banner110

Firmaların sicili bozulmadan bankalara yetki verilmeli

Özdebir: Firmaların sicili bozulmadan bankalara yeniden yapılandırma yetkisi verilmeli

Firmaların sicili bozulmadan bankalara yetki verilmeli

Özdebir: Firmaların sicili bozulmadan bankalara yeniden yapılandırma yetkisi verilmeli

20 Ocak 2014 Pazartesi 11:31
Firmaların sicili bozulmadan bankalara yetki verilmeli


  Türkiye’nin sıkıntılı bir dönemden geçtiğini söyleyen Özdebir, firmaların sicilinin bozulmaması için bankalara kredilerin yeniden yapılandırılması yetkisi verilmesi gerektiğini belirtti


  Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, Türkiye’nin sıkıntılı bir dönemden geçtiğini belirterek, reel sektörün ileride büyük sıkıntıya girmemesi için, bankalara kredilerin yeniden yapılandırılması yetkisi verilmesi gerektiğini söyledi. Firmaların sicilinin bir kez bozulması halinde bir daha düzelmediğinin altını çizen Özdebir, yargıda yaşanan sıkıntıların giderilmesi için tüm siyasi partilerin bir araya gelmesini istedi ve “Yargıdaki sorun çözülsün kur dahil bütün sorunlar 1 haftada çözülür” dedi. Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Nurettin Özdebir,  Dünya Gazetesi’ne konuştu.


İşte Özdebir’in röportajından öne çıkanlar


Türkiye karışık ve stresli bir dönemden geçiyor. Bu durum, ekonomik kurumları da ciddi ölçüde etkiliyor. İş dünyasının kanaat önderlerinden birisi olarak süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

  Türkiye son dönemlerde ciddi gelişme gösterdi. Bu dönem içerisindeki gelişmenin bir unsuru siyasi istikrarsa, en önemli etkilerden birisi de özel sektördür. Bugün gelinen noktada ihracatı 150 milyar dolara çıkaran özel sektördür. Yurtdışında Türkiye’nin gururu olan pek çok müteahhitlik hizmetini yine özel sektör yaptı. Bizim bu firmaları korumamız, elimizden geldiğince büyütmemiz lazım. Daha çok markalar ve global şirketler çıkartmamız lazım. Ancak, bu tip kısır çekişmelerin bedelini hep bu firmalar ödüyor.  2001’de böyle oldu; 2009’da da böyle oldu. Firmalarımıza zarar vermeyecek tedbirleri şimdiden almamız lazım. Ama inşallah ihtiyaç kalmaz, lüzum olmaz. 

Şimdiden alınması gerektiğini söylediğiniz tedbirler neler?

  Bu devam eden bir süreç ve bu süreç içerisinde Türkiye normalleşene kadar işletmelerimize zaman kazandıracak tedbirler alınması lazım. Çünkü biz siyaseti düzeltemeyiz. Biz ancak sandıkta oyumuzu verebiliriz. Başka türlü bir şey yapamayız. Firmalarımıza zaman kazandıracak tedbirlerin alınması lazım. Burada da büyük iş bankalara düşüyor. Yani bankaların elini biraz rahatlatmamız lazım.

Nakit bir destekten mi bahsediyorsunuz?

  Hayır, para verelim demiyorum. Önümüzdeki dönemde olumsuz olasılıkları düşünerek, bankaların borçları yapılandırabilmesinin önünü şimdiden açmamız lazım. Bunu da firmaların sicili bozulmadan sağlamamız gerekiyor. Çünkü bir firmanın sicili bir kere bozulduktan sonra, isterse bütün ödemelerini normal yapsın hayatı boyunca, tekrar birinci sınıf müşteri olamıyor.  Çok da iyi olsa ikinci sınıf oluyor. Bununla ilgili önümüzdeki günlerde ilgili kurum temsilcileriyle toplantı yapacağız. Hayata geçirildiği takdirde bu firmalarımıza zaman kazandıracak, Türkiye’nin tekrar normalleşebilmesine sağlıklı olarak ulaşabilmesi için, gerekli tedbirlerin alınması lazım.

Geçmişte benzer düzenlemeler yapılmıştı. O düzenlemeler size göre öngörülen faydayı sağladı mı?

  Evet, geçmiş yıllarda örneğin 2009’da bu yapıldı. Bankalar, kredileri geri çağırdılar. Türkiye’nin o krizi atlatmasında Tevfik Bilgin’in gerçekten çok emeği var. Onunla biz burada çok toplantılar yaptık, çok konuştuk. Karşılıklarla ilgili kararnamelerin seviyesinin azaltılması, borçların yeniden yapılandırılmasının önünün açılması. Bütün bunlar o dönemde yapıldı. Ama önceden buna hazırlıklı olmadığınız için, firmaları duvara çarpıp çizildikten sonra ancak bu tedbirler alınabildi. O aşamada ilk dökülenler döküldü, ondan sonrakiler kurtarıldı. Ondan sonrakilere yaşama şansı verildi. Banka zaten kime borcunu yapılandıracağını, hangi firmayı desteklerse yaşamını rekabet edebilme avantajını sürdürebileceğini biliyor. Bu dönem içerisinde yeni, tanımadığı birisiyle kredi ilişkisi kurmaktansa, daha önce bildiği, tanıdığı, bütün verilerinin elinde olduğu, ipoteğinin, teminatının elinde olduğu insanı yaşatmak o banka için de bir avantaj. Bu tedbirleri bir an evvel bizim almamız lazım. Öyle kötü bir duruma geldik ki, bir taraftan dünyada Fed’in parasal genişlemeyi kısması, muslukları kısması konuşuluyor. Yani ocak ayında 10 milyar dolar daha kısacağı söyleniyor. Daha birincisinin kısılma bile başlamadan, bütün dünyadaki özellikle gelişmekte olan ülkelerde bunun etkisi gözlendi. Arkasından bir tane daha gelirse bu etkiler daha da artacak. Hele bizim gibi risk algısı yükselmiş bir ülkede bu finansal ihtiyaçların çevrilmesi daha da zorlaşacak ve pahalılaşacak. Bu geçiş döneminde, ülkenin tekrar normalleşmesine kadar geçecek sürede işletmelerimizi muhafaza edebilecek yapıları kurmamız lazım.

 Peki, bu noktada size göre Merkez Bankası’na düşen bir şey var mı?

  Geçtiğimiz hafta İstanbul’daydım. Orada birkaç üst düzey bankacıyla konuştum. Birçok insan, faizler arttı Merkez Bankası şunu yapsın, bunu yapsın diye söylüyor ama, Merkez Bankası’nın bana göre biraz erken konuşması haricinde politikaları uygun. Benim kanaatim öyle. Bankacılar da ‘off the record’ yapmış oldukları konuşmalarda bunu teyit ettiler. Bazı bankalar daha farklı düşünüyorlar ama tabi ekonomik olaylarla ilgili verilecek kararlar büyük  ölçüde rekabet tarafından şekillendirilir. Herkesin bulunduğu pozisyona göre bir şeyler söylemesi normaldir. Bunların içerisinde gerçek anlamda kurumlarının menfaatinden, ülkenin menfaati konusunda kim ne söylüyor onu ayırt edebilmek lazım. Şu ana kadar eğer ipin ucunu koy vermezlerse Merkez Bankası iyi gidiyor. Zaten faizleri koridorun üst seviyesine çekti. Gösterge faizinin hiçbir anlamı kalmadı. Bir de kamuoyu tarafından çok fazla algılanmayan, bu olaylar olmadan önce, hatta Gezi olayları da olmadan önce, Türkiye’nin ekonomisi sıkıntısı fazla para girişiydi. Biz şikayet ediyorduk. Kurlar çok düşük diyorduk. Çok fazla para giriyordu. Merkez Bankası rezervlerini bu kadar arttırmış olmasına rağmen, hatta “karşılıkların bir kısmını dolar olarak yatırabilirsiniz” demiş olmasına rağmen kurlar bir türlü artmıyordu.

 Bir de şimdilik ikinci plana atılmış gibi görülen büyük projeler var, bunlar ne olacak?

  Evet, örneğin TANAP projesini imzaladık. İçeriği tartışılabilir, ancak, Azeri gazının, daha doğrusu Hazar Havzası’ndaki gazın Türkiye’ye gelişinin önü açıldı. Orada çok ciddi rezervler var. Zaten karşı kıyısı da Türkmenistan. Bu havzadaki gazı, bu zamana kadar Rusya pazarlıyordu Avrupa’ya, dünyaya. Şimdi alternatif bir kapı açıldı. Bu, Rusya’yı mutlaka rahatsız ediyordur. Kuzey Irak’ta çok ciddi petrol sahaları var, bu petrolün gidecek başka yolu yok, Türkiye üzerinden gidecek. Akdeniz’de Avrupa’nın iki yüzyıllık ihtiyacını karşılayacak doğalgaz var diyorlar.  Bu buradan gidecek. Mısır gazı ki arkasındaki Sudan daha önemli bence, o buraya gelecek. Bütün bunlar geldiği zaman,bu bir nevi Türkiye’nin atom bomsa olacak. Nasıl ki atom bombasına sahip olan ülkeye kimse dokunamıyor; Türkiye’nin de dokunulmazlığını sağlayacak projeler de bunlar.

Son Güncelleme: 20.01.2014 11:40
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.