26 Nisan 2017 Çarşamba

YERLİ ÜRÜN TANIMINDA PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ

13 Şubat 2017, 11:40
YERLİ ÜRÜN TANIMINDA PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ
Prof. Dr. Yunus ÇENGEL
 

Giriş
Bir ülkede gelişmişlik düzeyi ile refah ve zenginliğin evrensel ölçüsü, o ülkede bir yılda üretilen mal ve hizmetlerin toplam değeri olan milli gelir ve milli gelirin ülke nüfusuna bölünmesiyle hesaplanan kişi başı milli gelirdir. Bir ülkede ne kadar çok mal üretilip hizmet sunuluyorsa, o ülkenin milli gelirinin de o kadar yüksek olacağı açıktır. Bu yüzden ülkeler, en yüksek katma değerli mal ve en yüksek kaliteli hizmet üreterek yerli üretimi ve bunun sonucu milli geliri sürekli arttırmaya çalışırlar. 

Devletler için arzu edilen şey, ülke insanlarının ihtiyaçlarını yerli mal ve hizmet alarak karşılamaları ve böylelikle milli gelire katkı yapmalarıdır. Bireyler ise önce kendilerini ve menfaatlarini sever ve doğal olarak sınırlı kaynaklarıyla kendilerine en yüksek fayda sağlayan ve değer/maliyet oranı yüksek yani yüksek kaliteli düşük maliyetli mal ve hizmetlere yönelirler. Birey odaklı günümüz dünyasında kişisel menfaat hissi çoğunlukla milli menfaat hissine ağır bastığından, bireyler yerli/ithal ayrımı yapmadan değer/maliyet oranı yüksek ürünlere yönelirler. Devletler de halkı yerli ürüne zorlamak için vergi silahını kullanmak durumunda kalırlar ve ülkenin sınırlarını yüksek gümrük duvarları ile örerler. Bu korumacı yaklaşım, makul çizgiyi aşınca ülkede seçkin bir azınlığa haksız kazanç sağlayıp çoğunluğu düşük kaliteli ürünlere mahkûm eden bir mekanizmaya dönüşür ki ülke gelişimini olumsuz etkiler. Korumacı ekonomilerde adil bir yarış ortamı ve dünya ile rekabet etme baskısı olmadığı için, bu toplumlardan global ölçekte rekabetçi ürünlerin çıkması da zordur.  Yani iyi bir iş yaptıklarını düşünerek yüksek gümrüklerle yerli üretimi koruyanlar, aslında farkında olmadan ülkelerini dünya ile yarıştan koparmaktadır.

Yeni dünya düzeninde global rekabet
Bir ülke, ürününü satın almak zorunda olduğu ülkeye ne kadar bağımlı ise o ülke de ürettiği ürünü satıp gelir elde ettiği ülkelere en az o kadar bağımlıdır. Bir ülkede bir şehir veya bölgenin kendi içine kapanıp diğer şehir veya bölgeden ürün satın almak yerine ihtiyaç duyduğu herşeyi kendi üretmeye kalkması durumunda, o şehir veya bölgenin kısa bir süre sonra ekonomik harabeye döneceği ve herkesin o şehir veya bölgeden kaçmak için fırsat gözleyeceği açıktır.

Herşeyin hızla değiştiği ve dünün doğrularının bugün yanlış oluverdiği günümüz dünyasında, bir kurum, firma veya ülkede politikalar belirlenip kararlar alınırken geçmişin ezberlerinden sıyrılıp akıl ve bilimi rehber alarak çıktı-odaklı bir yaklaşım sergilemek elzemdir. Bugünün zeminine ekilen fikir tohumlarının gelecek zaman diliminde ne tür meyveler vereceği en güncel bilgi ışığında objektif olarak irdelenmeli ve kararlar ona göre verilmelidir. Bu hızlı değişen dinamik ortamda hareket serbestliği, hızlı karar verme ve hesaplı risk alma rekabetçilik için son derece önemlidir. Bu da etkin kalkınma hamlelerinin devlet eliyle değil ancak özel sektör eliyle gerçekleşebileceği anlamına gelmektedir. O yüzden, devlet yeni ürün gelişimi için uygun zemini hazırlamalı ve gerekirse destek mekanizmaları oluşturmalı, ancak kendisi ‘milli projeler’ kategorisi altında rekabetçi ürün geliştirme macerasına girmemelidir. Global piyasalarda rekabet gücü olmayan bir ürünün yerel piyasada da rağbet görmeyeceği unutulmamalıdır.

Yerli malında eski paradigma: Ürünlerde yerli parça oranı
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca 13 Eylül 2014 tarihli ve 29118 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Yerli Malı Tebliği’ne  göre bir sanayi ürününün yerli malı olarak kabul edilebilmesi için ürünün yerli katkı oranının en az yüzde 51 olması ve üretim sürecinin önemli aşamalarının ve ekonomik yönden gerekli görülen en son esaslı işçilik ve eylemin Türkiye’de yapılmış olması gerekmektedir. Yerli katkı oranı da ithal girdi maliyeti düşüldükten sonraki nihai ürün maliyetinin, ithal girdi maliyetini de içeren nihai ürün maliyetine bölünmesiyle elde edilmektedir. Yerli Malı Belgesi, firmalara kamu ihalelerinde yüzde 15’e kadar fiyat avantajı sağlanmaktadır. Nihai ürün maliyeti de yerli ve ithal malzeme, işçilik, enerji, kira, amortisman vb maliyetlerden oluşur. TOBB Yerli Malı Belgesi Düzenleme Esaslarına göre, yurt dışından temin edilen lisans, patent, royalty vb. giderler ile yurt dışından alınan danışmanlık hizmetleri ithal girdi maliyetleri kapsamında değerlendirilir. 

Bu tür parça ve işçilik gibi ‘girdi’ odaklı yaklaşımlar, montaja dayalı ve bütündeki katma değerin fazla olmadığı 1950 öncesi dönemlerde bir anlam ifade edebilirdi. Ancak en önemli girdinin bilgi olduğu ve rutin imalat işlerinin de robotlara terkedildiği çağımızda bu yaklaşım zamanın gerçekleri ile bağdaşmamaktadır. Artık bütünün, parçalarının toplamından çok daha fazla olduğu ve bütünün değerinin parçalarının değerleri toplamından çok daha yüksek olduğu gerçekliği ile yüzleşmelidir. Ve parçalara değil bütüne, daha doğrusu bütündeki çarpan etkisine ve katma değere odaklanmak lazımdır. Örneğin Japonya’nın Mitsubishi Electric firması tarafından üretilen 7 bin 700 kg ağırlıktaki Türksat 4A ve 4B uyduları 571 milyon dolara maloldu. Yani birim fiyatı 74 bin dolar/kg – ki birim fiyatı 50 bin dolar/kg olan külçe altından bile daha yüksektir. Uydu yapımında kullanılan malzeme fiyatlarının pek de yüksek olmadığı dikkate alınırsa, uydunun gerçek değerinin kritik önemdeki parçaların değerleri ile uydunun bir bütün olarak gördüğü işlemden geldiği görülür. 
Bir ürünün bir ülke için gerçek değeri, o ürünün parçalarının yüzde kaçının o ülkede imal edildiği veya işçiliğin yüzde kaçının yerli olduğu ile ilgili değildir ve bu tür yaklaşımlar artık terkedilmelidir. Modern yaklaşım ürün, parça imalatı ve istihdama bağımsız olarak bakılması ve piyasa dengelerini zedeleyen suni dayatmalardan kaçınılmasını gerektirir. Bir ülke, ürünlerin yerli parça oranını ve yerli istihdam miktarını bir kriter yapmadan dünya piyasasındaki tüm parçalardan en cazip olanlarını kullanarak en yüksek katma değer sağlayacak ve rekabet gücü yüksek olacak şekilde üretilmesini amaçlamalıdır. 

Eğer parça imalatı yapacak ise, bunu parça ithalatına giden paranın ülkede kalması gibi dar mülahazalarla değil, büyük düşünüp global piyasada ciddi bir pay kapmak için yapmalıdır. Parçayı da gerekli Ar-Ge yatırımları ile sürekli geliştirip rekabetçi tutma altyapısını oluşturmalıdır. Örneğin GE, CFM, Pratt&Whitney ve Rolls-Royce firmaları uçak yapmazlar; ama ticari uçakların tamamına yakınının jet motorlarını onlar yaparlar ve yıllık 25 milyar dolarlık pazarı paylaşırlar.  

Başka bir örnek vermek gerekirse, ABD’nin 2015 cirosu 96 milyar dolar olan Boeing firması, uçaklarını parçaların çoğunu diğer ülkelerden ithal ederek imal etmektedir ve kimse bundan bir rahatsızlık duymamaktadır.  Boeing ve diğer ABD havacılık şirketleri herşeyi yerli yapmaya kalkmak yerine, sadece dünya çapında rekabetçi oldukları ve sürekli inovasyonla bu rekabetçi avantajı koruyabilecekleri parçalara odaklanmaktadırlar. Bu odaklanma sonucu ABD şirketleri ürettikleri uçak parçalarını ihraç ederek 2014’de ABD’ye dış ülkelerden 56 milyar dolar gelir sağlamışlardır.  

APPLE: Yerli ürün tanımını sorgulatan firma 
Yerli ürün ve firma tanımında geçmişin ‘girdi’ odaklı yaklaşımından günümüzün ‘çıktı’ odaklı yaklaşımına geçişi temsil eden en çarpıcı örnek, ABD’nin Silikon Vadisi’nde yer alan Apple firmasıdır.

iPhone’ların arkasındaki “Designed by Apple in California; Assembled in China” yazısından da anlaşılacağı gibi, iPhone’ların tasarım ve yazılımı ABD’de Apple tarafından yapılmakta, ancak telefonlar Çin’de Foxconn firması tarafından üretilmektedir. Kullanılan parçaların büyük çoğunluğu da ABD dışındaki ülkelerden gelmektedir. Örneğin işlemci ve çipler, Samsung (Güney Kore) ve TSMC’den (Tayvan); piller, Samsung ve Huizhou Desay Batteri’den (Çin); kamera, Sony’den (Japonya); ekran, Japan Display, Sharp (Japonya) ve LG’den (Güney Kore); flaş bellek, Samsung ve Toshiba’dan (Japonya); karışık sinyal çipleri NXP’den (Hollanda); Jiroskop, STMicroelectronics’den (Fransa, İtalya); yarıiletkenler, Texas Instruments, Fairchild ve Maxim Integrated’den (ABD); ivmeölçerler, Bosh (Almanya) ve Invensense’den (ABD); RF modülleri, Win Semiconductor (Tayvan) ve Qualcomm’dan (ABD); dokunmatik kimlik sensörü de TSMC ve Xinte’den (Tayvan).  ABD menşeli ürünlerin birçoğu da Asya ülkelerinde üretilmektedir.


1. https://www.sanayi.gov.tr/Files/Attachments/OtherFiles/yerli-mali-tebligi-912015095847.pdf.
2. http://www.statista.com/statistics/261934/world-commercial-aircraft-engine-manufacturer-market-share/
3. https://en.wikipedia.org/wiki/Boeing
4. http://trade.gov/topmarkets/pdf/Aircraft_Parts_Top_Markets_Report.pdf
5. http://www.macworld.co.uk/feature/apple/are-apple-products-truly-designed-in-california-made-in-china-iphonese-3633832/

Bu makale Yeni Türkiye Dergisi, Temmuz-Aralık 2016, Sayı 89, s. 336-354, Bilim ve Teknoloji Özel Sayısı-II’de yayımlanmış daha geniş kapsamlı çalışmanın bir bölümüdür.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    YAZARLAR Tümü
    banner74
    banner75
    E-GAZETE
    • Sanayi Gazetesi, Haberleri, OSB, teknopark, ar-ge, portali, rehberi - 24 Nisan 2017 Manşeti
    • Sanayi Gazetesi, Haberleri, OSB, teknopark, ar-ge, portali, rehberi - 20 Nisan 2017 Manşeti
    ARŞİV
    banner82