banner93

Savunmamız “hücum”da

Ülkemizin önemli bir aşama gösterdiği savunma sanayinde yerli üretimin ve ihracatın artmasına yönelik önemli planlar var. Türkiye’nin 2023 yılı hedeflerinde sektörden beklenen ise 25 milyar dolarlık ihracat.

Savunmamız “hücum”da

Ülkemizin önemli bir aşama gösterdiği savunma sanayinde yerli üretimin ve ihracatın artmasına yönelik önemli planlar var. Türkiye’nin 2023 yılı hedeflerinde sektörden beklenen ise 25 milyar dolarlık ihracat.

04 Ekim 2013 Cuma 08:45
Savunmamız “hücum”da


   Savunma gerek kişisel, gerek kurumsal, gerekse ulusal anlamda çok büyük önem taşıyan bir kavram. Ülkeler için savunma, ülkenin var oluşunun temel güvencesi, dayanağı. Savaşı çağrıştırdığından ötürü antipatik olarak algılanan bir terim olsa da, savunmasız olmuyor. Bir de savunma için silahları kendin üretmeyince. Türkiye bu konuda sanayisi geliştikçe önemli mesafe aldı ama istenen seviyede değil. Daha fazla yerli üretim ve özellikle daha fazla ihracata ihtiyaç var. Tüm planların bu düzlemde yapıldığı ülkemizde savunma sanayinin, 2023 yılı hedeflerimizde de ayrı bir önemi var. 500 milyar dolarlık ihracatın yüzde 5’inin, 25 milyar dolarının savunma sanayinden yapılması bekleniyor.

İhtiyacın yüzde 54’ü yurt içinden

2002-2012 arasındaki savunma sanayindeki gelişmelerin anlatıldığı Ak Parti Ar-Ge Başkanlığı’nın hazırladığı kitapta, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Milli sanayimizle güçlenen milli savunmamız, ülkemiz menfaatlerinin koruyucusu ve bölge ülkelerinin istikrarının teminatı olacaktır” sözüne yer verildi.  Hangi ülkelere hangi ürünlerin ihraç edildiğinin ayrıntılı olarak belirtildiği kitapta Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, savunma sanayinde ihtiyaçların yüzde 54’ünün yurtiçinden karşılandığını söyledi. Yılmaz, “Ülkemizin dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi içine girme hedefi çerçevesinde, 2023’te savunma, güvenlik ve havacılık ihracatımızı 25 milyar ABD dolarına çıkarmayı hedefliyoruz” dedi. Kitapta 2023 vizyonu olarak da şu hedeflere yer verildi: “Jet eğitim uçağı, istihbarat uydusu, muharip uçak, çıkarma gemisi, TF 2000 fırkateyni, orta sınıf helikopter” dedi.

Osmanlı’nın yükselme devrine kadar uzuyor

Türkiye’nin savunma sanayi için günümüzdeki hedefi buyken sektörü enine boyuna değerlendireceğimiz bu yazı dizisinde sektörün tarihine ilişkin de biraz bilgi edinmekte fayda var: Türk savunma sanayiinin temeli Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme devrine kadar uzanmakta olup, top ve savaş gemileri gibi çağın en önemli harp araç ve gereçleri tamamen yerli imkanlarla üretilmiştir. Bu dönemde, “Tophane-i Hümayun” İmparatorluk silah sanayiinin temelini oluşturmuş ve bir defada 1060 top döküm ve ayda 360 kg barut üretim kapasitesine ulaşılmıştır. Ayrıca, savaş gemisi üretim kapasitesi ve teknolojik düzey de Avrupa ülkelerinin çok ilerisinde olmuştur. İnebahtı Savaşı’ndan sonra tamamen yok olan İmparatorluk Donanması’nın, beş aylık bir dönemde 200 gemi olarak yeniden inşa edilmesi, Osmanlı Tersaneleri’nin üretim kapasitesinin boyutunu ortaya koymaktadır.

İlk fabrikayı Şakir Zümre kurdu

Bununla birlikte, Türk savunma sanayii 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’daki teknolojik gelişmelerin dışında kalmaya başlamış ve Birinci Dünya Savaşı sırasında etkinliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu nedenle, Cumhuriyetin ilk yıllarında savunma sanayiine ilişkin ciddi bir altyapı devralınmamış, bu alandaki faaliyetler Kurtuluş Savaşı sırasında kurulan birkaç üretim tesisi ile sınırlı kalmıştır. Türkiye'nin ilke ve en büyük  özel sektör savunma sanayi fabrikasının temelleri 1925 yılında Şakir Zümre tarafından tamamı yerli sermaye ile İstanbul Haliç'te atılmıştır.

Topyekün sanayileşmenin parçası

Cumhuriyet döneminde savunma sanayii, topyekûn sanayileşme ve kalkınma hareketinin önemli bir parçası olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda, ilk planlı dönemde savunma sanayiinin devlet eli ve yönlendirmesiyle geliştirilmesi öngörülmüştür. Karşılaşılan tüm iktisadi ve teknolojik olumsuzluklara rağmen, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ulusal savunma sanayiimizin temelini oluşturacak nitelikte bazı yatırımlar yapılmış, başta Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu olmak üzere, özellikle silah-mühimmat ve havacılık sektörlerinde önemli girişimlerde bulunulmuştur. 1940 yılında Nuri Demirağ uçak fabrikası tarafından NUD36 eğitim uçağı 24 adet imal edilmiş, 1944 yılında ise NUD-38 altı (6) kişilik yolcu uçağı üretilmiştir.

Duraklama dönemi

Cumhuriyet döneminde milli bir savunma sanayiinin tesisi hedefi istikametinde gerçekleştirilen girişimlere rağmen, İkinci Dünya Savaşı’nda ve sonrasında İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından sağlanan hibe ve yardımlar ile Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) girişiyle artış gösteren askeri yardımlar, henüz kuruluş aşamasında bulunan savunma sanayiinin gelişmesini durdurmuştur. Bu kapsamda, 1941–1944 döneminde Ödünç Verme ve Kiralama (Lend and Lease) Kanunu çerçevesinde ABD tarafından Türkiye’ye 95 milyon dolarlık savaş malzemesi verilmiş, ayrıca 1945 yılında Türkiye ve ABD arasında yapılan Askeri Yardım Antlaşması ile İkinci Dünya Savaşı sırasında sağlanacak askeri yardım bir anlaşma ile taahhüt altına alınmıştır. Savaş sonrası dönemde ise Truman Doktrini ve Marshall Planı çerçevesinde ABD tarafından sağlanan yardımlar ile, bir yandan Türk ordusunu modern silahlarla donatarak Türkiye’nin savunma gücünü arttırmak, diğer yandan ise askeri harcamaların ekonomi üzerinde yarattığı olumsuz etkinin azaltılması amaçlanmıştır…

Dönüm noktası

1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla başlayan süreçte ise, ihtiyaç fazlası savunma teçhizatının müttefik ülkelerce hibe edilmesi, savunma ürünlerinin yurt içinde üretimini engelleyen bir diğer önemli dönüm noktası olmuştur. Bununla birlikte, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu silah, araç ve gereçlerin geliştirilmesi çabaları, Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde 1954 yılında kurulan Ar-Ge Daire Başkanlığı ile birlikte gündemde tutulmaya çalışılmışsa da arzulanan sonuçlar elde edilememiştir. 1964 yılında Kıbrıs bunalımı sırasında, müttefik ülkelerden alınan savunma teçhizatının Türkiye’nin ulusal çıkarları doğrultusunda kullanılması ihtiyacı hasıl olmuş; ancak başta ABD olmak üzere, bazı müttefik ülkelerce çıkarılan engeller sebebiyle savunma ihtiyaçlarının karşılanmasında diğer ülkelere mutlak bağımlı hale gelinmesinin sakıncaları kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gözler önüne serilmiştir.

Son Güncelleme: 04.10.2013 08:48
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.