İLK ÜRÜNÜ PATENT AŞAMASINDA

Üzerinde çalıştığı iki AR-GE projesinden birinde mutlu sona yaklaşan Kimera Yaşam Bilimleri, yeni ürününü patent aşamasına getirdi. Şirket bu projede, halk arasında ağız sütü olarak bilinen ve kullanılmadığı takdirde gıda atığı haline gelen sığır kolostrumundan, enteral beslenme ürünü geliştirdi.

İLK ÜRÜNÜ PATENT AŞAMASINDA

Üzerinde çalıştığı iki AR-GE projesinden birinde mutlu sona yaklaşan Kimera Yaşam Bilimleri, yeni ürününü patent aşamasına getirdi. Şirket bu projede, halk arasında ağız sütü olarak bilinen ve kullanılmadığı takdirde gıda atığı haline gelen sığır kolostrumundan, enteral beslenme ürünü geliştirdi.

08 Şubat 2021 Pazartesi 10:24
İLK ÜRÜNÜ PATENT AŞAMASINDA

Haber: Esra ÖZSÜMER

Gıda ve sağlık alanında faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarına AR-GE yapma ve ürün geliştirme konusunda teknik danışmanlık hizmeti veren Kimera Yaşam Bilimleri, bir yandan da kendi AR-GE projelerini geliştiriyor. Son yılların gözde akımlarından olan ve Kovid-19 sürecinde hemen hemen herkesin gündemine giren sağlıklı gıda ve ‘gıdalardan olabildiğince nasıl yararlanabiliriz’ konusunu odağına alan Kimera’nın ortakları arasında biri tıp doktoru olmak üzere 3 akademisyen ve bir gıda sanayi profesyoneli yer alıyor. 2015 yılından bu yana beraber Ankara Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde faaliyet gösteren şirket, ortaklarının akademik ve sektörel bilgi birikim ve deneyimini, yeni ürün geliştirme ve firmalara AR-GE yapma konusunda destek sağlamak için buluşturuyor.

 

MUTLU SONA AZ KALDI

Şuanda üzerinde çalıştığı iki AR-GE projesinden birinde mutlu sona yaklaşan Kimera, yeni ürününü patent aşamasına getirdi. Şirket bu projede, halk arasında ağız sütü olarak bilinen ve kullanılmadığı takdirde gıda atığı haline gelen sığır kolostrumundan, enteral beslenme ürünü geliştirdi.

Kimera Yaşam Bilimleri Kurucusu ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barbaros Özer, her ikisi de 1507 - TÜBİTAK KOBİ AR-GE Başlangıç Destek Programı kapsamında desteklenen projelerden ilkinde, kolostrumun, yani ineğin ilk 24 saatlik sütünün fonksiyonel bileşenlerinin konsantre edilerek zarar görmeyecek şekilde, yüksek basınç teknolojisiyle minimal olarak işlenmesiyle tüketilebilir hale getirilmesi için çalıştıklarını belirtti. Projede sona yaklaştıklarını ve patent başvurusunda bulunduklarını anlatan Özer, “Yakın zamanda raporunu teslim edip kapatacağız ve ticarileşebilir prototipi çıkarmış olacağız” dedi.

 

 

YAYIK ALTI SIVISINDAN TAKVİYE

Diğer projelerinde ise sütçülük atıklarından yararlanarak bir yaşlı beslenmesi ya da sağlık hedefli gıda takviyesi ürünü geliştirme konusunda çalıştıklarını belirten Özer, “Bu projede tereyağı üretiminin atığı olan yayık altı olarak adlandırdığımız, proteinlerce zengin olan bir sıvıyı hedef odaklı tüketiciler için tüketilebilir hale getiriyoruz. Bütün bunlarda ısıl işlem uygulamadan gıda güvenliğini sağlayacak bir teknolojiyi uyguluyoruz” diye konuştu.  Özer, bu projenin de bu yılın haziran ya da temmuz ayında tamamlanacağını ifade etti.

 

PASTÖRİZASYONA ALTERNATİF

Yüksek hidrostatik basınç uygulamasını klasik pastörizasyona alternatif olarak kullanarak Türkiye’de ısıl işlem görmeden ama ısıl işleme eş değer bir gıda güvenliği sağlayacak şekilde süt ve süt ürünleri, meyve suyu gibi gıdaların geliştirilmesi konusunda çalıştıklarını kaydeden Özer, her iki projeyi de bu teknik çerçevesinde geliştirdiklerini vurguladı.

  

DEV FİRMALARLA ÇALIŞIYOR

Kimera Yaşam Bilimleri’nin minimal olarak işlenmiş ürünlerin gıda sektöründe hakim olmasına öncülük etmek isteyen bir kuruluş olduğunu kaydeden Prof. Dr. Barbaros Özer, ilgi alanlarından birinin de gıda ve sağlık alanında faaliyet gösteren firmalara danışmanlık hizmeti sunmak olduğunu anlattı. 2015’ten bu yana ulusal ve uluslararası firmalarla çalıştıklarını ve bu firmalar arasında Türkiye’nin ve dünyanın dev sanayi kuruluşlarının da yer aldığını kaydeden Özer, “Danışmanlık hizmetimizin genel çerçevesi, firmaların ürün geliştirme konseptlerine katkı sağlamak ve ürün kalite kontrol analizlerini yapmak. Gıda endüstrisinde maliyet ekinliği artırma konusunda hizmetlerimiz ve bu konuyla ilgili tamamlanmış projelerimiz var. Bunun dışında kalite kontrol eğitimleri, GNP eğitimleri, yeniden yapılanma eğitimleri gibi eğitimler de veriyoruz” şeklinde konuştu.

 

CİRONUN YÜZDE 100’Ü AR-GE’YE

Kimera Yaşam Bilimleri’nin ciddi anlamda ciro elde edebilen bir şirket haline geldiğini ifade eden Barbaros Özer, bu cironun yüzde 100’ünün AR-GE çalışmaları için harcandığını açıkladı. Firmanın 4 ortağının da Kimera dışında da profesyonel olarak iş hayatının içinde olduğunu anlatan Özer, “Dolayısıyla biz firmada ürettiğimiz bütün katma değeri firmanın AR-GE çalışmaları için harcama üzerine kendimizi odakladık” dedi. Şirketin bir patent başvurusu, birkaç tane de prototip haline dönüşmüş ürünü olduğunu ifade eden Özer, şunları söyledi: “Ama mevcut ekonomik koşullar dolayısıyla kendi ticari yapılanmamızı bir üretim boyutuna taşıyamıyoruz henüz. Kovid-19 bizi ciddi anlamda rahatsız etti. Stabil bir ekonomik yapılanmaya gittiğimiz andan itibaren hem kendi ürünlerimizi üretme hem de hizmet vermeye devam edeceğiz. Şu aşamada sürekli bir fikir ve prototip biriktirme durumundayız.”

 

“AŞI YAPABİLİRİZ AMA GÖZÜMÜZ ÇİN’DE”

Türkiye’de son yıllarda AR-GE’ye ciddi bir kaynak aktarımı olduğunu, AR-GE merkezlerinin sayısının giderek arttığını ifade eden Prof. Dr. Barbaros Özer, “Kovid-19 süreci bunu bize net bir şekilde gösterdi ki AR-Ge’ye dayalı bir katma değer geliştirmediğiniz sürece kriz anlarında ciddi miktarda dışarıya bağımlı hale geliyorsunuz. Bu nedenle Türkiye mental olarak doğru yolda” dedi. Buna karşılık AR-GE merkezlerinin büyük bir bölümünün evrensel anlamda AR-GE yapmadığı görüşünü savunan Özer, “Know-how şeklinde yurtdışından almış oldukları bilgileri veya prototipleri kendi üretim hatlarına adapte edebilmek için gösterdikleri çaba bir AR-GE gibi algılanıyor. Yani bizim sanayi sektörümüz sonucundan emin oldukları işlere giriyor. Bu yüzden bunu bir AR-GE değil de ÜR-GE olarak ya da know-how transferi olarak kabul etmek gerekir” diye konuştu. Türkiye’de gayri safi milli hasıladan (GSMH) AR-GE’ye ayrılan payın yüzde 1’e yaklaştığını hatırlatan Özer, “Bu kadar teşvik ve avantajlardan sonra ne kadarlık bir katma değer yarattı firmalarımıza ve Türkiye’ye? Ne yazık ki çok yüksek değil. İşte görüyoruz, Türkiye’de çok rahatlıkla kovid-19 aşısı yapabilecek bilgi birikimi ve altyapı var ama hala gözümüz Çin’de, Almanya’da” şeklinde konuştu.

 

“ENDÜSTRİYEL ÜRÜNLERDEN KORKMAYALIM”

Türkiye’de gıda sektörünün yeni bir ürün geliştirme konusunda tüketici reaksiyonlarını kestirememesi nedeniyle çekingen davrandığını ifade eden Barbaros Özer, “Tüketicimiz de çok konservatif, yeniliğe çok açık değil. Önüne yeni bir ürün konduğunda bu sefer de çok fazla sanayi prosesinden geçtiği için reaksiyon gösteriyor” dedi. Endüstriyel ürünlerin kesinlikle zararlı olduğu algısının yaygın olduğunu belirten Özer, “Yok böyle bir şey. Endüstriyel ürünlerden korkmayalım” diye konuştu. 83 milyonluk Türkiye nüfusunun yüzde 80’inin şehirlerde yaşadığını hatırlatan Özer, şunları söyledi:

 

“83 MİLYONU NASIL DOYURACAĞIZ?”

“Kendi gıdasını üretebilme becerisinden kopmuş bir kitleyi doyurmak zorundasınız. Böyle bir ortamda da gıda endüstrisini tamamen dışlayarak doğala dönmek çok mantıklı gelmiyor. Evde yoğurt yaparak hayat geçmiyor. Ama bundan da şu anlam çıkmasın; sanayiden çıkan her ürün mutlak güzeldir, doğrudur, iyidir gibi bir ifade kullanmak istemiyorum. Teknolojiyi doğru kullandığınız takdirde kesinlikle kontrolsüz üretim koşullarıyla karşılaştırılamayacak kadar avantajlı. Geleneksel üretimlerden kopmak demek illa sanayiye mahkûm kalmak demek değil. Butik üretimler de yapabiliriz. Ama sanayiyi yeterli bilgi donanımına sahip olmadan karalamaya kalktığımız zaman da bir kakofoni oluşuyor. 83 milyonu bahçemizde maydanoz yetiştirerek doyuramayız.”

Son Güncelleme: 09.02.2021 10:58
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.