banner110

ALTERNATİF PAZAR

MARİFED Başkanı Ahmet Ciğer, Türkiye’nin ihracatının yüzde 50’ye yakın kısmını Avrupa’ya yaptığını ifade ederek, “Avrupa’daki krizin ektisini minimuma indirmek için bizim alternatif pazarlara çok daha fazla ağırlık vermemiz lazım” dedi.

ALTERNATİF PAZAR

MARİFED Başkanı Ahmet Ciğer, Türkiye’nin ihracatının yüzde 50’ye yakın kısmını Avrupa’ya yaptığını ifade ederek, “Avrupa’daki krizin ektisini minimuma indirmek için bizim alternatif pazarlara çok daha fazla ağırlık vermemiz lazım” dedi.

30 Aralık 2011 Cuma 10:42
ALTERNATİF PAZAR



Türkiye’nin koyduğu 500 milyar dolar ihracat hedefinin dinamosu konumunda bulunan TUSKON’un kurucu üyesi Marmara İş Hayatı Dernekleri Federasyonu (MARİFED) Başkanı Ahmet Ciğer, Sanayi Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şenol Aydın’ın sorularını yanıtladı.
“Avrupa’daki kriz bizi de etkiler” diyen Ciğer, Türkiye’nin Avrupa ile çok ciddi entegrasyonu olduğunu, ihracatın yüzde 50’ye yakın kısmını Avrupa’ya yaptığını ifade ederek, “Şuana kadar çok ciddi etkisini hissettiğimizi söyleyemem. Bu etkiyi minimuma indirmek için bizim alternatif pazarlara çok daha fazla ağırlık vermemiz lazım” diyor. 
 Türkiye’nin koymuş olduğu 2023 yılı hedeflerini yakalanabilir olarak değerlendiren Çiğer, Türkiye’nin üretim merkezleri olan OSB’lerin de 2023 yılı hedeflerine göre yapılandırılması gerektiğini ifade ederek, “İçerisinden demiryolu geçmeyen OSB, demiryolunun gelmediği bir liman olmaması lazım” diye konuşuyor.

Sayın Ahmet Çiğer, MARİFED’i biraz daha yakından tanıyabilir miyiz, ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

 MARİFED, bünyesinde 32 sanayici ve işadamı derneğini barındıran Marmara Bölgesi’nde örgütlü, Türkiye İşadamı ve Sanayici Konfederasyonu’nun (TUSKON) da proje üyesi olan bölgesel bir federasyon. Şu an itibari ile 9 bin 500’ün üzerinde üyemiz var. 2004 yılından beri faaliyetteyiz. TUSKON çatısı altında yurt dışına iş gezileri gerçekleştiriyoruz. Şubat ayında yeni bir gezimiz daha olacak. Afrika, Orta Aysa, Latin Amerika gibi bölgeler bizim kapsama alanımızda. Üyelerimizi bu bölgelere getirip iş bağlantıları yapmalarına yardımcı oluyoruz. Üyelerimizden gelen iş birliği, ihracat, yurt dışı yatırım gibi her türlü talebe çözüm üretmeye çalışıyoruz.

Dünyanın dört bir yanındaki gelişmeleri takip eden bir federasyonun başkanı olarak şüphesiz Avrupa’daki kriz çalkantılarını da yakından izliyorsunuz. Avrupa’da şiddeti her geçen gün biraz daha artan kriz Türkiye’yi etkiler mi?

 Tabii biliyorsunuz 2008 yıllarında dünya büyük bir kriz içerisindeydi. 2009 yılının sonlarına doğru biraz atlamış gibi görünse de 2011 yılına kadar devam etmektedir. Sizin de ifade ettiğiniz gibi Avrupa’da özellikle Yunanistan, Portekiz, İspanya, İrlanda, İzlanda gibi ülkelerdeki ekonomik sıkıntı tüm Avrupa’yı sarmış durumda.
 Bu kriz elbette bizi de etkiler. Türkiye ihracatının yüzde 50’ye yakınını hala Avrupa’ya yapıyor. Çok ciddi bir entegrasyonumuz var. Ama şuana kadar çok ciddi etkisini hissettiğimizi söyleyemem. Bu etkiyi minimuma indirmek için bizim alternatif pazarlara çok daha fazla ağırlık vermemiz lazım. Pasifik bölgesindeki pazar payımızı arttırarak Avrupa seviyesinde dış ticarete ulaşmak o kadar kolay bir şey değil. Avrupa’da çalışmaya devam etmemiz lazım, hazır olan bir pazar. Amerika’nın yıllık toplam ithalatı aşağı yukarı 2 trilyon dolar. Burayı hiç göz ardı etmememiz lazım. Yalnız tekstil sektörü değil,  inşaat malzemeleri, otomotiv yan sanayi, tarım ürünleri, gıda gibi her sektörde faaliyetimizi çok rahat yürütebileceğimiz, ihracat yapabileceğimiz bir pazar. Amerikan pazarına, tüketim ihtiyaçlarına yönelik ürün geliştirmemiz lazım. Avrupa’ya satılan ürünlerin ABD pazarında tutunması kolay değil, çalışmamız lazım. TUSKON olarak ABD’de sayıları 15’i bulan Türki ticaret ve sanayi odaları var. Onlarla faaliyet yapıyoruz, bu faaliyetlerimizi daha da yoğunlaştıracağız.

Kriz ile birlikte Avrupalı firmaların üretim ve ihracat yapısı da sarsılacak. Dünya genelinde Avrupalı firmalardan boşalacak pazarı Türk firmaları doldurabilir mi?

Uzun zamandan beri Uzakdoğu ile rekabette zorlandığı için Avrupa firmaları birçok sektörde çok iyi. Türkiye’deki firmalar olarak birçok sektörde Avrupa firmaları ile aynı seviyede değiliz. Bundan dolayı biz Avrupa’nın yeni teknoloji ile kurulmuş ancak krizden dolayı çalışmayacak konuma gelen tesislere talip olabiliriz. Türkiye’ye getirebiliriz, orada işletebiliriz. Başka bir 3’üncü dünya ülkesine götürüp çalıştırabiliriz. Bu anlamda Avrupa’da çok ciddi anlamda boşalmalar var. Ama bizim üretemediğimiz malları hedeflememiz lazım. Yani bizim zaten pazarda var olduğumuz sektörde payımız gittikçe artıyor. Ama Türkiye’de üretilmeyen orada üretilen Avrupa’nın artık maliyetlerden dolayı çıkmak zorunda oldukları bazı sektörler var. Bunları çok iyi takip etmemiz lazım. Yani bunlar Türkiye’nin çok rahat altından kalkabileceği sektörlerdir.

Bu sektörler neler olabilir?

 Türkiye aşağı yukarı 1 milyon adet araç üretiyor. Bu araçların motor aksanlı, şanzımanları, yedek parçası vs. falan hala ciddi anlamda ithalat yapıyoruz. Türkiye’de bulunan yan sanayinin mutlaka geliştirilmesi lazım. Bu anlamda Avrupa ile ortak Türkiye’de yatırımlar yapılabilir. Yalnızca otomotiv yedek parçasına çalışmak zorunda değilsiniz, tüm dünyaya çalışabilirsiniz. Aynı markaların artık birçok ülkede üretim hakları var. Dünya’nın tamamına üretim yapabilirsiniz. Bu Türkiye için çok ciddi bir avantaj olabilir. Bunları çok yakından takip etmek lazım.
Ayrıca inşaat malzemeleri konusunda hakikaten Türkiye çok ciddi adımlar attı.  Birçok firmamız artık yurtdışından firmalar, markalar satın almaya başladılar. Bu avantajımızı sürdürebiliriz. Çünkü inşaat malzemelerinde uzaklık çok önemlidir. Avrupa’nın bu bakımdan çok ciddi tedarikçisi konumda olabiliriz. Bunu iyi düşünmek lazım.
Seramik sektörü biliyorsunuz bir dönem İtalya’da çok öndeydi. Sonra İspanya’ya geçti, Şimdi oradaki maliyetleri de yüksek, Türkiye bu konuda çok ciddi adım attı. Türkiye’nin her tarafında bakıyorsunuz seramik sektörü oldukça iyi gidiyor. Tasarım yönünden ve kalite yönünden daha ileri noktalara gittiğimiz zaman Avrupa’nın bu konuda da çok ciddi tedarikçisi konumunda olabiliriz.
 Amerika pazarını hedefleyecek isek ölçek çok önemli, tasarım çok önemli. Yani bugün Avrupa’ya sattığınız ürünü, Amerika’ya satabilme şansınız yok. Avrupa’ya satılan ürünle Amerika’ya satılan ürün farklıdır. Ölçü farklı, ebat farklı, renk farklı, tasarım farklı… Bir de yol uzun olduğu için bunların konteynır sığma şekline kadar özel bir tasarım olması gerekiyor. Yani bunlar bir konteynıra mobilya üretildiği zaman 5 tonda yükleyebilirsiniz aynı mobilyayı öyle bir tasarlarsınız ki montajını orada yapmak üzere 15 tonda yükleyebilirsiniz. Bu çok önemli.

Türkiye Cumhuriyeti’nin belirlemiş olduğu 2023 hedefleri var. 500 milyar dolar ihracat ve 2 trilyon GSMH var. Tabi ihracat denince de akla, bu işin dinamosu konumunda bulunan TUSKON geliyor. Bu konfederasyonun kurucu üyesi olan MARİFED’in başkanı olarak belirlenen 2023 yılı hedefleri yakalanabilir mi? 

Türkiye şuan 130 milyar doların üzerinde bir ihracat yapıyor. Ama aynı zamanda çok ciddi arenalara ithal eden bir ülkeyiz. Biz bugünkü şartlarda,  bugünkü altyapımızla aynı oranda ihracat yaparsak bu sürdürülebilir bir ihracat olması mümkün değil. Yani bir kere kendi hammaddemizi kendi kaynaklarımızdan üretmemiz lazım. İster yurt içinde ister yurt dışında illa Türkiye’de olmayan bir hammaddeyi de gidip yurtdışında bir firma kurup kendi ülkenizle eşit ihraç etmemiz lazım. Yoksa ileriye gitmemiz mümkün değil.
Türkiye çok ciddi demir çelik ihracatçısı ama dünyanın da en büyük demir çelik ithalatçısı aynı zamanda. Bunun önüne geçebilmek için Ekonomi Bakanlığı’nın çok ciddi çalışmalar yaptığını biliyoruz. Stratejik kapsamda ürünlerin ihraç edilmeleri içerisindeki hammaddelerin Türkiye’de imal edilmesi konusunda çeşitli teşviklerin gelmesini bekliyoruz. 500 milyar dolar ulaşılmayacak bir hedef değil. Yani bugün Amerika’ya yaptığımız ihracat miktarı aşağı yukarı 4 milyardır. Amerikan ithalatı 2 trilyon dolar. Yani toplam rakam içerisinde binde 2. Yüzde 1 olsa ne olur? 20 milyar olur. Bugün 20 milyar olsa 2023’e vardığımız zaman 50 milyar lira olacak. Yani biz pazarlarımızı kaybederken hangi dezavantajdan dolayı kaybetmişizdir. Bunu çok iyi değerlendirmemiz lazım. Ama en önemli şey bu girdi tedarik kapsamında kendi girdilerimizi daha ucuz mal edemezsek Uzakdoğu ve başka ülkelerle rekabet edebilme şansımız yok. En önemli şey Türkiye’de sanayicinin maliyetinin ucuzlaması lazım. Bakın bugün İstanbul’dan bir konteynır mal yüklüyorsunuz Şanghay’a bu konteynırın 1 tonunu aşağı yukarı 35-40 dolara mal ediyorsunuz. İstanbul’dan Gaziantep’e mal yüklüyorsunuz bir kamyona bir tonuna 100 lira veriyorsunuz. Aşağı yukarı 55-60 dolar.
 Biz bugünkü uçaklarla, bugünkü akaryakıt fiyatlarıyla ithal akaryakıt yaparak ithal ederek kendi lojistiğimizi halledemeyiz. Bunun için demiryolları çok önemli. Bu ülkede en fazla demiryoluna bu hükümet döneminde yatırım yapıldı. Demiryollarının kullanımına mutlaka teşvik edilmesi lazım. Bugünkü demiryolları fiyatlarına baktığımız zaman, indir bindir masraflarıyla birlikte aşağı yukarı karayolları maliyetiyle demiryollarının maliyeti aynı. Bu mutlaka ayrılması lazım ki Kayseri’deki bir firmamız ihracat yapmak için mobilyayı oradan yükleyip Mersin’e getirme maliyeti ile Çin’den yüklediği malı Mersin’e götürme maliyeti aynı ise bunla rekabet edebilmemiz mümkün değil.
 Türkiye 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülke. Deniz nakliyesini de kullanabilmemiz lazım. Yalnızca ihracatta değil ithalatta da kullanabilmemiz lazım. İstanbul’da ihracat yapan bir imalatçının ara mamulü Antep’ten geliyorsa Antep’ten İskenderun’a İskenderun’dan gemiyle İstanbul’a gelebilmesi lazım. Bunun da karayollarının nakliyesine göre avantajının olması lazım. Bu tür nakliyedeki maliyetler bence en önemli engel.
 Türkiye’de en önemli maliyet unsuru enerji maliyetleridir. Enerji maliyetleri derken elektrik ve doğalgazdan bahsetmiyorum. Elektrik, doğalgaz birincil yüksek ama akademik maliyetlerimiz de çok yüksek. Buna alternatif olarak deniz yolları ve demiryollarının da iç nakliyede geliştirilmesi lazım. Yeni yapılan OSB’lerimizde buna göre hazırlanması lazım. İçerisinden demiryolu geçmeyen hiçbir OSB’nin olmaması lazım. Demiryolunun gelmediği bir liman olmaması lazım.
 Türkiye’nin daha çok limana ihtiyacı var. Limana giren mamul Türkiye’nin en ücra köşesine kadar en ucuz fiyatla ulaştırmamız lazım. Biz Diyarbakır’a da, Şırnak’a da, Güney Doğu’ya da yatırım yapmak istiyoruz, oraları da kalkındırmak istiyoruz. İnşallah Türkiye oradaki problemleri hallettikten sonra orada imal etme şartı daha düşük maliyetli olduğu için mutlaka en ucuz şekilde bu ürünlerimizi hem ihracat yaparken hem de dışarıdan mal alırken en ucuz şekilde mal etmemiz lazım.

2012 ile ilgili öngörüleriniz neler. Yatırımcılara ne tavsiye edersiniz?

2012’de dünyada çok büyük bir yatırım planında bir değişiklik görmüyorum. Yani Avrupa’da olan oldu. Bundan ekonomik kriz anlamında dünyada daha kötüsünü beklemiyoruz. Ama yinede tedbiri elden bırakmamak lazım. Tedbirli olmakta fayda var. Yatırımcılarımız yatırım yaparken kısa vadeli borçlanmasınlar. Mutlaka dünyada yatırım amaçlı kredilerin şu anda gayet uygun uzun maliyetlileri düşünsünler. En az 5 yıldan aşağı borçlanmasınlar. Daha kısa vadede borçlanmak zorundalar ise kendi satışlarında hangi para değerinden tahsilat yapıyorlar ise o değerden borçlansınlar. Bu riski almasında kriz anında yatırımdan vazgeçmek yerine bunu çok dikkatli yapsınlar. Borçlanmada çok dikkatli olsunlar ve kısa vadede borçlanmasınlar.

OSB’lerdeki boş
arsalar geri alınmalı

MARİDEF Başkanı Ahmet Ciğer, “OSB’lerde rant amaçlı bir araziyi alıp da yıllarca elinde tutmasına karşıyız. Yatırım yapmayan adamın elinden arazinin mutlaka alınması lazım” dedi.

OSB’lerin dışındaki alanlara sanayi imarı verilmemesi gerektiği yönünde görüşler var. Sizce de OSB dışı alanlar sanayi imarına kapatılmalı mı?

Bir kere OSB’lerin dışında yatırım yapmak öncelikle biz sanayiciler için tercih ettiğimiz bir konu değil. Yani OSB’ler dışında yatırım yaparken daha ucuz arazi olduğu için, daha kolay yatırım yapılabildiği için, daha ucuz maliyeti olduğu için Türkiye bunu böyle görüyor. Ama OSB’de yeterli yer yokken yatırımcı ne yapacak? Yani sen cari açığı azaltacaksan ihracatı artıracaksan mutlaka imalat yapman lazım. Biz tarım arazilerine yatırım yapılmasına karşıyız. Biz OSB’lerin içerisine yatırım yapılmasının mümkün olduğu sürece karşıyız. Ama OSB’lerde rant amaçlı bir araziyi alıp ta yıllarca elinde tutmasına da karşıyız. OSB’lerde yatırım yapmayan adamın mutlaka arazinin elinden alınması lazım. Sayın Sanayi Bakanımız bu konuda ciddi bir görüş beyan etti. Hakikaten bu çok önemli. Bunu çok iyi takip etmek lazım. Yani OSB’deki arazilerin bir rant aracı olmaması lazım. Bunun üzerinden para kazanma diye bir şeyin olmaması lazım. OSB üzerindeki arazinin metrekaresi 10 dolar olsa ne olur 50 dolar olsa ne olur? Onun metrekaresine sanayici zaman zaman bin dolar, 5 bin dolar, 10 bin dolar yatırım yapıyor. Orayı alıp 50 yıl sonra apartman dikecek hali yok. Sonuçta orası sanayi için yapılmış.

Sanayi Bakanlığı, sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu bölgelerin Islah OSB ilan edilebileceğini duyurdu. Sizce bu doğru bir uygulama mı?

Bu çok önemli ve doğru bir uygulama. Çarpık yapılaşmanın mutlaka önlenmesi lazım. Bu Islah OSB’lerin kurulmasına hız verilmesi lazım. Ayrıca, bugün bir OSB’nin yatırımcılar tarafından bu anlamda bir araya gelinip oradaki müteşebbis heyetinin oluşturulmasından ilk çivinin çakılma aşamasına kadar geçen senenin minimum 3-4 yıl bekleyemez. OSB’lerin kurulması ile ilgili mutlaka prosedürlerin ve bürokrasinin azaltılması lazım.

Son Güncelleme: 15.08.2015 10:12
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.