Yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 25 olacak

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, 2023 hedefine odaklanan Türkiye’de üniversite sanayi işbirliğinin önemini kaleme aldı. Ergün üretimde ileri teknoloji ürünlerin payının yüzde 25 olacağını söyledi.

Yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 25 olacak

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, 2023 hedefine odaklanan Türkiye’de üniversite sanayi işbirliğinin önemini kaleme aldı. Ergün üretimde ileri teknoloji ürünlerin payının yüzde 25 olacağını söyledi.

21 Ekim 2013 Pazartesi 13:40
Yüksek teknolojili ürünlerin  payı yüzde 25 olacak


  Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün üniversite sanayi işbirliğini, Hürriyet Gazetesi’nin eğitim sayfası için kaleme aldığı, “Üniversite – sanayi el ele” başlıklı köşe yazısında değerlendirdi. Bugüne kadar San-Tez programı ile 735 projeye 140 milyon TL’nin üzerinde kaynak aktardıklarını belirten Ergün üretimimizde yüksek teknolojili ürünlerin payının yüzde 25 olmasının hedeflendiğini söyledi. Bu hedeflere ulaşmak için üniversite sanayi işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Bakan Ergün yazısında şu görüşlere yer verdi:

Biz bir ülkedeki ekonomik gelişmenin ve kalkınmanın yolunun üretimden geçtiğine inanıyoruz. Üreten bir ülke olmak için, öncelikle siyasi ve ekonomik istikrarı oluşturmak gerekiyor.
Makro dengeleri sağlamlaştırmak, sektörlerin ve firmaların rekabetçi bir kimlik kazanmalarının da önünü açacak. İşte biz bunu yaptık. Özellikle iktidarımızın ilk yıllarında makroekonomik istikrarı tesis etmeye, girişimcilerin, sanayicilerin önündeki engelleri kaldırmaya odaklandık. Şimdi artık bir yandan bu kazanımları korurken, aynı zamanda rekabetçiliğe daha fazla odaklandığımız bir dönem yaşıyoruz. 


Türkiye, son yıllarda gerçekten de çok daha fazla üreten, çok daha fazla katma değer oluşturan bir yapıya kavuştu. Yüzde 95’inden fazlası sanayi ürünlerinden oluşan yıllık ihracatımız 152,6 milyar dolar seviyesine ulaştı. Evet, Türkiye için en önemli konulardan biri üretmektir. Ancak artık kendimize daha fazla sormamız gereken bir soru var: Türkiye ne üretecek ve nasıl üretecek? 
Bundan 10 sene önce, Türkiye yüzde 47 oranında düşük teknolojili ürünler üretiyor ve ihraç ediyordu. 10 yıllık süreçte, düşük teknolojili ürünlerin payı yüzde 25’ler seviyesine gerilerken, orta seviye teknolojiye sahip ürünlerin payı yüzde 70 seviyesine yaklaştı. 2023 yılına kadar ise üretim içinde yüksek teknolojili ürünlerin payını gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yüzde 20-25 seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. Ayrıca Türkiye, 2023 yılında, yıllık 500 milyar dolar ihracat yapmayı hedefliyor.
Bu hedeflere ulaşmak için, daha nitelikli, katma değerli, ileri teknolojiye dayanan bir üretim yapısına geçmemiz gerekiyor. Bütün firmaların, sektörlerin kendini buna göre hazırlaması, değiştirmesi, dönüştürmesi gerekiyor. Bunun da ötesinde birçok yeni sektörde, yenilikçi firmaların kurulmasına uygun bir zemin hazırlamak gerekiyor. Türkiye artık rekabet gücünü ucuz hammadde, ucuz işgücü veya ucuz enerjide bulamaz. Bizim rekabeti, Ar-Ge, teknoloji, markalaşma, tasarım gibi alanlarda aramamız, bulmamız gerekiyor.


Akademisyene de, üniversite mezunlarına da hitap ediyoruz
Bu açıdan bakıldığında bu alanlara yönelik Bakanlığımızın çalışmaları büyük önem taşıyor. Biz, üniversitedeki akademisyene de, üniversite mezunu genç bir arkadaşımıza da hitap ediyoruz. Makine ve otomotiv gibi kurulu sektörleri güçlendirmeye çalışırken, ilaç, uzay, bilişim gibi sektörlere de ivme kazandıracak bir alanda hareket ediyoruz.
Ülkemizde eğitim ve Ar-Ge için ayrılan bütçeyi her yıl çok ciddi oranlarda artırıyoruz. Ancak daha da önemlisi, bu bütçeyi en doğru alanlara kanalize edecek politikaları da kurguluyoruz. Bakanlık olarak, bağlı kuruluşlarımız KOSGEB ve TÜBİTAK ile birlikte, ülkemizde yenilikçiliği, teknoloji odaklı girişimciliği ve üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmek için önemli çalışmalar yapıyoruz.
Üniversitelerimizin daha nitelikli bir yapıya kavuşmaları ve sanayimizle daha yakın bir temas sağlamaları için yoğun bir gayret içindeyiz. 
Geçtiğimiz aylarda ikinci yıl sonuçlarını açıkladığımız Yenilikçi ve Girişimci Üniversite Endeksi ile üniversitelerimizi bu konulara teşvik edecek önemli, somut ve nicel bir gösterge hazırlamış olduk. 2002 yılına geldiğimizde ülkemizde sadece 2 tane teknopark mevcuttu. Bugün ise 37 tanesi faal olmak üzere 52 teknoparkımız kuruldu. Teknoparklarda kurulan ve 20 bin kişiye istihdam sağlayan yaklaşık 2 bin 200’den fazla firmamız var. Teknoparkları üniversite ile sanayinin işbirliği yapabileceği çok önemli mekanlar ve platformlar olarak görüyoruz.
Bakanlık olarak çok önemli gördüğümüz bir ihtisas teknoparkı olacak olan Bilişim Vadisi’nin yönetici şirketini kurduk. İnşallah yakın zamanda bu bölgede birçok teknoloji firması çalışmalarına başlayacak. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile teknoparklarda kurulan yönetici şirketlere, firmalara ve akademisyenlere çok önemli destek, teşvik ve muafiyetler sağlıyoruz.
Yeni Patent Kanunu ile de üniversite-sanayi işbirliği adına önemli düzenlemeler getiriyoruz. Böylece üniversiteler kurumsal olarak patent sahibi olabilecekler ve lisans sahibi olduklarında gelir elde edebilecekler. Buluşu yapan öğretim üyelerimiz de patent haklarından en az yüzde 30 pay alabilecekler.


Üniversite ile sanayi arasında temas kurulmamış
Sanayi-üniversite işbirliğini geliştirme noktasında en önemli konulardan birisi farkındalık meydana getirmek. İkincisi, bunların görülebileceği ve bunlar üzerinde çalışacak altyapıları oluşturmak. Türkiye son yıllarda ağırlıklı olarak bu konulara çok önem verdi. Şunu kabul etmek gerekir ki, üniversiteler ile sanayi bir işbirliğine girmezse, asla yeni teknolojiler ortaya çıkamaz. Gelişmiş ülkelerde bu işbirliği alanları çok önceleri oluşturulmuş ve meyvelerini de fazlasıyla topluyorlar. 
Bizde sanayiciler teknolojik ihtiyaçlarını veya üretim süreçleri içinde karşılaştığı problemleri çözmek için yurtdışına gidiyor ve yeni bir makine alarak yoluna böyle devam ediyor. Hemen yanı başındaki üniversiteye gidip de mühendislik fakültesine, “Arkadaş benim üretim süreçlerimde böyle bir problemim var, benim rekabet gücümü etkileyen çok önemli gelişmeler yaşanıyor dünyada, benim yeni ürünlere, yeni teknolojilere ihtiyacım var, problemim şu, sizden bunu çözmenizi istiyorum” demiyor. Demediği gibi işbirliği konusu aklına da gelmiyor. 
Üniversitelerimiz de bu duruma alışık değil. Üniversite de, “Bana ne sanayinin probleminden, bana ne toplumun günlük yaşadığı sorunlardan, kendi bilim dünyam içerisindeki araştırmalarıma odaklanayım” diyor. Sanayici de, üniversite de bu ihtiyacı hissetmediği için bir temas oluşmamış, temas noktası da kurulmamış. 
İşte bu noktada kamu olarak biz devreye girdik. Dedik ki; yeni bir mekanizma kuralım, üniversite ile sanayiyi buluşturalım. Eğer bir proje yaparsanız, sanayici olarak problemini çözmek için üniversiteye gidersen, ne kadar para harcanacaksa harcansın, bize bildirin miktarı 1 milyon, 5 milyon, 10 milyon olsun, önemli değil. Böylece bu işbirliğiyle sanayiciye proje yapmayı ve üniversiteyle birlikte iş yapmayı öğretmiş oluyoruz. Sonuçta karşımıza ne istediğini bilen bir sanayici, ne istediğini bilen bir üniversite çıkıyor. 

Sanayicinin elini taşın altına koyması lazım
Eğer sanayici, üniversiteyle birlikte projesini bize getirirse, ona 3-3,5 yıl boyunca yaptığı araştırma harcamalarının yüzde 75’ini hibe olarak biz veriyoruz, sanayici de sadece yüzde 25’ini veriyor. Çünkü sanayicinin de elini taşın altına koyması lazım. Mesela, proje bedeli 1 milyon ise 750 bini bizden, 250 milyonu sanayiciden. Proje sonucunda ortaya çıkan teknoloji, ortaya çıkan teknolojik ürün, sanayicinin oluyor, biz bir şey istemiyoruz. 
Bütün lisansları, patentleri, karı, hepsi sanayicinin oluyor. Biz, “Devlet olarak sana yüzde 75 verdik, sen de bize şu kadar ver” demiyoruz, hepsi senin olsun, yeter ki böyle bir kültür oluşsun istiyoruz. Şimdi bu San-Tez Programı Türkiye’nin son 5 yıl içerisinde başlattığı bir iş. Bu uygulama sonucunda çok sayıda başarı hikayeleri çıktı. Sanayi-üniversite işbirliğini geliştirmek amacıyla yürüttüğümüz San-Tez programıyla, bugüne kadar 735 projeye 140 milyon TL’den fazla kaynak aktardık.
İşletmeler birer canlı organizmalar gibidir. Başı ağrıyan, karnı ağrıyan kişi nasıl doktora gidiyorsa, sanayiciler de işletmelerinin sıkıntılarını çözmek için üniversitelerin işletme, iktisat, mühendislik fakültelerinin kapılarını çalsınlar. İşletmelerin de büyümek, gelişmek için bilime, üniversitelere ihtiyacı var.

Üretim ve teknolojinin adresi olacak
Türkiye, 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak ve dünyada her alanda lider bir ülke olmak gibi büyük hedeflere sahip. Bu açıdan en fazla üzerinde durmamız gereken alan bilim ve teknolojidir. Zira bilim ve teknoloji alanında attığınız her bir adım, sizi birkaç adım birden ileriye taşıyacak. 
Biz bir yandan ülkemizi bilgi üretim merkezine dönüştürecek, diğer yandan ürettiğimiz bilgileri nihai ürünlere dönüştüren mekanizmaları kuruyoruz. Üniversiteleri bilimin olduğu gibi ekonominin de başrol oyuncularına dönüştüreceğiz.  
Özellikle ilaç, havacılık, bilişim, nanoteknoloji, biyoteknoloji gibi alanlarda bir atılım yakalayacağız. Mevcut kurulu ve güçlü sanayi sektörlerinde katma değeri ve teknoloji artırıcı politikalar uyguluyoruz. Zaten çalışmalarımıza bu doğrultuda devam ediyoruz. 
Önümüzdeki dönemde de hem mevcut politika araçlarımızı geliştirecek hem de yeni enstrümanlar üreterek bu alanlarda lider bir ülke inşa edeceğiz. Türkiye’yi dünyanın bir üretim merkezine dönüştürdüğümüz gibi aynı zamanda bir teknoloji üssüne de dönüştüreceğiz. 

Son Güncelleme: 21.10.2013 13:45
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.