Ülkemiz teknoloji transfer ofislerinin (TTO), gelişmiş ülkelerdeki örneklerine göre önemli bir farkı vardır. Bizim TTO’lar bir arayüz olarak tanımlanmıştır, ama tek yönlü kurgulanmışlardır. Öncelikli görevlerinden birisi, üniversitedeki birikimin sanayiye akmasını sağlamaktır.

Bu akışın olabilmesi için TTO, ya üniversitedeki buluşlara sanayicinin ilgi duymasını sağlamalı ya da üniversitenin sanayicinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmalar yapmasının yolunu bulmalıdır.

Arz odaklı çalıştıkları ve genellikle faaliyetlerini kendi coğrafi bölgeleri ile sınırladıkları için TTO’ların söz konusu akışı sağlamakta zorlandıkları bilinmektedir.

Talep odaklı çalışabilmek için de sanayicinin beklentilerinin, ihtiyaçlarının dökümünü çıkarmak gerekir ki, zor bir iştir. Ayrıca, sanayicinin üniversiteyi temsil eden birisiyle bu konuları paylaşma ihtimali de çok azdır. Hâlbuki, üniversite ve sanayi ortaklığı olan TTO elemanının firma ziyareti “Üniversite elemanının ziyareti” olarak algılanmayacaktır. Sanayici, kendi elemanı ile buluşma/görüşme rahatlığını hissedecek ve sahiplenecektir.

Talep odaklı çalışma modelini, üniversitelerin akademik özgürlüğüne müdahale olarak değerlendirenler olsa da buradaki amaç, üniversitenin tanımından gelen evrensellik ilkesini kaldırıp kapısına “anonim şirket” levhası asmak kesinlikle değildir. Bu modelden kastedilen öğretim üyelerinin, arzu ettiği takdirde, uzmanlık alanlarındaki uygulamalı konularla da ilgilenmelerine imkân yaratmaktır.

Talep yaratmak, talep toplamak konusundaki zorlukları aşmanın yolunun, olası talep sahipleri olarak sanayiyi de yapının içine almak olduğu açıktır. Ancak, sanayinin TGB ortaklıklarında olduğu gibi, sembolik ortaklığı olmamalıdır. Sanayici TTO’nun yönetim kademelerinde yer almalı, yaptırım gücü olmalıdır. Tabii ki sanayicinin de belirli ölçüde maddi katkı yapmayı da kabullenmesi gerekir.

Böyle bir ortaklıkta, sanayinin yapacağı maddi katkıdan ziyade yaratacağı iş potansiyeli ve yönlendirmeler önemli olacaktır. TTO’ların hizmet portföylerini ve insan kaynakları ile yetkinliklerini bu bilgiler ışığında güncellemesi kurumsal sürdürülebilirliklerine de katkı sağlayacaktır. Dolayısıyla TTO’lara sanayi ortaklığı imkanı verilmeli ve arz ile talep aynı çatı altında buluşturulmalıdır.

TTO’larda sanayi ortaklığından sadece şemsiye kuruluşların, STK’ların ortaklığı anlaşılmamalıdır. Farklı ölçekteki sanayi işletmelerinin de ortaklığına imkân tanınmalıdır. Şemsiye kuruluşların yaklaşımıyla şirketlerin yaklaşımı, doğal olarak, farklı olabilmektedir. Çünkü, eli taşın altında olanlar şirketlerin sahipleridir ve onların TTO’lardan beklentileri de daha somut ve gerçekçi olacaktır.

Üniversite-sanayi ortaklı kurulacak TTO’ların en önemli üstünlüğü özerklik olmalıdır. Tarafların beklentileri doğrultusunda belirlenecek başarım ölçütlerine göre her yıl sonunda TTO yöneticileri değerlendirilmeli ve doğrudan TTO yönetim kuruluna karşı sorumlu olmalıdırlar. Yönetim kurulu da ortaklara hesap vermelidir. Dolayısıyla, mevcut yapıda olduğu gibi, rektörün veya üniversite yöneticilerinden birisinin değişmesi, TTO’nun yeniden yapılandırılmasını gündeme getirmemelidir. Özerkliğin sağlanması için yeni bir tüzel yapı kurmaya veya yasal düzenlemeye gerek yoktur. TTO için belirlenecek ortaklık yapısı, çalışma ilkeleri, hak ve sorumlulukların bütününün bir “aile anayasası” mahiyetinde anlaşılması yeterlidir. Bu modelin kilit noktası, üniversite ve sanayi kesimlerinin bu iş birliğinden beklentilerini somutlaştırmalarının zorunlu olduğudur.

TTO’lar TÜBİTAK’ın programı ile ülke gündemine girmiş ve sağlanan destek tutarı itibariyle de tüm rektörlerin ilgisini çekmiştir. Bir müddet sonra da rektörler tarafından bir prestij unsuru olarak algılanmıştır. Her rektör, üniversitesinde başarılı bir TTO’ya sahip olmayı istemektedir. Ama başarılı olmanın tanımı yapılmamaktadır. Tanımsız bir hedefin peşinden koşmak ile kırda gezinmek arasında fark yoktur…

Benzer şekilde, organize sanayi bölgelerinde kurulan TGB yönetici şirketleri bünyesindeki TTO’lar da üniversiteyi mutlaka ortak yapmalıdır.

Burada önerilen model, TÜBİTAK’ın 1997-2006 yılları arasında uyguladığı ÜSAMP (Üniversite Sanayi ortak Araştırma Merkezleri) Programı’nın ruhudur. Uluslararası literatürde üçlü sarmal (triple helix) olarak adlandırılan bu model, üniversite ile sanayinin ortaklığını ve kamu adına TÜBİTAK’ın yönlendiriciliğini gerektirir.

Görüldüğü gibi; mevcut TTO modelinin üçlü sarmal modeline göre eksik bir unsuru vardır ve o da sanayidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.