TÜRKER: “DEPREM TATİL DİNLEMEZ”

Dilovası OSB Başkanı Mustafa Türker, ülkemizde OSB’leşme sürecinin endüstriyel dönüşüme büyük katkı sağladığına dikkat çekerek depodan sanayi tesisine dönüşen yapılara dikkat çekti. Türker, “Olası büyük bir depremde depo olarak yapılıp sonradan üretim tesisine dönüştürülen yapılar büyük risk teşkil ediyor” dedi.

TÜRKER: “DEPREM TATİL DİNLEMEZ”

Dilovası OSB Başkanı Mustafa Türker, ülkemizde OSB’leşme sürecinin endüstriyel dönüşüme büyük katkı sağladığına dikkat çekerek depodan sanayi tesisine dönüşen yapılara dikkat çekti. Türker, “Olası büyük bir depremde depo olarak yapılıp sonradan üretim tesisine dönüştürülen yapılar büyük risk teşkil ediyor” dedi.

24 Şubat 2020 Pazartesi 11:53
TÜRKER: “DEPREM TATİL DİNLEMEZ”

Çarpık yapılaşmanın önlenmesi ve sanayi kuruluşları arasındaki koordinasyonun sağlanması hedefleriyle 2002 yılında kurulan Kocaeli Dilovası OSB, 224 firma ve 14 bini aşkın istihdama ev sahipliği yapan 900 hektarlık alanında katma değer üretiyor. 40 yıldır sanayinin birebir içinde olan, endüstriyel dönüşüm için canla başla çalışan, bölgeyi 7/24 ölçüm yapılan temiz üretim bölgesine çeviren Dilovası OSB’nin deneyimli Başkanı Mustafa Türker, son haftaların gündem konusu depremle ilgili de önemli değerlendirmelerde bulundu. Sanayi Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şenol Aydın’a konuşan Mustafa Türker, “Deprem tatil veya mesai dinlemez” dedi.

ADA FORMÜLÜ

Depremin ülke gerçeği olduğunu ve 1999 Marmara Depremi’nden sonra tesislerde inşa anlayışının değiştiğini ifade eden Türker, özellikle OSB sanayicisinin kurulu yatırımını riske atmayacağını, lakin depodan dönüşen sanayi tesislerinin büyük yıkım riski taşıdığını dile getirdi. Deprem olur korkusuyla yatırımların ertelenmemesi gerektiğini anlatan Türker, önerisini “ada formülü” ile somutlaştırdı. Devletin felaketi önlemeye muktedir olduğunun altını çizen Türker, mesajı net verdi: “Kentsel dönüşümse kentsel dönüşüm, tahliyeyse tahliye; yeni plansa yeni plan. Depremi önleyecek önlemler en ince detayına kadar düşünülmeli.”

1999’DAN SONRA DEĞİŞTİ

“Büyük İstanbul Depremi” şu sıralar gündemden düşmüyor. Ülkemizin farklı kentlerin ardı ardına depremler meydana geliyor. Depremle yatıp depremler kalkıyoruz. Herkes konutları konuşurken ben endüstriyel tesislere dikkat çekmek istiyorum. Türk sanayisi depreme hazır mı?

Deprem bu ülkenin gerçeğidir. Ama sanayi tesislerini bir apartman veya konut yapısı gibi düşünmemek lazım. Özellikle 1999 depreminden sonra sadece İstanbul'da değil, Türkiye genelinde sanayici binaları depreme dayanıklı yapmaya başladı. Ben 40 yıldır sanayinin içindeyim. Deprem için önlemler aldık, zemin etütleri yaptık, kazıklar çaktık ve uygun inşaat teknikleri kullandık. Çok küçük işletmelerin dışında, sanayici kendi ayağına kurşun sıkmaz diye düşünüyorum, çok da fazla hasar görmezler. Zaten sanayi tesisi olarak adlandırdığımız yapılar genellikle tek katlıdır. Çelik konstrüksiyon yapılar olur, lakin zemin kötüyse hasar tabii ki olur. Asıl konutlardan korkulmalı. Zaman içinde İstanbul'un şehir yerleşiminin, yani halkın yaşamının olduğu yerlerdeki sanayi tesisleri genelde İstanbul'un dışına çıktı. Yeni kurulan OSB'ler; Kocaeli gibi İstanbul'a yakın şehirlerde konuşlanmaktadır. Gebze OSB'nin ve en son olarak İMES’in kurulması da hep şehir içindeki sanayi tesislerinin il dışına çıkmasıyla ilgilidir. Yani bir doğal dönüşüm söz konusu. Bu dönüşüm halen devam ediyor. Örneğin; İkitelli OSB, Çatalca ve Çorlu'da yer arayışında. Sanayinin deprem yıkımından çok ekonomik yıkımdan etkilendiğini söylemek doğru olur. Tabii ki enerji kesilir, doğalgaz kesilir, insanların işçileri zarar görebilir. Örneğin; bizim iş yerimiz Kocaeli'de, 1999 depreminde 9 işçimiz vefat etti, aileleriyle beraber. Bir sürü işçimiz sakat kaldı. Çok mağdur olduk. Biz onlar mağdur olmasın diye bir haftada 60 ailenin konaklayacağı boş arazimiz vardı, oraya prefabrik mahalle yaptık, rahmetli patronumuzun desteğiyle... Olası bir İstanbul depreminde bunu yapmak çok zor.

TAHLİYEYSE TAHLİYE, PLANSA PLAN

Planlı sanayileşmenin teşvik edilmesiyle, OSB’leşme sürecinin gelişmesiyle endüstride doğal bir dönüşüm söz konusu. Ancak bununla birlikte sonradan OSB’ye dönüşen sanayi bölgelerimiz de var. Buralarda çok katkı, deprem yönetmeliğine uygun yapılmayan tesisler var. Bu anlamda bir risk söz konusu değil mi?

Risk her zaman var, tek katlıda dahi. Depremin hangi saatte olacağı tahmin edilemiyor. Bir döküm fabrikasıysa, bir pota devrilse felaket olur. Deprem; tatil, mesai dinlemez. Köylerde artık yaşayan olmadığı için geçmişteki büyük Elazığ depreminde 2 kişi vefat etmişti. İstanbul'da ise yaşayan 16-17 milyon insan var. Her gün İstanbul'a misafirliğe gelen veya girip çıkan 3 milyon kişi olduğunu hesap edersek, toplam 20 milyon kişilik bir şehirden bahsediyoruz. Türkiye nüfusunun 3'te birinden fazlası Marmara Bölgesi'nde yaşıyor. Sanayi tesislerimizin büyük çoğunluğu bu bölgede. Bu sebeple bir İstanbul depremi, Türkiye ekonomisini çok etkiler. O nedenle neler yapılabilir; kentsel dönüşümse kentsel dönüşüm, tahliyeyse tahliye; yeni plansa yeni plan... 1999'dan sonra yapılan binaların çok fazla hasar göreceğine inanmıyorum. Sanayici, yaptığı işten para kazanıyor. Binayı kötü yapıp içine milyon dolarlık tesis kurmaz. Ayrıca devlet yönetimimiz mümkün olduğunca yatırımları OSB'lere yönlendiriyor, çünkü daha disiplinli. Komşu şehirlerde görüyoruz; depo yapılmış, sonra fabrikaya çevrilmiş. Onlar tabii ki büyük risk altında. Üstünde vinç çalışıyor, lakin bu yükü kaldırabilir mi? Bir de kiralık tesisler var, onlar büyük risk altında kuralına uygun yapılmadıysa.

“CİDDİ YATIRIMLAR YAPTIK”

Başında bulunduğunuz Dilovası OSB de sonradan OSB’ye dönüşen bölgelerden biri. Bu dönüşüm, OSB’deki sanayi tesislerinin depreme dayanıklı noktaya gelmesine katkı sağladı mı? Islahlaşma aşamasından OSB'ye dönüşüm faydalı oldu mu?

Evet. Bir de bizim bir özelliğimiz var, bizim bölgemiz OSB'leşmeden önce kirli bir bölgeydi. OSB olduktan sonra bu kirliliğin sebebinin OSB'ymiş gibi gösterildiğine şahit olduk. Bize çok iş düştü. Sanayicilerimizle yoğun temasa geçtik. "Tesislerimiz eski, hava kirliliğine sebep oluyor, devlet de yardım edecek" dedik. Zaman zaman adımız kirlilikle anılıyor. Biz artık kirlilikte alt sıralardayız, burası sanayi bölgesi olmasına rağmen Türkiye'nin pek çok bölgesinden temiz. Birileri soğutma kulesinden çıkan dumanı photoshopla simsiyah yapıp basına servis ediyor... Sözün özü bahsettiğiniz dönüşüm gerçekleşti. Dilovası OSB’de çok eskiden kalan bina pek kalmadı. Hepsi yenilendi, bazı firmalar el değiştirdi. Ciddi yatırımlar yapıldı; çevre, su, hava adına. Binalar yeni deprem yönetmeliğine uygun yapıldı.

YATIRIM DEPREME ENDEKSLENEMEZ

Her geçen gün deprem çok daha sıklıkla telaffuz edilmeye başlandı. Bütün kesimler gibi doğal olarak sanayicilerden acaba demeye başladı. Üretim planlamalarında değişiklik yapmayı düşünenlerin de olduğu konuşuluyor. Sizce ne yapmalı?

Üretim depreme göre planlanmaz. Üretim deprem olmayacak gibi planlanır. Uzun dönemli de yatırım yapılır kısa da, "deprem olacak, param kalsın, yatırım yapmayayım" anlayışı ülkeye zarar verir. Sanayicinin bu şekilde düşünmemesi lazım. Üretimde normal işleyişin devam etmesi gerekir. Dünya Ticaret Kanunu'nda da vardır, doğal afetten kaynaklı bir durumda tazminata karşı korunursunuz. Ama götürüp derenin içine fabrika kurarsanız olmaz. O zaman yapana da yaptırana da sorarlar. Zemin etüdü yapılmalı. Örneğin; bizim bölgemizde de var. Diyorlar ki burayı yeşil alan yap, burası heyelana müsait bölge. Biz de orayı yeşil alan olarak ayarlıyoruz. Sanayi parseli de yapılıp yıkılırsa kabahat elbette bizde olur.

SERT DÜZENLEMELER ŞART

Şüphesiz, depremle yaşamaya alışmak zorundayız. Olası İstanbul depremi sanayi tesislerini çok ciddi anlamda etkilemeyecek olsa da günlük yaşamı hiç kuşkusuz etkileyecektir. Olası bir depremde büyük felaketlere maruz kalmamak için sizce neler yapılmalı?

Kent etkilendiği zaman OSB'nin etkilenmeme şansı yok. "Orası yıkılmış, ben işime bakayım" anlayışı zaten Türk milletinin fıtratında yok. Elazığ Depremi'nde insanlar canla başla çalıştı. Ama olay bununla bitmiyor, çok ciddi tedbir alınmalı. Depremle ilgili özel yasa çıkarılmalı. Bu kentsel dönüşüm hakikaten amacına uygun olmadı. Çünkü kentsel dönüşümde, 50 yıllık bina müteahhite verildi. Onlar daha çok para kazandı ve insanlar daha küçük binalarda oturmak durumunda kaldılar, insanlar mağdur oldu. 60 metrekare gecekondu için "ben 3 daire istiyorum" denmemeli. İstanbul'da bir Fikirtepe gerçeği var. Yapılanlar yapıldı, yapılmayanlar mağdur oldu. Sizin yanınızda harabe bir ev varsa, rahat oturabilir misiniz? Ülkemiz çok göç aldı, hangi insanların geleceğini bilmiyoruz. Çok sert düzenlemelere ihtiyaç var. Belli planlamaların ada düzenlemesinde yapılması lazım. Ev var, önünden sokak geçiyor. Şöyle diyor belediye, "yeni bina yaparsan şu kadar metre terk etmen lazım." Çektiğiniz zaman bu arsaya bina sığmıyor. Adamın 100 metrekare dairesi varsa 40'a düşüyor. Hâlbuki bir alan, örnek veriyorum; ada olarak görülecek, burada kaç tane apartman varsa ona göre kanun çıkarılacak. Adada 300 tane daire var; biz 10 blok yapacağız; şurası yeşil alan, şurası göl, burası ibadethane olacak. Asıl dönüşüm bu olur.

Sizin anlattığınız perspektifle İstanbul'un kentsel dönüşümü 10 senede bile bitmez...

Ama çok büyük bir adım atılır.

DEVLETİN GÜCÜ VAR

Dilovası OSB Yönetim Kurulu Başkanı olmanızın yanı sıra OSB Üst Kuruluşu’nun yönetim kurulu üyesisiniz. Bu kimliğinize istinaden soruyorum; olası bir depremde OSB’lerimizin üzerine düşen sorumluluklar nelerdir, deprem anında ne yapmalılar? Bir yol haritası mevcut mu?

Yol haritası çizilecek zaman içerisinde. Sanayicinin bilinçlendirilmesi gerekir. Önce kendi tesisi için şüphelendiği bir durum varsa, yeni şartnameye uygun olarak tesisin yeniden düzenlenmesi gerekir. Bir de daha önemlisi, çalışanların daha iyi şartlarda yaşamaları gerek. İnsanların deprem yönetmeliğine uygun yapılmış binalarda yaşaması lazım. Yoksa bir deprem anında enerji, doğalgaz ve elektrik kesilecektir; işçilik aksayacaktır. Bu, güvenlik nedeniyle de yapılabilir. Burada önemli olan, zararı en aza indirgeyecek bir yol haritası oluşturulmasıdır. Devletin böyle bir gücü var.

ESKİ FABRİKALAR YOK OLDU

Sanayide çürük yapıların tespiti için bir teşvike ihtiyaç var mı?

Elbette. Zaten sanayide ayakta kalmak istiyorsanız, dönüşümü gerçekleştirmek zorundasınız. E-5'te bir sürü fabrika vardı, şimdi hiçbiri yok. Hiçbiri gelişen teknolojiye ayak uyduramadı. 1 saatte üretilen mamulü, eski fabrika 1 günde üretiliyordu.

“2’NCİ ÇEYREĞİ BEKLİYORUZ”

Firmalarımız zor günler geçiriyor. Konkordato ve iflaslar artmış durumda. Sizce nereye kadar böyle devam eder?

Her zaman yokuş aşağı inemez veya düz yolda yürüyemezsiniz. Türkiye bu işten dünyaya nazaran daha fazla etkileniyor. 2'nci çeyrekten itibaren ekonomi kısmetle yukarı yönde eğim kazanır. Sadece yönetenlerin alacağı tedbirlerle olmuyor, bazen elimizde olmayan durumlar devreye giriyor; dış güçler gibi. 2020 yılının 2'nci çeyrekten sonra toparlanacağına inanıyorum. 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.