Yaklaşık son iki aydır dünya genelinde ve ülkemizde etkili olan Covid-19 salgını hem yaşam hem de iş yapış şekillerini önemli ölçüde değiştirdi. Virüsün bu türünün Dünya Sağlık Örgütünce pandemi olarak ilan edilmesinin ardından bireysel sağlığın korunması ve sosyal mesafe önem kazanırken, işletmeler açısından neredeyse sektör gözetmeksizin ayakta kalabilmek ve sürdürülebilirlik başat unsurlar olarak ortaya çıktı.

   

Nakit akış yönetimi artık daha önemli

Ekonomimizin itici gücü ve belirleyicisi bilgi, mal ve hizmet üretim gücümüz ve bu güç sayesinde yaratılan değerdir. Bu anlamda kamusal faaliyetlerle birlikte ticaret ve sermaye şirketleri, serbest meslek faaliyetlerinde bulunanlar, esnaf ve sanatkarlar ve çiftçilerimiz dahil diğer ekonomik aktörler bu gücün belirleyicisidir. Bu ekonomik aktörler açısından önemli olan gelir ve kar edilmesi olmakla birlikte en az bunlar kadar önemli olan başka bir husus ise temel ihtiyaçların karşılanmasını ve mevcut yapının sürdürülebilirliğini sağlayan nakit akışıdır. Öyle ki fatura düzenleyebilirsiniz ve geliriniz kağıt üzerinde oluşabilir ancak iş tahsilatlarınızın gerçekleşmesine ve böylelikle ekonomik açıdan harcama akımına katkı yapmaya veya borçlarınızın ödenmesine gelince özellikle yaşadığımız bu salgın günlerinde ülke olarak çeşitli zorluklar yaşamaktayız. Nakit akışını camdan bir topa, geliri ise lastik bir topa benzetebiliriz ve öyle ki nakit akışında oluşabilecek darboğazlar ve gecikmeler için telafi edici tedbirler alınamazsa mikro ve makro ölçekte büyük sorunlar oluşabilir.

   

Alınan tedbirler ve yapılabilecekler

Bu kapsamda kamu otoritesi tarafından nakit akış yönetimine de destek olabileceğini düşündüğümüz çok çeşitli tedbirler yürürlüğe konulmuştur. Bunlar arasında sermaye şirketlerinin 2019 yılında elde edilen net dönem karının 30.09.2020 tarihine kadar en çok yüzde 25’ine kadarlık kısmının dağıtılabilmesi, işyeri kira ödemelerinin ifa edilmemesi halinde uygulanabilen fesih veya tahliye hakkının sadece 01.03.2020-30.06.2020 tarihleri arasında geçerli olmak üzere uygulanamaması, mücbir sebep halinde olduğu kabul edilen 16 adet sektörde faaliyet gösteren kurumlar vergisi mükellefleri ile gelir vergisi mükellefleri için vergi-prim beyan ve ödemelerinin üç aydan altı aya kadar ertelenmesi, kısa çalışma ödeneği, işsizlik maaşı, kamu bankalarınca sağlanan nakit desteği ve kredi imkanları gibi uygulamalar bulunmaktadır. Yukarıda yer verdiğimiz düzenlemeler oldukça etkili olmakla birlikte genel olarak tüm sektörler bu salgından etkilenmiş olduğundan yapılacak yeni düzenlemelerle; mali yükümlük ertelemesinin tüm mükellefleri kapsayacak şekilde genişletilmesi ve özellikle KOBİ ölçeğindeki şirketlerin kredi imkanlarının arttırılması ile kredi temin etme sürecinin hızlandırılmasının önem taşıdığını değerlendirmekteyiz.   

   

2020 yılı geçici dönem gelir ve kurumlar vergi dönemleri

Mevcut düzenlemeye göre hem kurumlar hem de gelir vergisi mükellefleri için 2020 yılının ilk 3 aylık dönemine ilişkin geçici dönem gelir/kurumlar vergisi beyannameleri mayıs ayının 14’üne kadar verilecek ve tahakkuk eden vergi de aynı ayın 17’sine kadar ödenecektir. Hâlihazırda 2020 yılı mart, nisan ve mayıs dönemlerine ilişkin KDV ve muhtasar beyannamelerinin, sosyal güvenlik kurumu prim hizmet bildirgelerinin ve 2019 yılı kurumlar vergisi beyannamelerinin beyan ve ödeme sürelerinin de uzatıldığını dikkate aldığımızda; yalnızca 2020 yılına özgü olacak şekilde geçici dönem beyannamelerinin 6 aylık dönemlerde (yılda iki kez) beyan edilerek, ödenmesinin ekonomik sistemi rahatlatacak bir uygulama olabileceği kanısındayız.  

   

Kredi imkanlarının genişletilerek, kredi onay sürecinin hızlandırılması

Bir diğer önerimiz ise, kamu ve özel sektör bankalarınca düşük faiz ve anapara-faiz ödemelerini öteleme imkanı veren kredi kolaylıklarının arttırılması ve kredi aktarım sürecinin mümkün mertebe kısa süre içinde sonuçlandırılması yönünde olacaktır. Bu konu gerek mikro gerekse makro düzeyde etkileri olması sebebiyle acil ve hızla karar alınması gereken konuların başında gelmektedir.

   

Bu dönemde şirketlerin yönetim kurullarına önemli sorumluluklar düşmekte.

Şirketlerin yönetim ve temsil organı olan yönetim kurullarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu önemli sorumluluklar yüklemiştir. Salgın nedeniyle öne çıkan husus yönetim organının tüm gelişmeleri yakından izlemesi, mevcut ve olası riskleri değerlendirmesi, bu risklere karşı gerekli tedbirleri zamanında alması ve bunları yazılı hale getirmesidir. Öyle ki, 6102 sayılı Kanun’un 378’inci maddesine göre hisse senetleri borsada işlem gören sermaye şirketlerinin riskin erken saptanması ve yönetimi ile ilgili uzman bir komite kurulması, sistemin çalıştırılması ve geliştirilmesi ile yükümlü oldukları hüküm altına alınmıştır. Komitenin yönetim kuruluna her iki ayda bir raporlama yapacağı ve bu kapsamda durumu değerlendireceği, varsa tehlikelere işaret edip, çözüm üreteceği belirtilmiştir. Sermaye şirketi dışındaki şirketlerde ise benzer bir komitenin denetçinin gerekli görmesi ve yönetim kuruluna yazılı olarak bildirmesi hâlinde kurulacağı ve komitenin raporlama yükümlülüğünün de olduğu ifade edilmiştir.

Yaşanılan salgın döneminde çalışanlara gerekli uyarıların yapılması, iş yapış şekline ilişkin çözümler sunulması ve bu kapsamda çeşitli önlemler alınmasının yine yönetim kurulunun sorumlulukları arasında olduğunu özellikle belirtmekte fayda bulunmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.