banner93

Günümüzde, iklim değişikliğibaşta olmak üzere, ekolojik sistemdeki bozulmalar, nüfus artışları ve doğal kaynakların aşırı sömürülmesi gibi sorunlar tüm dünyayı etkilemektedir.

Hızla artan dünya nüfusu, plansız sanayileşme ve sağlıksız kentleşme, nükleer silah denemeleri, verimi artırmak amacıyla kullanılan tarım ilaçları ve kimyasal maddelerin kullanımı giderek çevre kirliliğine neden olmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak kirlenen hava, su ve toprak canlıların yaşamını olumsuz yönde etkileyecek boyutlara ulaşmıştır.

Yaşadığımız çevrenin korunması ve yaşam kalitemizin artırılması için, “doğa hakkı” ve “kent hakkı” ilkelerine kararlılıkla sahip çıkılması gerekmektedir. Ülkemiz bu ilke doğrultusunda, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi adım adım “yeşil ekonomiye” taşınmalıdır.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yüksek nüfus artış hızına sahip ülkelerden biridir. Birleşmiş Milletler tarafından yapılan nüfus tahminlerine göre, ülke nüfusu 2025 yılında yaklaşık 92 milyona yükselecektir. Söz konusu bu durum ülkemizin gelecekte de çevre sorunlarıyla karşılaşacağını göstermektedir.

Çevre sorunlarından biri olan hızlı nüfus artışı beraberinde plansız kentleşmeyi getirmektedir.

Artan nüfusun iyi yaşam alanı ihtiyacının giderilmesi için oluşturulan kentsel yaşam alanları kentsel sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çevre sorunları birbirlerine bağlı birinin etkisi ile diğerini ortaya çıkaran çevre sorunlarıdır.

Öncelikli olarak sürdürülebilir kaynakların verimli kullanılması ve adil dağıtılmasını sağlayacak tarım ve sanayi politikalarına önem verilmelidir. Söz konusu bu politikaların nitelikli kamu hizmetleri ve yenilikçi yerel yönetim projeleriyle desteklemesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, iklim değişikliğine neden olan sera gazı salınımlarının azaltılması için, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımları konusunda gerçekçi hedefler doğrultusunda hareket edilmelidir.

Geleceğimiz olan kuşaklara insanca ve sağlıklı yaşam koşulları yaratabilmek için tüm kaynakların eşitlikçi ve adil bir şekilde kullanılması şarttır.

Küresel ısınmayı önlemek için karbon salınımlarının sınırlandırılmasının büyük önem arz ettiği bir dönemde Türkiye toplam karbondioksit salınımında maalesef ilk sıralardadır. Bunun yanı sıra su zengini olan ülkemizin su kaynakları giderek azalmakta olup, kişi başına düşün miktar da sürekli azalmaktadır.

Çevreye ve topluma duyarlı bir Enerji Politikası için toplumla sözleşme yapılmalı ve toplum katmanlarının karşı çıktığı projeler uygulamaya konmamalıdır. Verimli tarım arazilerinde, ormanlarda, zeytinliklerde, balık üreme havzalarında ve SİT alanlarında enerji santrali kurulmamalıdır.

Öte yandan, tüm projelerde fizibilite çalışmaları ve uluslararası standartlara uygun Çevresel Etki Değerlendirme raporları istisnasız ön koşul haline getirilmelive havza planlaması kapsamında yer almayan, ÇED ölçütlerine uymayan, eko-sistemi tahrip eden hiçbir HES projesine onay verilmemelidir.

Gelecek kuşaklara temiz ve yaşanılabilir bir çevre bırakmak tüm insanlığın görevidir. Bu nedenle çevreye karşı duyarlı ve tepkili olmak her dünya vatandaşının görevi ve refleksi olmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.