Türkiye’nin Ar-Ge’si yerli oto için yeterli

Türkiye’nin model Ar-Ge firmalarında Teknodorm Genel Müdürü Gökhan Vargin Gök Türkiye’deki teknoloji firmalarının yerli otomobil için gereken Ar-Ge desteğini sağlayabilecek birikimlere sahip olduğunu söyledi.

Türkiye’nin Ar-Ge’si yerli oto için yeterli

Türkiye’nin model Ar-Ge firmalarında Teknodorm Genel Müdürü Gökhan Vargin Gök Türkiye’deki teknoloji firmalarının yerli otomobil için gereken Ar-Ge desteğini sağlayabilecek birikimlere sahip olduğunu söyledi.

20 Ekim 2011 Perşembe 15:11
Türkiye’nin Ar-Ge’si  yerli oto için yeterli
            Gebze OSB Teknopark katılımcılarından Teknodorm Robotik ve Otomasyon’un Genel Müdürü Gökhan Vargin Gök, Sanayi Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Türkiye’nin n en çok destek alan firmaları arasında yer alan Teknodorm’un Genel Müdürü Gökhan Vargin Gök, KOSGEB, TÜBİTAK ve kalkınma ajansı gibi kuruluşların desteklerinden faydalanmak isteyen KOBİ’lere yol gösterecek deneyimlerini Sanayi Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şenol Aydın ile paylaştı.
            Verimliliği arttırmak, üretim kalitesini geliştirmek, üretimin sürekliliğini sağlamak, prosesleri kontrol altına almak, üretim güvenirliği arttırmak, imalatta emniyet koşullarını geliştirmek, çalışma ergonomisini sağlamak, fire ve revizyon işçiliğinin düşürülmesi sağlamak isteyen firmalara robot sistemini öneren Gök, otomasyon sisteminin uzun vadedeki kazanımlarını; nitelikli personel, planlı bakım sürecine geçiş, sabit maliyet, üretimde devamlılık, üretimde esneklik, kamülatif artan maliyet kazancı, pazarlamada kalite avantajı, firma gelişimi ve çalışan memnuniyeti olarak sıraladı.
            Teknodorm’un vizyonunu “Her geçen gün kendini alanından geliştiren, sıra dışı olmanın yolunun dünyanın geleceğini tayin edecek yüksek teknolojik ürünler ve sistemler geliştirmekten geçtiği düşüncesiyle hareket eden, başarı ve hizmetin kaynağının insan gücü ve zekâsı olduğu bilinciyle yatırımlarını insan odaklı olarak geleceğe yapan, yenilikçi ve girişimci bir firma olmak hedefi ile ilerlemek” olarak tanımlayan Gök, teknolojiyi geliştirerek Türkiye’yi teknolojik olarak daha ileriye taşıyacak firmalar arasında lider olmayı misyon olarak belirlediklerini ifade ediyor.
            Yerli otomobil üretimi için ihtiyaç duyulabilecek AR-Ge desteğinin Türkiye’deki teknoloji firmalarının karşılayabileceğini söyleyen Gök, “Türkiye’nin teknolojik seviyesini çok iyi biliyoruz. Türkiye’nin seviyesi teknolojik anlamda, yaratıcılık anlamında inanınki dünyanın her yerinden fazla yeterli. Türk insanının yaratıcılığı, tasarım kabiliyeti inanın hiçbir yerde, hiç kimsede yok” dedi.                                
 Teknodrom tam olarak ne işi yapıyor. Firmanızla ilgili detaylı bilgi verir misiniz?
 
            Biz tedarikçimizden,  bu tedarikçi de Türk endüstrisi anlamında gelen her talebi başlangıçta çözümü üretmekten tutun en sonunda sistemin bilgisayar ortamında tasarlanması, simülasyonlarının yapılması, sonra onun üretiminin yapılması, üretimden sonra montajının yapılması, sonra bunlarının yazılım programlarının geliştirilmesi neticesinde bunun fabrikamızda kurulumunun yapılması, çalıştırılması, testlerinin yapılması, müşteriye kurulup sonra o müşteri ne derse onun üretilmesi, üretim yapıldan sonra da bunun çalışma grubuyla satışlar arası hizmetlerin bakımı ve onarımının yapılmasıdır. Peki iş ne? İş çok nettir bizde; İllaki robotlu bir otomasyon sistemi olması gerekir bizde. İşin içinde robot olmak zorunda. Biz robotlu otomasyon sistemi derken örneğin bir otomobil üreteceksiniz ve otomobilin bir sürü parçası var. Şase parçaları en önemli parçalardır mesela. Çünkü aracın üzerinde yürüdüğü aksandır. Şase parçası derken aracın dingili, motor taşıyıcı grubu, salıncak kolları gibi parçalarından bahsediyoruz. Bunlar artık günümüzde neredeyse bütün otomobillerde robotlar tarafından üretiliyor. Çünkü güvenlik normlarından dolayı. Biz insanın yapacağı kaynağa güvenemiyorsunuz. İnsan taşıdığınız bir şeyde insan hatasına güvenemiyorsunuz. Eğer siz bir araç üretecekseniz bu aracın dingilini de üretecek bir robotik desteğe ihtiyacı vardır. Bize tasarımı gelir bu dingilin “Şu parçalardan üretilecek dingil” denir. O parçanın tasarımından hareketle bir tesis öneririz müşterimize. Deriz ki “ Bu parçayı 10 tane robotla, şu etapları geçerek ve şu kaliteyi vaad ederek üretiyoruz yada üreteceğiz” diyoruz. Sistem çözümümüzü sunuyoruz. Müşterimiz sistem çözümümüzü beğenirse siparişini veriyoruz projeyi yapmaya başlıyoruz.
            Ayrı bir sektörden örnek verecek olursa; tekstil endüstrisi firmalar, tekstil ürünlerini yurt içinden ve yurt dışından tedarik ediyorlar. Bize diyorlar ki “Tedarik ettiğimiz ürünleri bir hatta toplayıp bunları bir skada sistemi ile takip etmek istiyoruz ve bayilerimize yönlendirmek istiyoruz. Bunu da otomatik olarak yapmak istiyoruz.” Çünkü inanılmaz bir mali akıştan söz ediyoruz. Bunu da insan ortamıyla yapmak mümkün değil. Biz oraya robotlu sistem önerisi getiriyoruz. Robot alıyor kasaların içindeki elbise ve kıyafetleri döküp ayrıştırıyor. Çamaşır makineleri ve bulaşık makineleri gibi bu tarz bütün ürünler üretilirken bunun altında çok detaylı parçalar var. Bu parçaların üretiminde, montajında aynı şekilde bunların hepsine kullanabiliyorsunuz.  
            Başka bir örnek verecek olursak; Bir yat yapılacaksa bu yat kompozitten üretiliyor. Kompozitten üretilen bu yatın en başta modellerinin olması gerekiyor. Modelleri ve kalıpları üretecek robot sistemlerini kuruyoruz. Bunlar CNC tezgah gibi çalışan sistemlerdir. Yani özetle aklınıza gelebilecek her alanda biz anahtar teslim sistem çözümleri sunuyoruz. Bu sistem çözümleri mühendislik hizmetleri, tasarımlar, A’dan Z’ye hepsi bizim tarafımızdan üretilir.
 
Sizden başka bu çalışmaları yapan firmalar yok mu?
 
            Piyasada robotlu sistem yapan birkaç firma var tabi. Ufak tefek proje sistemleri yapılıyor. Teknodrom’a gelen projeler ise zor, teknoloji seviyesi yüksek ve nitelikli projelerdir. Çok basit projelerde zaten Teknodrom’un çok büyük bir rekabet avantajı yoktur. Ama iş birazcık teknoloji seviyesi yükseltilmeye gelince Teknodrom Türkiye’de değil dünya çapında ön plana çıkar. Teknodrom, TÜBİTAK’ın AR-GE projesi anlamında en fazla destek alan KOBİ’lerinden birisidir. Hatta yazılım firmalarını bir kenara çıkarırsanız en fazla AR-GE projesi yapan KOBİ’dir Teknodrom. Yaklaşık 15 tane patenti vardır. Yaptığı projelerin içerisinden çıkmış patentler. Bu patentlerle geliştirdiği sistem çözümleriyle zaten İstanbul Sanayi Odası İnovasyon Ödül’ü aldı. TÜBİTAK’ın verdiği Teknoloji Ödülü’nü kazanmış bir firma. Tofaş’ın ürettiği neredeyse bütün otomobiller bizim kurduğumuz sistemlerde üretilmekte. Burada bahsettiğimiz sistemler en az 20 robotlu sistemlerdir. Büyük tesislerden bahsediyoruz. Bunu tabi yurt dışından lokal kaynakla yapılması iki tane çok büyük avantaj getiriyor. Birinci avantaj maliyet avantajıdır. Siz netice itibariyle daha uygun fiyatlarda yapıp müşterilerinizin lehine kullanıyorsunuz. Aynı zamanda ithalat ikamesi yapıyorsunuz bu zamanda. Benden almazsa nereden alacak? Gidecek yurt dışından alacak. Eskiden bu böyleydi. Bizden alarak ülke ekonomisine çok ciddi katkıda bulunuyorsunuz. İkinci en büyük fayda ise hizmeti direk olarak yanı başınızda bulunuyorsunuz. Yani bu işi, bu firma Türkiye’den alarak servisi ve desteği anında alarak yakınında firmadan alıyor. Bu da onun güvenilirliğini arttırıyor. Renault’ta aynı şekilde bütün üretimi bizim kurduğumuz 20 robotla sistemlerde gerçekleştiriliyor.
            Teknolojik seviye olarak ödül aldığımız projeden örnek verecek olursak geleceğin malzemesi olarak çelik değil, alüminyum ikinci planda ama kompozit ürünler yani karbonfiber gibi mukavemeti son derece yüksek aynı zamanda hafifliği son derece hafif malzemeler artık gündemde. Uçaktan tutunda artık savunma sanayisindeki birçok ürün hatta roketlere kadar kompozit malzemelerle yapılıyor. İşin en ilginç ve Türkiye’de ki önemi ise elektrikli otomobiller gündemde. Bunlarla ilgili yatırımları ve AR-GE çalışmalarını duyuyoruz. Elektrikli otomobilin en önemli unsuru aküsüdür. Akü ömrü direk olarak aracın ağırlığıyla alakalıdır. Siz aracın ağırlığını ne kadar düşürürseniz, o kadar az enerji harcayacağınızdan dolayı yakıt pilinizin ömrü uzun olmakta. Dolayısıyla birebir elektrikli araçların geliştirilmesinde tamamen kompozitlere yönelmiş durumda. Burada çok farklı teknolojiler var.
 
Yerli otomotivde bu dönemde çok gündemde. Türkiye’nin AR-GE firmaları yerli otomotiv üretimine cevap verecek yeterlilikte mi?
 
            Ben kesinlikle olduğuna inanıyorum.  Biz Türkiye’de malzemesinden motoruna kadar, dingilinden rulmanına kadar, tedarikçi, geliştirici ve üretici distribütör bağlamındaki bütün herkesle iç içeyiz. TAYSAD’ta ki neredeyse bütün firmalarla ana otomotiv sanayisindeki istisnasız bütün firmalarla iç içeyiz.  Türkiye’nin bu alandaki teknolojik seviyesini çok iyi biliyoruz. Herkesten daha iyi biliyoruz. Yaptığımız işten dolayı savunma sanayisindeki teknolojiyi de çok iyi biliyoruz. Türkiye’nin seviyesi bunun için fazlasıyla yeterli . Teknolojik anlamda, yaratıcılık anlamında inanınki dünyanın her yerinden fazla yeterli. Türk insanının yaratıcılığı, tasarım kabiliyeti inanın hiçbir yerde, hiç kimsede yok. Ama yetersiz olan tek bir şey var, genelde de onun üzerinde duruluyor zaten; Pazar ve pazarlayabilme gücü. O konuda bir güvensizlik var. Güvensizlik bence çok yanlış o güvensizlik şu anda pazarlardaki büyük oyuncuların mevcut yapılarını bozmalarından endişe etmelerinden kaynaklıdır. Ama teknolojik olarak, teknik olarak, alt yapı olarak hatta maliyetlendirme açısından en ufak bir engel yok. Çok hızlı ve çok kaliteli bir şekilde bu yapılabilir. İnanıyorum ki sonrasında da mutlaka pazarını  da bulur ve yürür gider.
Bir otomobilde en çok aradığımız şey yakıt tüketimi, karbon monoksiti , emisyon gücü, mukavemeti. Geliştireceği zaman bunlara uymak zorunda. Bunlara uyunca da ortaya kalite ve güvenilirlik ortaya çıkıyor. Dünyanın en kaliteli ürünleri hem otomobil bazında hem yedek parça bazında bu ülkede üretiliyor. 4 ülkeden insanla toplantı yaptım. Bu ülkedeki insanların hepsi bir araya gelip Türkiye’de parça üretiyor şuanda. Türkiye’de parça üretmelerinin sebebi sadece maliyet değil kaliteli üretim yapıldığı için üretim yapıyorlar. Daha öncesinde İngiltere ve Almanya’da üretilen ürünler burada üretiliyor. Türkiye’nin bir de güveni var. Böyle bir kaliteli faktöre sahipsek neden kendimize güvenip de bu yollara girmeyelim. Biz çok istiyoruz açıkçası.
  
DESTEKLER GÜZEL, KULLANIM YAYGIN DEĞİL
 
AR-GE’ye verilen destekleri yeteli buluyor musunuz? Ayrıca teknoloji geliştiren firmalar daha çok ne gibi sıkıntılarla karşılaşıyor?
 
Teknoloji geliştiren firmaların problemleri başlangıçta finansaldır. Teknoloji geliştirmede Ar-Ge ve Ür-Ge var. Ür-Ge sattığınız üründen geliştirme yaptığınız için bütçesi belli. Çok daha rahat geri dönüşler yapılabiliyor. Ar-Ge’de hemen çalışma bittikten sonra bir kazanç beklememeniz gerekiyor. Ar-Ge süreci uzun bir süreçtir. Ucu açık bir süreçtir. Kazanç hesaplarınızı, bütçe hesaplarınızı mutlaka yapmanız gerekiyor. Mutlaka sabırlı olmanız gerekir. Maalesef Türkiye’de bu kültür henüz yerleştirilmiş değil. Yani Ar-Ge’yi Ür-Ge gibi çalışmayı yaptıktan sonra arkasından tıkır tıkır para kazanmaya başlayayım diye bir kültür var. Öyle bir şey yok. Yeni nesil bunu aşmış durumda. Genç nesil girişimci ruhu ve iş alma iştahıyla daha fazla Ar-Ge almaya yöneldi. Fakat birinci nesil olarak tabir edeceğimiz parayı gerçekten zor kazanmış ve belli bir noktaya getirmiş ve risk almaktan korkan kazancını mümkün mertebe devam eden güncel işiyle yapmaya çalışan ama çok fazla riske yatırmak istemeyen bir nesil var ki onlar Ar-Ge’den hala daha korkuyor. Bu gittikçe değişiyor. Ar-Ge’ye verilen önemden dolayı ve diğer firmaların kazanımları görüldükçe bu değişim artıyor. Tabi ki teknik anlamda yetersizlik herkesin aklına gelir. Her türlü Ar-Ge’yi yapacak teknoloji bu ülkede var mı, yok. Tabi ki bu ülkede gerekte yok. Çünkü siz teknolojiyi globalleşmeden ötürü nerelerde bulursanız alırsınız. Geliştirilen projelerin büyük bir kısmı maalesef Türkiye’de yok.  Ama bunları çok kolay bir şekilde artık bu ülkeye getirebiliyorsunuz yada bu ülkede yapabiliyorsunuz. Ama dünyanın her yeriyle çalışmanız gerekiyor. İşin güzel tarafı da burada. Bu işe girdikten sonra dünyanın her yerinden bu teknolojileri aldıkça çok şey öğreniyorsunuz. Daha fazla ne yapabilirim? Onu öğreniyorsunuz. Yeter ki o yola girin. İşin en ilginç tarafı da çok zevkli ve güzel bir yol. Bu işe başlayınca başka bir işte yapamazsınız zaten o yolda devam edersiniz.
            Destekler kısmına gelirsek fazlasıyla yeterli. Fakat fazla, bunlar adet olarak fazla. Şimdi TÜBİTAK destekleri başta sistematik yapısı son derece güzel ve düzgün. İnanılmaz derece profesyonelce yürütülen ve düzgün bir yapısı var. Eğer firmalar biraz cesur olup onlardan faydalanma yoluna girerlerse bir projeden sonra arkası devam ediyor. Kurulan yapı ve denetlemedeki hocalar ve yine TÜBİTAK üyesindeki kişiler son derece bilgilidir ve aynı zamanda destek oranları da son derece güzel. Destekler güzel ama kullanım her seviyeye yeterince yayılmış mı bilmiyorum. Açıkçası ben dünyanın en çok destek alan KOBİ’lerinden birisiysem bence yayılmamıştır. Çünkü bizden çok daha büyük çok daha destek alacak firmalar var ve almıyorlar. Bu destekler de biliniyor artık. Kuruma karşı güvensizlik değil de Türk insanında bir şey tık, hemen olsun bitsin. Yani uğraşmak istemiyor insanlarla. Bir kere uğraşıyorsunuz öğreniyorsunuz sonra arkası geliyor. Danışmanla bu işler yapılıyor çoğunlukla.
 
  DESTEK ALABİLMEK İÇİN UĞRAŞMAK LAZIM
 
Türkiye’nin en çok destek alan firmalarından biri olarak desteklerden faydalanmak isteyen KOBİ’lere önerileriniz nelerdir?
 
            Biraz uğraşmayı göze alacaklar. Dosya, dokümantasyon hazırlığı var bu işin. İlkinde biraz uğraşmanız gerekiyor. Projenizi anlatmanız gerekiyor. O çalışmayı kimse kendisi yapmak istemiyor. Danışmanlara yaptırmak istiyor ama danışmanlar kendi başına nasıl anlasın projeden, gelip gelip size soruyor. Ben bir firmanın üreticisi olarak sizin fazla zamanınızı alsam; Bununla uğraşıncaya kadar başka satışlar yapardım diyorsunuz ve işin içinden kenara çekiliyorsunuz. Hatta ikincisinde sizin uğraşmanıza gerekmiyor artık. Siz kendi içinizde bir sistem kurduktan sonra otomatik yürüyor. İlki çok önemli bunu da fark etti zaten. TÜBİTAK, ‘KOBİ Sanayicisi Giriş Desteği’ diye ek bir destek çıkardı ki bu kültür başlasın girsin bir firmanın içine diye. Bunun haricinde KOSGEB’in çok ciddi destekleri var. Bu destekler açıklandı ama orada benim açımdan belirsizlikler var. O desteklerin alt yapısı ve nasıl kullanılacağı konusunda henüz belirsizlikler var onların netleşmesi gerekiyor. KOSGEB’in böyle bir dezavantajı var. TÜBİTAK merkezi bir yönetim sistemi ile yönetiliyor. KOSGEB ise İstanbul’da da destek veriyor Diyarbakır’da da destek veriyor. İstanbul’da ki koşullarla Diyarbakır’da ki koşulları aynı tutarsanız ortada hiç kimseye destek veremezsiniz. Onun için biraz daha esnek olmanız gerekiyor.  Ama bu esneklikte size paralelinde çok net tanımlamalara izin vermiyor.  Çok net tanımlamalar yaptığınızda birisinden birisine yan koyuyorsunuz KOSGEB’te bunu istemiyor. Bir keresinde bu destekler kullanıldıkça ve yaygınlaştıkça oturacak. Bunun oturması için zaman gerekiyor ve biz o periyottayız. Açıkçası öyle bir şey olacağını bekliyorduk tabi. Yıllardır Sanayi Bakanlığı’nın en önemli unsuru Ar-Ge, Bilim ve Teknoloji dile getiriliyor. Türkiye’nin geleceği vizyon özellikle 2023 hedefleri için özellikle bu yönde ilerleyeceğimiz söyleniyor. Eğer böyle vizyon varsa bunların yapılması çok doğrudur.
            Sanayi Bakanlığı’nın da çök güzel destekleri var. Teknoloji merkezi olma yolunda önemli bir teşvik destekleri var vergisel anlamda. Net bir örnek vermek istiyorum. Bizim gibi Ar-Ge yapan, teknoloji geliştiren firmaların gelişmesi için bir engel özellikle altını çizmek istiyorum. Örneğin bir arsa tahsisi gibi bir destek kararı çıktı Sanayi Bakanlığı’ndan. Şimdi bu arsa destekleri ile ilgili öncelikle istenen nitelikli bir üretim ya da yatırım yapılmasıydı. Bölgesel belirlenmiş arsaların başlıca işletmelere yatırımları uygunsa tahsis edileceği söylendi. Bu duruyor işte nerede ne kadar? Desteklere baktığımızda İstanbul Bölgesi’nde destekler sıfır.  Şu açıdan bakarsak eğer İstanbul ve Kocaeli teknolojik anlamda gelişmiş, sanayi alanında gelişmiş zenginleşmiş bölgeler. Buralara daha fazla teşvik verilmesin. Ama bizim şimdi vizyon hedefimiz ne? Kendi kendine yetebilen teknolojisini geliştiren ve 2023 yılında 500 milyar üzerinde ihracat yapan firma olmak ve ihracatını da ithalatıyla karşılayan bir firma olmak. Bunun için nitelikli ürün üretmeliyiz. Teşvik sistemimizi de buna göre yapılandırmamız gerekiyor. Siz eğer İstanbul ve Kocaeli gibi alanda gerçekten bu vizyonla hareket edecek, bu vizyona bizi götürecek şekilde Ar-Ge firmalarına destek vermezseniz ben maalesef bir Erzurum’da bir Diyarbakır’da bir robotik firma kuramam. Ben teknolojinin yoğun olarak kullanıldığı bu bölgenin içerisinde yer almak zorundayım. Burada bunu geliştirmek zorundayım. Ama buradan diğer tarafa o bölgelere yine destekler ve teşvikler çok daha yüksek seviyede verilmelidir. Ama AR-GE ve üst seviye teknoloji diyorsak bence bunun için bölgesel sınır konulmamalı. Çünkü bizim tarzda firmaların o bölgelere gitme şansı yok. Gitse bile bu ülkenin kaybı olur. Çünkü hızımız inanılmaz seviyede gerilemeye başlar. Tek bir örnek; kompozit teknoloji ödülünü kazanmış bir proje. Ben bu projeyi bu bölgede yapmak zorundayım. Partnerlerimle, tedarikçilerimle, ulaşımımla ve ithal ettiğim ürünle bile yani benim buradaki gümrük, vergi dairesi vs. onlar bile bu işi biliyorlar yani. Çünkü ben bunu aktif bir şekilde yapabiliyorum. Dolayısıyla lokalizasyonun burada olması gerekiyor. Bu durumda ben teknolojiyi en üst seviyede geliştiren bir firma olarak hiç bu tarz teşvikten yararlanamıyoruz. Dolayısıyla Ar-Ge’si yüksek seviye teşviklerin bu tarz engellerinde düşünülerek kaldırılması gerekir diye düşünüyoruz.
 
 

OTOMASYONLA İSTİHDAM, ÜRETİM,  KAPASİTE, KALİTE VE SATIŞLAR ARTAR

 
Otomasyonun istihdam kaybına sebebiyet verdiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bu değerlendirmeler karşısında siz neler söylemek istersiniz?
           
            Biz ilk robotlu sistemlerimizi 2004 yılında kurduğumuzda 450 civarında insan çalışıyordu. Firmanın kendisinin daha önce aldığı iki tane robotu vardı. Şu gün 40’a yakın robotlu sistem kurduk oraya firmamızdaki personel sayısı da yaklaşık 800 civarında. Robot sayısını 20 kat arttırmışız ve personel sayısını 2 kat artmış. 40 tane robot koymuşsam o zaman bu mantıkla eksilmesi gerekirdi değil mi? Ama artmış… Robot ne yapıyor? Tofaş’ı örnek verecek olursak; bundan 2006 yılına kadar Tofaş’ın robot sayısı 20 yada 30’u geçmezdi. Daha çok manuel yöntemlerle üretim yapılmaya çalışılırdı. Çünkü Tofaş’ın istihdam kapasitesinin 2 kat artmasıyla birlikte robot sayısı binlere dayandı. Robot asla Türkiye’de bir işçinin yerine kullanılmıyor ve kullanılamaz. Eğer o işi robotla yapmak zorundaysan o robotu alıyorsun. İşçinin yerine dahi koysan maalesef kaliteli olmayan ve işi sadece hamallık olan parça kaldırmak olan işçileri siz orada kaldırıyorsunuz ve oraya robot koyuyorsunuz. Ama o robotu oraya koyduğunuzda kaliteniz artıyor. Üretim hızınız artıyor, üretim sisteminiz yalın ve daha düzgün bir hale geliyor. Satış potansiyeliniz artıyor. Çünkü siz robotla üretim yapan bir firma haline geliyorsunuz. Güvenilirliğiniz ve kontrolünüz artıyor. Bütün bu kazanımlardan dolayı satışınız artıyor. Satışınız artınca siz firmanızı büyütmek zorundasınız. Firmanızı büyütünce bu sefer daha kalifiye ve daha çok istihdam etmek zorundasınız. Robot kullanıcıları için Türkiye’de ki senaryo budur farklı bir senaryo yoktur. İstihdam artar, üretim artar, kapasite artar, kalite artar ve satışlar artar bunun beraberinde kazançlar artar. Asla ve asla tek bir örnek yoktur robot kullanımı arttı diye istihdamı azalan bir firma.
 

PAZAR OLUŞTURMAK DEVLET POLİTİKASI OLMALI
Türkiye’nin artık katma değeri yüksek ürünleri üretmesi ve ihraç etmesi gerektiği gündeme getiriliyor. Bunun gerçekleştirilebilmesi için Ar-Ge üzerine düşen sorumluluklar neler?
 
Biz aynı zamanda ithalatçı bir firmayız. Aynı zamanda Türkiye’de üretilmeyen birçok ürünü ithalat etmek zorundayız. Peki ya bu Türkiye’de üretilmeyenleri Türkiye’de yerli üretme şansımız var mı? Teknolojik olarak var. Tamamen pazar talebinden dolayı üretilmiyor. Dolayısıyla hiçbir şekilde rekabet etme şansınız olmuyor. Özel ekipmanların üretiminde pazar oluşturmak lazım. Bunu bir devlet politikası haline getirmek lazım. Bununla ilgili bir takım çalışmalarda yapılıyor. Talepleri toplamaya ve ortak hareket etmeye yönelik çalışmalar yapılıyor. Bunlar ilerde meyvelerini verecektir mutlaka ama bugün için bizde ithalatçıyız. Ama onlar geliştirirken bize düşen iş eğer benim yerli firmam o ürünü geliştiriyorsa ona destek vermeliyim. Geliştirirken destek vermeliyim. Müşteri olarak onun tedarikçisi olarak destekçisi olmalıyım. Aynı zamanda onun ününü de kullanmalıyım. Teknolojiyi geliştirme yolunda her türlü destek olmalıyım ama bu konuda üniversitelere daha çok iş düşüyor. Üniversitelerin sanayi ile iş birliği her iki tarafında şikayet ettiği bir şeydir. Onunla ilgili bir takım üniversite personelinin sanayi kuruluşlarında çalıştırılması ile ilgili yasal prosedürler var. Onların çözülmesi gerekir. Öteki türlü iki farklı kuruluş evlenemiyor. Evlenemeyince de ortaya maalesef güzel bir ürün çıkamıyor.
Son Güncelleme: 18.07.2017 15:39
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.