TÜBİTAK, TTO Programı kapsamında desteklediği TTO’lardan özellikle; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilen buluşlar” başlıklı 121’inci maddesi kapsamında anılan;

  • Buluş bildirimleri sayısı,
  • Ulusal patent başvurusu sayısı,
  • Patent cooperation treaty (PCT) kapsamında uluslararası patent başvurusu sayısı,
  • Tescil edilmiş ulusal patent sayısı,
  • Tescil edilmiş uluslararası patent sayısı,
  • Başka bir kurum ya da kuruluşa lisanslanmış ve/veya hak sahipliği devredilmiş patentlerle ilgili lisans anlaşması sayısı
  • Lisans ve/veya devir sözleşmelerinden faaliyet dönemi içerisinde elde edilen gelir tutarı (TL cinsinden)

konularındaki performanslarını artırmasını beklemektedir. Ayrıca, TTO’ların sürdürülebilirliğinin lisanslama gelirlerine doğrudan ilintili olduğu belirtilmektedir.

22 Aralık 2016 tarihinde kabul edilen 6769 sayılı Kanun’un getirdiği en önemli değişiklik, yükseköğretim kurumlarında yapılan buluşların mülkiyet hakkının ilgili yükseköğretim kurumuna verilmesi olmuştur.

Söz konusu 6769 sayılı Kanun öncesinde geçerli olan, 24.6.1995 tarih ve 551 sayılı “Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” uyarınca üniversitelere bağlı fakülte ve yüksekokullarda bilimsel çalışma yapmakta olan öğretim elemanlarının yaptığı buluşlar, serbest buluş sayılmaktaydı. Bu hususun yeni kanunda değiştirilmesinin nedeni ise “TTO’ların üniversitelerindeki buluşlara ulaşmasını kolaylaştırmak, böylece patent tescil ve lisanslama sayısını artırmak” olarak ifade ediliyordu.

Beklenen oldu mu? Maalesef hayır olmadı ama olmayacağı da belliydi. Kanun hakkındaki tereddütler gerek tasarı aşamasında gerekse yasalaştıktan sonra birçok kurum/kuruluş tarafından Türk Patent ve Marka Kurumu’na iletildi. Hiçbir şey değişmedi, değiştirmediler…

Buluşların üniversitelerin mülkiyetine geçmesi ile birlikte fikri hakların satışı ve lisanslanması süreçlerinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na tabi oldukları görüşü ortaya çıkmıştır. Kanunda bu husus açıkça yazılı olmamakla birlikte herhangi bir uzmanın gösterdiği tereddütün İhale Kanunu’na uyulması gerektiği anlayışını yarattığı düşünülmektedir.

Bürokratların iki ana grupta sınıflandırılabileceği söylenebilir; birisi bir işi yapmak için kanunda “yapılır” ifadesinin olmasını gerekli görür, diğeri ise aynı işi yapmak için kanunda “yapılamaz” ifadesinin olmamasını yeterli görür. İkinci gruptaki bürokrat sayısının çok olmadığını düşünmek yanlış olmayacaktır. Özellikle, hiyerarşik yapının hakim olduğu üniversitelerde bir uzman/yönetici (alt veya üst) “teknoloji transferinin İhale Kanunu ile bir ilgisi yoktur” diyemeyecektir.

Dolayısıyla, zaten güç bela alıcı bulunan buluşlar için önce muhammen bedel belirleme işlemlerinin ardından ihale ilanı verilecektir. Teklifler toplanacak, ihale komisyonu değerlendirecek ve “ihaleye fesat karıştırıldı” gibi suçlamalara da meydan vermeyecek şekilde tüm süreç büyük bir titizlikle yürütülecektir. Aksi takdirde, kamunun zarara uğratıldığı suçlaması ile karşılaşılabilir. Kamu zararı oluşup oluşmadığının Sayıştay yargılaması yanı sıra kontrol, denetim ve inceleme ile diğer yargılama süreçleriyle tespit edildiği göz önüne alınırsa hiçbir uzman/yönetici bu konuda risk almaz, alamaz.

Aynı Bakanlık bünyesinde faaliyet gösteren TÜBİTAK, TÜRKPATENT gibi kurumların TTO’ların karşı karşıya kaldıkları bu güçlükleri bilmiyor olmaları mümkün değildir. O nedenle, bile bile bu soruna çözüm bulunmaması da yazının başlığındaki soruyu düşündürüyor!

TTO’ların lisanslama yapması gerçekten isteniyor mu?

Lisanslama bir başarı göstergesi ise, TTO’ların başarılı olması yoksa istenmiyor mu?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.