KURUMSAL KULUÇKA ÜSSÜ

Hedefi genç girişimcilere destek sağlamak olan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), özel sektörün uluslararası pazardaki rekabet gücünü AR-GE ve inovasyon faaliyetlerini destekleyerek yükseltiyor. Kurumsal bir kuluçka merkezi işlevi gören TTGV, girişimcileri ekosistemde görünür kılıyor.

KURUMSAL KULUÇKA ÜSSÜ

Hedefi genç girişimcilere destek sağlamak olan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), özel sektörün uluslararası pazardaki rekabet gücünü AR-GE ve inovasyon faaliyetlerini destekleyerek yükseltiyor. Kurumsal bir kuluçka merkezi işlevi gören TTGV, girişimcileri ekosistemde görünür kılıyor.

26 Ekim 2020 Pazartesi 11:05
KURUMSAL KULUÇKA ÜSSÜ

YOUTUBE SANAYİ TV KANALI İÇİN TIKLAYINIZ

Röportaj: Ümit UÇAR

 

EKOSİSTEMDE ARTAN VİTES

Kamu-özel sektör iş birliği ile Türkiye’de özel sektörün teknoloji ve inovasyon faaliyetlerini destekleyerek teknolojinin dünyaya entegre edilmesini amaçlayan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), genç fikirleri ekosistemde fark edilir hale getiriyor. 30 yıllık birikimini programlar aracılığıyla girişimcilere aktaran TTGV,  teknolojinin toplumun geneline yaygınlaştırılmasını hedefliyor. TTGV Genel Sekreteri Dr. A. Mete Çakmakcı, 1991’den bu yana TTGV’nin misyonunu ekosistemin zenginleşmesi için sürekli güncellediklerini kaydetti. Son dönemde kendilerini Türkiye için yeni olan, alanları tespit etmek, bunlarla ilgili modeller geliştirmek ve paylaşmak gibi bir çalışma şekli uyguladıklarını anlatan Çakmakcı, “Bu haliyle TTGV’ye bir ‘ekosistem hızlandırıcısı’ da diyebiliriz” dedi. Çakmakcı, Türkiye’nin 150 yıllık AR-GE geleneği olan ülkelerle rekabet ettiğini belirterek, “Bu ülkeleri yakalayabilmemiz ancak, entelektüel-sosyal sermayenin doğru yönetebilmesiyle, daha fazla iş birliği yapılmasıyla, mevcut parçaların birlikte çalışmasıyla, paylaşımın hızlandırılmasıyla mümkün. TTGV’nin programlarının temel noktası da bu” diye konuştu.

TEKNO TÜRKİYE

TTGV hangi amaçla kuruldu, kurulduğu günden bu yana nasıl bir dönüşüm geçirdi?

TTGV, özel sektörün uluslararası rekabetçiliğini destekleyecek teknoloji geliştirmeyi ve inovasyon kapasitesinin geliştirilmesine yönelik faaliyetler yürütmeyi amaçlıyor. Son dönemde kendimizi özdeşleştirdiğimiz vizyonumuz da “Teknoloji Üreten Türkiye”. Teknolojiyi geliştirmek değil, üretmek ve rekabetçi şekilde pazara ulaştırmanın önemini vurgulamak istiyoruz yeni dönemde. Kamu-özel sektör iş birliği modeliyle 1991 yılında kurulmuş bir vakıfız. Tıpkı insanların hayatlarında farklı dönemler olduğu gibi, biz de değer süreçlerimizi sürekli sorgulayıp kendimizi bir şekilde bu misyonumuza göre güncel tutmaya çalışıyoruz. TTGV belki de yaşam döngüsündeki üçüncü dönemi yaşıyor. Özel sektörün teknoloji geliştirme ve inovasyon kapasitesi, imkânları, ulaşabileceği ağlar, yetişmiş insan gücü, önemli bir noktaya geldi. Bunu değerlendirdik ve misyonumuzu 2010 yılından itibaren yeniden yorumladık. Gelişen ekosistemin zenginleşmesine yönelik neler yapabileceğimizi düşündük. Son dönemde kendimizi Türkiye için biraz erken, yeni olan konuları tespit etmek, bunlarla ilgili modeller geliştirmek, bu modellerin nasıl çalıştığını öğrenmek ve bunu paylaşmak gibi bir çalışma şekli uyguluyoruz. Bu haliyle TTGV’ye bir “ekosistem hızlandırıcısı” da diyebiliriz. TTGV, bir “kurumsal kuluçka merkezi” gibi düşünülebilir. Ekosistemlerin en büyük sıkıntılarından biri, aynı fikirler etrafında dönmeleri, kendilerini tekrar etmeleri, yaşlanmaları ve eskimeleri. Bizim amacımız; genç yetenekleri, genç fikirleri ekosistemimizde görünür kılmak, bunların nasıl değer üretebileceğini göstermek. O yüzden kendimizi bir platform olarak geliştirmeye çalışıyoruz.

“DUVAR”LARI YOK

Genç girişimcilerle aranızda nasıl bir köprü kuruyorsunuz?

 Amacımız, yeni modellerin gelişmesi konusunda gençleri motive eden bir habitat haline gelmek. Bizim “duvar”larımız yok, geçirgen olmak istiyoruz. Açık inovasyonu konuştuğumuz, bilginin bu kadar hızlı yayıldığı ve tüketildiği bir dönemde, biz “vaaz” ettiğimizle yaşamaya çalışan bir kurumuz. Teknoloji üreten şirketlerin nasıl faaliyet göstermelerini, yeni dünyayla nasıl etkileşim kurması gerektiğini vaaz ediyorsak, bunu bizzat kendimiz de yaşamaya çalışıyoruz. Bu etkileşimi programlarımız üzerinden oluşturmaya çalışıyoruz. Programlarımızın iki temel amacı var. Beraber öğrenmeyi ve paylaşmayı hızlandıracak bir kominitelerin oluşmasını desteklemek. Bu kominitelerin üretken olacakları yeni metotları geliştirip paylaşmak. Bunlar Türkiye’nin belki 10-15 sene sonra daha farkında olacağı konular. Biz biraz önden gidiyoruz.

   

TUZAĞA KARŞI UYARDI

Türkiye, AR-GE ve inovasyon konusunda nasıl bir karneye sahip?

Teşhise geçmeden önce sonucu ifade edelim, maalesef istediğimiz yerde değiliz. Orta gelir tuzağı, AR-GE’de istediğimiz noktada olmadığımızın önemli bir göstergesi. Orta gelir tuzağından çıkamazsak, kendimizi nerede görürsek görelim, AR-GE, bilgiyi ticarileştirme, kullanma, pazara ulaştırma konusunda istediğimiz yere ulaşamayız. Biz bugün başkasının teknolojisini pahalıya tüketiyoruz, onların sattığı malı ucuza üretiyoruz. Bu, orta gelir tuzağıdır. Bunu tersine çevirmenin yolu ise vadeyi uzatmak, parçalar arasındaki etkileşimi güçlendirmek ve daha uzun vadeli, yoğun bir AR-GE kapasitesine erişmektir. Desteklerin ölçeklendiği 2003-2004 yıllarını milat olarak düşünürsek, o dönemden beri ne proje büyüklüklerinde ne de projelerin ufkunda bir gelişme olduğunu maalesef görmüyorum.

İKÂME ZİHNİYET

Özel sektör firmalarının AR-GE’ye yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özel sektörümüz AR-GE’yi biraz savunma stratejisi, pazardaki rakiplerle başa baş gidebilme stratejisi olarak kullanıyor. Maalesef Türkiye henüz ikame zihniyetinden kurtulamadı. Hangi konularda iyiyiz, dünyaya ne satabiliriz konusuna odaklanmamız lazım. Maalesef benim gördüğüm, özel sektör AR-GE’ye stratejik bir perspektifle, uzun vadede teknolojik yol haritası olarak bakamıyor. Bunların önümüzdeki dönemde hızlı şekilde gelişmesi lazım. Güney Kore’deki Samsung’un AR-GE merkezinde 33 bin mühendis çalışıyor. Türkiye’de 33 bin kişinin çalıştığı bir AR-GE merkezimiz yok. Dünya dönmeye devam ediyor, bizi beklemiyor. 100-150 yıldır AR-GE geleneği olan şirketlerle ve ülkelerle rekabet ediyoruz. Bu ülkeleri yakalayabilmemiz ancak, entelektüel-sosyal sermayenin doğru yönetebilmesiyle, daha fazla iş birliği yapılmasıyla, mevcut parçaların birlikte çalışmasıyla, paylaşımın hızlandırılmasıyla mümkün. TTGV’nin programlarının temel noktası da bu. Altyapı ve yetişmiş insan gücü olarak dünyadan bir farkımız yok. Sosyal sermayemizi nasıl yöneteceğimiz konusuna biraz daha yönelmemiz lazım. TTGV olarak da öğrenmeye çalıştığımız dinamik bu.

KOBİ’LERDE DÖNÜŞÜM SAĞLANMALI”

Türkiye olarak Sanayi 4.0’a direkt kanalize mi olmalıyız?

Sanayinin önemli sektörlerinin büyük kısmı dünyadaki zincirlerle zaten entegre vaziyette. İster istemez yukarıdan gelen yaptırımla, taleple beraber bu dönüşümü yaşamak zorundalar. Türkiye’de uluslararası düzeyde iş yapan sanayi firmalarımız, bu dönümü bir şekilde yaşıyor, kendi iş modellerini uyumlu hale getiriyor. Ama bunu tabana nasıl yayabiliriz? Türkiye’deki verimlilik, rekabetçilik, kârlılık sıkıntısı çeken KOBİ’ler bu dönüşümü nasıl sağlayabilir? Bu da bir ekosistem problemi. Sanayi 4.0’a bir otomasyon ya da bir tedarik problemi olarak baktık. Bu firmaların yatırım yaparak otomasyon seviyelerini yükseltmeleri lazım dedik. Ama gördük ki bu süreçleri de KOBİ’lere rehberlik edecek, onları yönlendirecek insan gücümüzde bir eksiklik var. O yüzden biz TTGV olarak bir ölçme ve değerlendirme metotlarının biraz daha standartlaşması ve gelişmesine yönelik bazı çalışmalar yapıyoruz. Türkiye ekonomisiyle, sanayisiyle, yetenek altyapısıyla dünyaya entegre durumda. Bu süreç öyle ya da böyle yaşanacak.

Son Güncelleme: 26.10.2020 14:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.