Bir ülkenin, belki de savunma sanayi kadar kritik ve bir o kadar da nitelikli yatırımı hak eden unsuru, hiç şüphesiz sağlık.

Sektörde gündem oldukça meşgul. Vurgusu sıkça yapılan yerli ilaç çalışmaları açık ara, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan aldığı güçle başı çekiyor.

Erdoğan’ın talimatını hatırlatmakta fayda var:

“Yürütülen yerli ve milli ilaç çalışmalarının hızlandırılması gerek. Bu konuda yapılacak çalışmalar ile katkılar bu kurulun en önemli gündemlerinden biri olmalıdır.”

Antibiyotik bağımlılığından girdi, ithal ilaçtan çıktı Erdoğan.

Haliyle sektörde kıpırdanmalar çoğaldı. Özellikle uzun süredir atakta olan biyoteknoloji firmaları için, sektörün etkin ve öncü STK’ları düğmeye basmaya ve yetkili mercilere ses getirecek projelerden bahsetmeye başladı.

Tam da bu noktada sektör oyuncularına çekilen setler hevesli paydaşların tadını kaçırarak; amiyane tabirle mevzuya bir tek kelimeyle limon sıktı:

“Ruhsat”.

Akabinde ise “ticarileşme”

Yerli ilaç, ticarileşemeden raf ömrünü tamamlıyor. Ruhsatlandırma iptalleri sektörü sağa sola yalpalatıyor. Ruhsatlar çıkmıyor, iptaller had safhada. Komisyon masasından dönen ilaçlar bir yana,  verilenler de aynı yıl içerisinde geri alınıyor. Belki de 10- 15 TL’ye mal edilebilecek ilaç, ruhsatlandırma ve ticarileştirme sorunu ardında raflarımızda yerini alamadan eriyip gidiyor. Üstelik suda değil, kağıt üzerinde…

Yerli ilaç firmalarına geçit veren yok. Milli sağlık sanayisinin önündeki bariyer ne zaman kalkar merak konusu.

İsmini vermeyeceğim, lakin Türkiye’nin sağlık sektörünü domine eden önemli firmaları ve yerli ilaç üreticileri de benzer şikâyetlere sahip. Sektörün en güçlü kurum ve kuruluşları bu bağlamda meseleye el atmaya muktedir, şüphesiz. 

Sadede gelelim:

Türkiye’nin neden yerli ilaca ihtiyacı var?

Meme kanserinin tedavisinde kullanılan Tamoxifen’den yola çıkarak, meselenin özünü anlatabilirim diye düşünüyorum.

Hani şu, içerisindeki anti-östrojen maddesi nedeniyle vücut geliştiren erkeklerde jinekomasti denen meme sarkmasını önleyen ve bu nedenle spor salonları tarafından stokları eritilen ilaç…

Daha düne kadar kanser hastalarının umudunu tüketen, ithalatı durdurulduğu için insanları karaborsa alım yapmaya mahkûm eden, fiyatı 30 TL civarında iken 300 TL gibi fahiş bedellerle hasta yakınlarına vicdansızca satılmaya çalışılan altın değerindeki madde…

Elde etmek için forumlarda hastaların ve hasta yakınlarının birbirleriyle yarıştığı, bir kutu ilacı birbirini tanımayan 3 kişinin paylaştığı, bakanlık ve kurumların telefonlarının kilitlendiği manzaralar daha dün gibi.

Bu ilacın karaborsaya düşmesi Türkiye’nin bir ayıbıydı.

Bunun gibi örnekler çoğalmasın, insanların hayat devamlılıkları pamuk ipliğine bağlı kalmasın, kotalar ve alım durdurmaları en yakınlarımızın yaşamını etkilemesin, Türkiye’nin yerli üretim şevki kırılmasın diye; ilaçta dışarıya bağımlı kalmamak ve sektördeki yerimizi uluslararası arenada belirlemek için;

Yerli ilaçta sipariş veren ve yüklü gemilerin karaya yanaşmasını bekleyen değil, üreten olmak zorundayız.

İlaç Ar-Ge’sine dönük sinerji üreten teknoparklar anlamlı çalışmalar yürütüyor. İhtisasını sağlık alanında kurgulayan teknoparkların sayısında artık ciddi bir artış bekleniyor. Önemli sektör oyuncularını bünyelerinde barındıran teknoparklar, bu anlamda çok güçlü bir alternatif.

Yerli ilaçla ilgili bu vurgu Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın da satır aralarında yakalanabilir. Yerli Difteri-Tetanos (Dt) aşısı için ruhsat almanın yakın olduğu müjdesini kamuoyuyla daha birkaç gün önce paylaşan Koca’nın bu sözleriyle teknoparkları işaret ettiğini düşünmek yanlış olmasa gerek:

“Bilginin mülkiyetine sahip olmadan yerli üründen söz etmek mümkün olmaz. Belki geçiş döneminde alım garantileriyle ve başka teşviklerle teknoloji transferini yapabiliriz, ancak bu sadece ‘yetkinlik elde etmek için bir araç’ olmalıdır. Bu sayede ülkemizde bu üretim süreçlerini ve tekniklerini bilen nitelikli kişi sayısının arttırılması, alt yapının buna uygun olarak geliştirilmesi ve nihayetinde kendi markalarımızın olması sağlanabilir.”

Diyeceğimiz o ki; aranan kan, bir teknoparkın kapısının ardında olabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mahmut Nazım Can 2018-12-11 15:25:47

Her zaman olduğu gibi sizi tebrik ediyorum Tuğçe Hanım! Titiz bir araştırmacı, olgun bir kalem ve aydınlatan perspektifleri sunan bir gazetecisiniz. Değerli yazılarınızı takip etmeye devam edeceğim..

Misafir Avatar
Sanayi Gazetesi (Tuğçe Erol) 2018-12-11 16:59:21 @Mahmut Nazım Can

Mahmut Bey Merhabalar;
Öncelikle güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Okurlarımızdan beğeni almak bizi besleyen birincil unsur her zaman... Sevgiler.

Beğenmedim! (0)