis ettik” açıklamasını yapan Keleş, salgın sürecini küme firmalarının tanıtımı açısından bir fırsat olarak değerlendirdiklerine vurgu yaptı. Konuşmasında işaret ettiği temel bilimlerle ilgili akademi kurma aşamasında olduklarını söyleyen Keleş, bina görünümünde ünlü fizik formülünden ilham aldıklarını anlattı. İşte, o söyleşi:

   

POTANSİYEL YABANA ATILAMAZDI

SAHA İstanbul hangi ihtiyaçtan kuruldu? Kümelenmeye olan gereksinim ne seviyedeydi ve hem ulusal, hem de uluslararası bağlamda hedefleriniz nelerdi?

SAHA İstanbul’un kuruluşu başlangıçta “bölgesel uçağın milli olarak” üretilmesi ekseninde tasarlandı, daha sonra SSB Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir hocamız, ağırlıklı olarak Türkiye’nin üretim kapasitesinin yüzde 54’ünü temsil eden (Kuzey) Marmara Bölgesi’nin bu potansiyelinin savunma sanayiinin dışında kalmaması gerektiğini düşündü. Bütün deniz projeleri de bu bölgede yürüdüğü için, bu kümelenme temasının içerisinde mutlaka savunmanın da yer alması gerektiğini söyledi. Biz de bu düşünceden hareketle savunma sanayiinde kümelenmenin temasına dâhil ettik ve SAHA (savunma-havacılık) böyle oluştu.

   

İRTİBAT OFİSİ YOLDA

SAHA İstanbul, özellikle son dönemde kabına sığmıyor. Anadolu’da da açmayı düşünüyorsunuz sanırım. Bir de Ankara ofisinizden örnekle, teknopark içerisinde kurulmanızın sebepleri nelerdir?  

Yakın zamanda Gaziantep Sanayi Odası’nda da bir irtibat ofisimiz açılacak. İhtiyaç doğrultusunda yereldeki firmalara daha etkin hizmet sunabilmek açısından böyle bir yapılanma kararı alındı. İhtiyaç bizi bu kararı almaya doğru itti. SAHA İstanbul şu anda 22 şehirde 505 firmaya ulaştı. Adımız SAHA İstanbul ama bu isme odaklanmamak lazım. Beşiktaş da İstanbul’un bir semti ama Türkiye’ye mal olmuş bir futbol takımı aynı zamanda. Taraftarı olduğum Galatasaray da, Fenerbahçe’miz de yine öyle... Demem o ki; bir dünya markasıdır İstanbul ve Türkiye’nin her noktasından insanı kucaklar; Türkiye’nin bir kombinasyonudur. İsmi global düşünüyoruz bu sebeple.

   

TAKKE DÜŞTÜ...

İlhami Bey, son dönemlerde yaşamakta olduğumuz bir pandemi süreci var... Pandemi sürecine nasıl katkı sağladı firmalarınız?

Bir anda sınırlar kapanınca, teknolojiyi üreten firmalar bu yöne evrildi. Sağlık sektöründe, savunmada olduğu gibi kendi sektörünün teknolojisini geliştirecek SSB türevi bir yapılanma yok. Aslında vaktiyle, Ulaştırma-Sağlık-Enerji bakanlığında da SSB gibi bir yapı kurulmasını teklif etmiştik. Organize olmuş, özgün bütçeli kurumlar oluşturulması şarttı fakat realize olmadı. Lakin Anadolu’da bir tabir vardır, “Takke düştü, kel göründü.” Bu kurumlara olan ihtiyaç sınırlar kapanınca ortaya çıktı. Biz, sağlık alanında milli üretimin önemini görmüş olduk. Teknoloji firmaları, yani savunma firmaları hızlı reaksiyon gösterdi. Malumunuz, solunum cihazı çok temel bir ihtiyaçtı, bu sebeple onun kırılımlarını almak suretiyle, firmalarımızın yeteneklerini o taksonomiye göre grupladık. Bir yetenek havuzu oluşturup, geliştirici ve üreticilere bu yeteneği servis ettik. Kat edilmesi gereken yollarla ilgili de tecrübe eksiğimiz ortaya çıktı. Sağlık bakanlığımız da tedbir aldı. Önceden ithal geliyordu ve ihtiyacımız olmuyordu ama sonradan yerli üretmeye başlayınca sertifikasyon süreçleri de oturmaya başladı. Verebileceğimiz katkıları verdik. Alanımız olmadığı için jargona bile hakim değildik, teknolojiyi aktararak yardımcı olmaya çalıştık. Teknoparktaki sağlık kümelenmemizden de destek aldık. Kendi faaliyetlerimize ve gündemimize döndük.

   

PANDEMİ KRİZİNDEN TANITIM FIRSATINA

Pandemi sürecinde savunma sektörü dijital dönüşüm ve Endüstri 4.0’ın getirilerinden faydalandı. Firmalarınızın tanıtımı noktasında nasıl çalışmalar yürüttünüz?

Güzel işler yaptık diye düşünüyoruz. Firmalarımız birbirlerini tanımaya başladı. SAHA da 23 ayrı sektörden firmanın birlikte faaliyet gösterdiği bir çatı yapıdır. Firmaları bir araya toplayıp birisine anlattırıp dinlettirmekten ziyade, pandemi dönemini fırsata çevirmeyi düşündük. 6’şar, 8’er paketler halinde günde 2 seans boyunca 7 hafta bunu devam ettirdik. 174 tane firmaya 40 saat canlı yayın yaptırdık. Yayınlar tüm hesaplarımızdan canlı yayımlandı. Youtube’a her firmayı ayrı ayrı da ekledik. Dolayısıyla isteyen istediği firmanın yeteneklerini ayrıca izleyebiliyor.  Emeklerimize değiyor, izleme oranı 36 bini geçti.

   

SAHADAN CANLI FEEDBACK

Savunma sanayiinin ilerlemesini neye borçluyuz? Yaşadığımız süreçler mi, ürün üretme arzusu mu, nedir etken olan? Burada SAHA İstanbul firmalarının katkıları neler oldu?

Savunma sanayiinin mesafe kat etmesinin özünde en tepe irade var. Biz bu işi milli olarak yapmak zorundayız iradesi var. Kaynakların ne şekilde kullanılacağına karar veren irade bu. Orada Cumhurbaşkanımızın yerli savunma sanayiini mutlaka arzu etmesi ve alt tarafı bu şekilde motive etmesi ve üretmeye teşvik etmesi önemli. Batılı müttefiklerimizin Türkiye’ye uyguladığı ambargolar da etkili oldu. Uluslararası ilişkilerde masada nasıl oturacağınızı savunma sanayii belirler hale geldi. Ne kadar dik durup, özgün politikalar kurabileceksiniz, bunu belirlemeye başladı sektör. Üzerinde oyun oynanan bir coğrafyanın parçasıyız;  bu oyun yanı başımızda değil yalnızca, bize de oyun oynanıyor. Hür ve özgür kalmanın en önemli girdisi bu yüzden savunma sanayiidir. Geliştirdiğimiz sistemlerin rüştünü ispat etmesi için bu önemli bir fırsat, ikincisi ise sahadan canlı feedback’ler alabiliyoruz. Hızlı gelişmemizde, belayla muhatap olma durumumuz da var. Muharebe sahamızda savunma sanayiinin geliştirdiği ürünlerin fiilen kurulması ve ihraç edilebilmesi çok kıymetli. İHA ve SİHA’larımız bu denli ön plandaysa, kendimizi ispat etmişiz demektir. Bu biraz, “yumurta-tavuk” meselesi aynı zamanda... Türkiye, senkron bir şekilde bu teknolojileri kullanabiliyor. Suriye’de SİHA’ların, hava ve yer sistemlerinin senkron kullanılması çok yeni bir sistem ve Türkiye bunu kullanabilen tek ülke.

   

B2B’LER UZUN SÜRECEK

SAHA EXPO, pandemiden dolayı gerçekleşecek mi? Sanal fuar düzenlemeyi düşünüyor musunuz?
SAHA EXPO’yu 4-7 Kasım tarihine erteledik, fiilen icra edeceğiz bir sorun olmazsa. O fuarda ertelemeden kaynaklı bir güzellik oldu. Şimdi CNE tarafına geçtik daha iyi imkanlarla ve daha geniş alanla bulunacağız fuarda. Sanal fuar konusu, pandemi sürecinden önce 36 ülkeden yüzlerce delegasyonun durumları konfirme edilmişti. Pandemi olunca, belki kasımda bu kadar misafir getiremeyebiliriz diye ve bizim fuara katılan firmalarımız o müşterilerden mahrum kalmasın diye SAHA EXPO’da yer alan firmaların sanal fuarda da fiilen yer almasına karar verdik. Sanal fuar, diğer fuarın uzantısı olarak devam edecek. Sanal fuarın tüm imkânları gerçeğinden farksız olacak, üç boyutlu fuar alanı birebir aynı olacak. Ürünlere dair tanıtım videoları izlenebilecek. Stant görevlileriyle birebir görüşme yapılabilecek. Delegasyonlar firmalarla 1 hafta sonra da B2B görüşmeler yapabilecek. Şu an itibariyle bu, dünyada bir ilk. Biz bunu 2016 yılında projelendirdik. Pandemi sürecinden önce. Pandemi bizim ufkumuzu realize etti ve herkesin ihtiyacı haline getirdi.

   

KNOW-HOW’DA GELECEK VAR

Kümelenme deyince firmaların bir araya geldiği ve aslında proje yaptığı yerler akla geliyor. Yeni büyük projeler var mı ufukta? Özellikle Anadolu’da açacağınız ofislerle birlikte, bu bölgedeki savunma sanayiine yönelik ürün üretebilecek firmaları keşfetmek ve analiz etmek için bir çalışmanız var mı?

Evet, bizim firmalarımız ağırlıklı olarak parça üreten firmalar. KOBİ’ler parça üretiyor ve en tepelerinde de gurur duyduğumuz platformları üreten firmalar var. Ama arada esas katma değeri oluşturan alt sistem ve sistem üreticisi firmalar yok. Buna yoğun mesai harcıyoruz. Değişik sektörlerden firmaların yeteneklerini konsolide ederek ve toplayarak, alt sistem ve sistem üreticisi konsorsiyumu kuruyoruz. İşin pratiği gereği bu konsorsiyumlara firma kurduruyoruz. Üretim yeteneklerini ve know-how’larını kullanıyorlar. Firmalar projedeki payları kadar yer alıyorlar burada. Bu son geliştirdiğimiz yapı da, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından da kabul gördü ve Hamle programına entegre edilmeye çalışılıyor. Yani zayıf geliştiricilerle, seri üretimi dünya pazarına çıkaracak iki farklı aksiyonu birbirinden ayırmak. Fikrin ve bilginin para ettiği tarafta bir know-how geliştirmek ve prototip oluşturmak ve bunu dünyaya taşıyacak firmaya satmak hedefleniyor. Bir taraftaki maddi yönden zayıf ama fikri yönden değerli firmaların kendi know-how değerlerini korumuş oluyoruz, hem de ürünü dünyada büyük rakiplerle buluşturma şansı yakalıyoruz. Cüzi miktarlarda ortaklık da oluyor aralarında. Hem sapla samanı ayırıyoruz, hem de AR-GE ve tasarım desteği de alınmış oluyor. Böyle bir model geliştirdik ve bu şekilde ülkede üretilemeyeni üretmeye çalışıyoruz.

   

“DAHİLER” ÜNİVERSİTESİ

Savunma sanayiinde çalışacak personel ihtiyacı ne düzeyde?

İhtiyaç var, çok işsizimiz var ama kalifiye insan bulmakta da güçlük çekiyoruz. Bunların ihtiyaçları birbiriyle örtüştürülmeli. Biz sivil havacılık ve uzayı da temsil ettiğimizden, en yüksek teknolojinin kullanımı zorunludur. Bu teknolojiyi üretecek insanın girdisi, en önemli girdi. İyi eğitim veren üniversitelerimiz ve iyi öğrencilerimiz var. Ama bu yeterli değil. TÜBİTAK tersine beyin göçü programını başlattı. Bu tüm dünyanın ihtiyacı. Büyük projeler olacak ki büyük insanları çekebilesiniz. Büyük insanlar gelecek ki büyük projeler üretebilesiniz. Teknik personelin sanayiye adaptasyonunda gelişmeler oldu. OSB’ler içine okullar açılıyor, yarı zamanlı çalıştırılıyor öğrenciler. Fakat hala personel sıkıntısı var. Biraz da algı ile alakalı durum. Herkes masa başı iş istiyor. Herkes önünde MAC’i olsun, elinde kahvesi olsun, halılı bir ofiste çalışsın istiyor. Kimse makinenin başında, yağın pasın içinde mühendislik yapma derdinde değil. Havucu o makinenin başına koymamız lazım. O insanların kariyer ve ücret beklentilerini karşılamak lazım. Temel bilimler konusu da çok önemli. Lakin teknoloji bilimin üstündedir. Temel bilimi ne kadar biliyorsan teknolojiyi o kadar yapabilirsin. Temel bilimlere giren öğrenciler, mühendisliklere giremeyen, işsiz kalmayayım yaklaşımıyla tercih yapan çocuklar ağırlıkla. Aslında tam tersi, bilim üretme kapasitesine sahip insanlar girmeli oraya. Sanayimiz burada tıkanıyor. Bugün bir ürünün analizi için program yapmanız lazım ve derin matematik gerektiriyor. Alaşım için kimya altyapısı gerekiyor. Lazer geliştirecekseniz derin fizik gerekiyor. Buralarda devşirme olmaz. Biyoloji o kadar kıymetli ki, gözümüzle göremediğimiz şeyin dünyayı nasıl hızla kasıp kavurduğunu öğrendik. Yakın gelecekte biyoloji savunma sanayinin en önemli girdisi haline gelecek. Dahi düzeyindeki çocukların kapalı kapılar ardında bunu çalışıyor olması lazım. Bir de temel bilimler üniversitesi kuruyoruz. Üniversitemizin yukarıdan bakıldığı zamandaki binaların görüntüsü E = mc². Şu anda E yapılıyor. M’i araştırma merkezi olacak düşünüyoruz. C²’yi de üstün zekâlı çocukların lisesi olarak tasarlıyoruz. Bu yapı Tuzla’da yeşeriyor.

   

“HAB’A YÖNLENDİRİYORUZ”

Ankara’da bu alanda büyük bir OSB olan “HAB” var. Diğer kentlerde de bu tür bir OSB yapılanması düşünülüyor mu?

Şu anda böyle bir kurgumuz yok. SSB’miz orada farklı bir iş yapıyor. Orayı bir OSB olarak görmüyor yalnızca, orada aynı zamanda firmaların geliştirmeler yapacağı bunları test edecekleri ortamlar da oluşturuyor. HAB’daki çalışmalar çok kıymetli. İlerleyen süreçte inşallah bizim de yerimiz olacak. Orada örnek bir model oluşturuluyor. Farklı yer ihtiyacı doğarsa, İstanbul veya Marmara için düşünülebilir. Marmara Bölgesi’nde 150 milyon metrekare sanayi alanı var, Ankara’da 15 milyon metrekarelik sanayi alanı var. Dolayısıyla şu aşamada yeni OSB kurulmasına dönük bir projemiz var. HAB’ın çalışmalarına firmalarımızı yönlendiriyoruz.

   

“SİZ YALNIZCA ÜRETİN”

Dünyada 100 savunma firması içerisinde 5 firmamız var. Bu sayıyı artırmak için firmalar nasıl çalışmalar yürütmeli? Ek teşvikler gerekli mi?

Bizim temel bir hastalığımız var; bizim firmalarımızın büyük bölümü üretmeyi bilen kişilerin üreterek bir yere getirdiği firmalar. Ama üretmek işin yüzde 30’u. Diğer kısmı ihmal ediyoruz; yani alan pazarlanması, pazar ağlarının, servis ağlarının oluşturulması, markalaşması, dünyaya açılması vb. konular mühendislerin bildiği konular değil. Üretmeyi bilen o insanlarımız bu işin yüzde 100’ünü üstlenip yapmaya çalışıyor. Bu yüzden işin o tarafı topal kalıyor. Firmalarımıza diyoruz ki, “siz üretmeyi biliyorsunuz, fakat bu işin geri kalanını yönetmeyi bilecek insanlar çalıştıracak güçtesiniz. Siz bu işi profesyonelce yapıp sizi dünyaya taşıyacak insanlarla çalışın, gerekirse siz onların çalışanı olun. İşi bilenler yapsın.” Dünya markası çıkarmakta bu yüzden zorlanıyoruz. Yapabildiği en iyi şey de üretim prosesini iyileştirme. Bunu bir yere taşımak, konjonktürü koklamak, borsa atraksiyonları yapmak ayrı bir ilim, uzmanlık. Çorbada tuzumuz olsun diye MBA programı yapıyoruz. Dünyanın top 15 üniversitesinin MBA’sını önümüze koyduk. İhtiyaçlarımıza göre kendi idealimizi ortaya çıkardık. TÜBİTAK ile yapıyoruz bunu. Kapsamlı bir MBA eğitimi yapıyoruz. Ankara, İstanbul’da 2.turlarını yapacağız. Patron çocuklarını eğitmeye çalışalım diyoruz; çünkü birileri firmaları oğluna kızına bırakmaya çalışıyor. O çocuk o yükü taşıyamayabilir, farklı özellikleri olabilir. İlle de “oğlum yönetsin” ısrarı olunca, biz de daha az zararla çıkmanın yolu olarak bunu gördük. Patron çocuklarını eğitiyoruz. Ama doğrusu, o çocuğun da emrinde olduğu profesyoneller ile bu firmaların bir yere taşınmasıdır.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.