Kıbrıs’ta sistem çökmüştür

“5. OSB Enerji zirvesi” hakkında Sanayi Gazetesi’ne görüş bildiren Demokrasi ve Güven Partisi (KKTC) kurucu Başkanı Ertuğruloğlu, Kıbrıs için görülmeyen gerçekleri sıraladı. Kıbrıs’ta sistemin çöktüğünü ve parlamenterliğin popülizme yenik düştüğünü aktaran Ertuğruloğlu, “Öz eleştiri yapmayı artık öğrenmeliyiz” dedi.

Kıbrıs’ta sistem çökmüştür

“5. OSB Enerji zirvesi” hakkında Sanayi Gazetesi’ne görüş bildiren Demokrasi ve Güven Partisi (KKTC) kurucu Başkanı Ertuğruloğlu, Kıbrıs için görülmeyen gerçekleri sıraladı. Kıbrıs’ta sistemin çöktüğünü ve parlamenterliğin popülizme yenik düştüğünü aktaran Ertuğruloğlu, “Öz eleştiri yapmayı artık öğrenmeliyiz” dedi.

14 Aralık 2011 Çarşamba 09:48
Kıbrıs’ta sistem çökmüştür


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti siyasetinde yıllardır bakanlık ve müsteşarlık görevlerini üstlenmiş Demokrasi ve Güven Partisi kurucu başkanı Tahsin Ertuğruloğlu dobra dobra açıklamalar yaptı. Kıbrıs’ta her şeyin güllük gülistanlık olmadığını, sistemin tamamen çöktüğünü, parlamenterliğin popülizme yenik düştüğünü, özel sektöre düşman gibi bakıldığını, sırf kumarhane açabilmek için 5 yıldızlı otellerin inşa edildiğini söyledi. Ertuğruloğlu çözüm için sistem değişikliğine gidilmesi gerektiğini özellikle başkanlık sistemine geçiş yapılmasını da ekledi. Aynı zamanda “5. OSB enerji zirvesi” hakkında görüş belirten Ertuğruloğlu, “Türk OSB’lerine bu önemli zirveyi Kıbrıs’ta yapmalarından ötürü gönülden teşekkür ediyorum” dedi. İşte o söyleşiden bazı detaylar.

-Sayın Başkan, “5. OSB enerji zirvesi” Kıbrıs’ta büyük bir katılımla gerçekleşti. Siz bu zirve hakkında neler söylemek istersiniz. Kıbrıs’ta yapılmasının ne gibi faydası oldu sizce?

Tabii ki son derece önemli. Zamanlaması anlamlı ve Kıbrıs ile ilgili güzel şeylerin devam ettiği bir süreçte alternatif, çaresiz, yalnız olmadığımızı, güçlü kozlarımız olduğunu mesajını tüm Türkiye’ye ve dünyaya verme adına çok anlamlı bir organizasyon idi. Zaten Kıbrıs Türkü’nün bulunduğu coğrafyada anavatan ile birlikte olduğu sürece bir önem arz ettiği gerçeği sanırım herkes tarafından kabul edilmesi gereken bir şeydir. Bölgede aktör olmak başka bir şeydir. Kıbrıs Türk’ü bölgede tek başına aktör olabilecek boyutta, ölçekte, güçte bir halk kitlesi değil. Aynı realite güney komşumuz Rumlar için de geçerli. Onlarda bölgede aktör değiller. Ama tanınmış bir devlet olmanın verdiği avantajlarla aktör gibi davranma fırsatı buluyorlar, kamufle ediyorlar aktör olmama durumlarını. KKTC’nin tanınma sorunu olması sebebiyle bizim o avantajımız yok. Bu gerçeği Kıbrıs Türkünün kabul etmesi gerekir, hazmetmesi gerekir. Bazılarımızın kendi içimizde bu gerçekle bağdaşmama sebebiyle Türkiye hazımsızlığı yaşamasının nedeni de budur. Son derece sakat bir yaklaşım ve gerçek dünyayla alakası olmayan bir bakış açısı. Türkiye’deki OSB’leri biliyorum. Buraları görünce bizim KKTC’de OSB var demek mümkün değil. Öyle bir aldatmacaya kapılmamak lazım.  Asfalt yollar ile çevre düzenlemesi ile fabrikaların inşaat kalitesi ile ciddi profesyonelliği sergileyen bir sanayi bölgesi. Türkiye bir anlamda başını almış gidiyor ileriye doğru. Çağ atlayarak gidiyor. Maalesef aynı şeyi KKTC için söylemek mümkün değil ama doğru insanların doğru vizyonlar ile siyasette egemen olması halinde KKTC’de de bu profesyonelliğin çok kolaylıkla o küçücük coğrafyada hayata geçirilmesi zor bir iş değildir. Önemli olan vizyon ve profesyonelliktir. Önemli olan ülkeye bu güzelliği kazandırmaktır. Bu anlayış maalesef henüz KKTC’ye yerleşmiş değil. Özeleştiri yapma olgunluğuna erişmiş değiliz.

GÖNÜLDEN TEŞEKKÜR EDİYORUM 

-Aslında bu tür etkinliklere bu denli katılım olmaz. Lakin zirvenin yapıldığı adres Kıbrıs olunca adeta akın oldu. Bence bir teşekkürü hak etti herkes.

Kıbrıs’ta son gerçekleştirilen toplantı gerçekten Kıbrıs Türk’ünün ufkunu açmasına yönelik anavatanın yetkililerinin ciddi bir hamlesi olarak görüyorum. Zamanlaması da çok önemlidir. Müzakere sürecinin son aşamalarına geldiği bir dönemdedir. Güney Kıbrıs’ın sahte unvanını kullanarak petrol ve doğalgaz arama pişkinliğini sergilediği bir dönemde Kıbrıs Türk tarafının çaresiz olmadığını Rum’un insafına mahkum olmadığını gerçeğini ortaya koyma adına Türkiye’nin ve KKTC’nin bu coğrafyada biz de varız ve yaptıklarınız yanınıza kalmaz mesajını verme adına bence önemli bir etkinlikti. Türkiye’deki OSB’lerin başkanlarının normalde katılmadıkları bir etkinliğe konu KKTC olunca bu yoğunlukta katılmaları da çok anlamlı. Anavatanda ki Kıbrıs hassasiyetini sergileyen bir davranış. Tabii ki kendilerine en samimi duygularımızla teşekkür ediyoruz. Benim temennim bu olayların sadece bir toplantı ile bitmemesi. Bu toplantıların bir süreç sonrasında netice elde etmesi. Türkiye’de bu müthiş başarıyı elde eden mantalitenin, vizyonun OSB’lerin gördüğümüz şekilde dünyanın takdir ettiği bir noktaya getiren vizyonun, mantalitenin, kadronun KKTC’ye de ufkunu geliştirmeye, vizyonuna da katkısını sunmalıdır.

POPÜLİZMİ BIRAKIP PROFESYONELLİĞE ADIM ATMALIYIZ

Gerçi KKTC ciddi anlamda bir sanayi ülkesi sanayi olabilecek bir ülke değildir, olmayacaktır. Ama nerden bakarsanız bakın belli bir sanayisinin olması gerekir. Bu doğrultuda da Kıbrıs Türk’üne katkı koyacak insanların turizme yönelik bir sanayi olabilir, hizmet sektörü olabilir, finans sektörü olabilir, eğitim sektörü olabilir. Eğitim sektörü zaten gelişmiş, 6 tane üniversitemiz var. Türkiye’den oraya kampus açmaya hevesli üniversitelerimiz var. Dolayısıyla sadece sanayi bölgelerine yönelik vizyonun oluşması bakımından konuşmuyorum. Kıbrıs Türk’üne popülizmi bir kenara koyup profesyonelliği ön plana çıkaracak dünyayla ayak uydurmayı ve belli standartları yakalayacak yapılanla tatmin olmayıp daha güzelini yapmaya yönelik bir psikolojinin gelişmesine katkı koymaları adına ben anavatandan bu tür katkıları sürekli etkinliklerine enjekte etmeleri gerektiğine inanıyorum. Özellikle siyasi katkılarda. Kıbrıs Türk’ünün içerisinde vizyonu geniş, dünyaya ayak uyduran insanlarımız var. Ama maalesef siyasi arenada bunu söylemek pek olası değil. Belli bir statükoya saplanıp kalmamış bir memur devleti olma yanlışına takılıp kalmış.

-Kıbrıs memur ülkesi mi oluyor yani?

Yok şöyle devletten çıkan çek sayısı her ay 80.000 civarı. Bunların hepsi memur değil. Emekli var, sosyal yardım alan var, şehit ailesi var, asker var, polis var. Yani toplamda her ay 80.000 civarı çek çıkıyor. Özel sektör büyük oranda ihmal edilmiş bir ülke KKTC. Özel sektörde kurumsallaşmamış bir sektör. Belli açılımları yapmada hep geri kalmış.

SIRF KUMARHANE AÇMAK İÇİN 5 YILDIZLI OTELLER YAPILIYOR

-KKTC’de turizm haricinde sektör olarak neleri sayabiliriz?

Tarım ve hayvancılık var. Ama kanımca 3 yıl içerisinde Türkiye’de gelecek su sayesinde tarım da çeşitlendirilecek bir sektör haline gelecek. Çünkü şu anda kuru tarım. Yani fazla yarışın olmadığı ard arda yıllarca kuraklık yaşayan bir ülke olduğumuz için arpa ve buğdaydan öteye geçmeyen orada da kuraklık sıkıntısı yaşayan, yer altı kaynaklarımızın tuzlanması sebebiyle narenciyenin de büyük ölçüde darbe yediği ve narenciyeyi ihraç etmede yaşanan sıkıntılardan dolayı tanınmamışlıktan dolayı ve adalet divanın aldığı bir ambargo kararından dolayı piyasaya pahalı girdiğimiz için ihracat şansımız olmadığından dolayı narenciyede de zemin kaybettik. Dolayısıyla kuru tarım, hayvancılık, yüksek eğitim ön plandadır. Hep turizm diyoruz ama turizm de olması gerektiği gibi değil. Dünya ile uçuş olmadığından dolayı. Yatak kapasitesi son dönemlerde artmış ama daha fazla kumar turizmine yönelik oteller yapılıyor. Sırf kumarhane açmak için 5 yıldızlı otel yapılıyor.

KIBRIS’TA SİSTEM ÇÖKMÜŞTÜR

Kumarhanelerin ülke ölçeklerine göre fazla olduğunu düşünüyorum. Kısaca özeleştiri yapmamız gerekirse hiçbir sektör olması gerektiği gibi değil. Siyasette, sendikalı yaşamda, kamu yönetimi de olması gerektiği gibi değil. Bence KKTC’de sistem tamamen çökmüştür. Çok partili parlamenter sistem iflas etmiştir, popülizme kurban gitmiştir. Milletvekillerinin bakan olduğu sürece KKTC’de başarı elde edilebileceğini ben düşünmüyorum. Başkanlık sistemine geçişin şart olduğunu, milletvekillerinin mecliste yasama ile meşgul olması gerektiğini, icraatın iş bilen kadrolara bırakılması gerektiğini dolayısıyla profesyonelliğin ön alana çıkmasını popülizmin geri plana itilmesine zemin hazırlamış olur diye düşünüyorum. Bence ülkenin temel sorunu organizedir, siyaset iflas etmiştir gerçekten. Hangi parti iktidara gelirse gelsin ülkenin sıkıntılarını aşabilme kapasitesine sahip değildir. Çünkü mevcut sistemde milletvekillerinin seçilme kriterleri sağlıklı değildir. En çok düğün, cenaze, kahve gezen insanlar popüler oluyor. Hastalarından para olmayan kişiler popüler oluyor ve seçiliyor. Ve bu tür kadrolar da bakanlığa geliyor. Geldiği bakanlıktan yakından uzaktan alakası olmayan arkadaşlardan oluşan bir kabileden halk icraat bekliyor hizmet bekliyor. Bu mümkün değil. Adamcılık ön plana çıkıyor. Rant paylaşımı, çıkar ilişkileri ön plana çıkıyor. Ülkenin geneline yönelik ciddi plan, program, proje, yenilenme ve değişim gibi konular hep unutuluyor. O yüzden bu söylemde olayın sadece OSB’ler ile sınırlamak istemedim. Hakikaten rejim bitmiş, tükenmiştir.

-Peki, çözüm noktasında neler yapılmalıdır? Kıbrıs’ta sistem çökmüş dediniz. Yeni bir sistem mi kurulmalıdır. Ya da şöyle sorayım. Başkanlık sistemi gelmeli dediniz. Bununla ilgili çalışmalarınız var mı?

Bizim parti olarak var. Türkiye’de de gündemde bu konu. Ama Türkiye’de farklı gerekçeleri var. Türkiye’deki yansımaları emplikasyonları bizden çok farklı olabilir. Bizde artık kaçınılmaz bir şekilde başkanlık sistemine geçmemiz gerekiyor. Artık başka çaremiz kalmadı. Tabii sadece sistem değiştirmekle iş bitmiyor. Mantalite değişmezse başkanlık sistemini de kötüye kullanırsınız onu da iflas ettirirsiniz.  Dolayısıyla bakışın ve düşüncenin değişmesi gerekiyor. Ama yine de ben umudu başkanlık sisteminde görüyorum. Çünkü mevcut sistemde mantalitenin değişmesi gibi bir olasılık yok. Bu mevcut çarpıklığa herkes alışmış. Siyasetçide bundan nemalanıyor, sendika patronları da bundan nemalanıyor, halk ta hem şikayet ediyor hem de o tutucu yapısından dolayı şikayet ettiğinin değiştirilmesine yönelik bir hamle yapmaktan da çekiniyor. Dolayısıyla bir kısır döngü içerisine girmiş durumda KKTC. Ve bundan çıkış bana göre sadece sistemi geliştirmek. Buda bazı sorunlar vardı biliyorsunuz dibe vurmadan bazı sorunlar değişmez. Bizde işte dibe vurduk vuruyoruz. Dolayısıyla bu değişim gerçekleşecek. Ciddi olarak beklentim başkanlık sistemine geçi yönündedir. Milletvekilleri bakan olamayacak.

-Bakan olacak kişi nereden gelmeli?

Bürokrasinden de olabilir, iş sektöründen de olabilir, akademisyen de olabilir. Yani konusuna göre. Uzmanlık derecesine göre.

-Kıbrıs bu değeri karşılayabilecek konumda mı?

Şimdi Kıbrıs’ın içinde de yetişmiş insanlar var. Siyasette değil, bulaşmıyor. Ada dışında yaşayan çok başarılı insanlar var. Dünyanın dört bir tarafında çok başarı elde etmiş, kendini kanıtlamış insanlar var. Ama bu arkadaşlar siyasete girmek istemiyor mevcut yapıya. Çünkü tam bir bataklık. Ne de o bataklıkta olanlar bunların gelmesini istiyor. Çünkü onlar gelirse bataklık düzelecek kendileri nemalanamayacak. O yüzden başkanlık sistemi diyorum. Bu tür arkadaşları ancak o şekilde yürütmede yer alır. Biliyorsunuz 3 ayak var demokraside yasama, yürütme ve yargı. Şuanda bizim yapımızda yasama ile yürütme birbiri içerisine girmiş. Adam hem milletvekili, hem bakan, kabilede karar alıyor. Kendi kendine aldığı kararı kendi kendine onaylıyor. Bu kötü bir sistem mi? Çok partili parlamenter sistem birçok ülkede çok başarıyla kullanan bir sistem. Ama biz çok küçük bir ülke olduğumuz için siyaset maalesef çok kişiselleştiriliyor. Herkes birbirini bir şekilde tanıyor ve profesyonellik çok kolay geri plana itilip ahbap ilişkileriyle işler yürütülüyor. Büyük düşünen, değişimi öngören yapı küçük bir nüfus ve coğrafya olduğu için ve yıllarca da dünyadan soyutlanmış bir ülke olduğumuz için yanlış bir siyasi anlayış, siyasetten beklentiler yanlış, vatandaşında siyasetten beklentisi benim işimi halletsin de gerisinden bana ne diye düşünüyor. Benim kızımı işe alsınlar, bana şu ihaleyi versin de gerisinden bana ne diye düşünülüyor. Böyle bir ülke bir yere gitmez.

KIBRIS’TA BEĞENİ DÜZEYLERİ DÜŞÜK

Dolayısıyla sanayi bölgelerde gördüğünüz tablo bu nedenlerden dolayı öyle. Sanayicilerde her şeyi devletten beklemekte olmuyor. Kişilerinin kendilerinin de başarı performansı olması lazım. Sonuçta beğeni düzeyiniz neyse başarı düzeyiniz de o dur. Bu arkadaşların beğeni düzeyleri düşük olduğu için başarı düzeyleri de düşük ve kolaycılığa kaçıp her şeyi devletten hükümetten bekleme gibi bir kolaylığa gidiliyor. Korumacılık isteniyor. Devlet bizi korusun. Mesela Türkiye sermayesine karşı. Ekonomide esas önemli olan rekabet edilebilirlik olması lazım. Korumacılık ile bir yere gidemezsiniz. Eğer siz bir sanayici olarak son teknolojiyi yakalayamamışsanız, kaliteli mal üretmiyorsanız, rekabet edebilecek noktada değilseniz, sırf yerel bir sanayicisiniz diye devletin sizi ithalata karşı kalitesiz mal üretmenize rağmen, teknolojiyi kullanamıyor olmanıza rağmen sizi korumaya alması yanlıştır. Yani olması gereken sanayi olsun, olmaması gereken sırf yerel bir sanayici diye korumaya alınmasını ben doğru olmuyorum.

ÖZEL SEKTÖRE DÜŞMAN GİBİ BAKILIYOR

Herkes rekabet edebileceği konularda faaliyet göstersin. Rekabet edemeyeceği noktalarda ısrarla koruma altına alınarak faaliyete devam etmesi yanlış bana göre. Kıbrıs’ta bu da var. Bütün sanayiciler kendilerini devletin koruması talebi ile ortaya çıkıyorlar. Tabii koruma da fon koyun, gümrüğü arttırın ki bizim ürettiklerimiz daha ucuz olsun insanlar bizi tercih etsindir. İşler böyle yürümüyor. Yani fon koymakla, gümrük koymakla piyasayı pahalaştırmakla olmuyor. Sonuçta ne oluyor o kalitesiz ürünü de alıyor insanlarımız. Yerelin ürettiği kalitesiz ürünü de alıyor. Gidiyor KKTC’de alışveriş yapıyor. Güney Kıbrıs daha ucuz oluyor. O yüzden ben tüm KKTC’nin serbest bölge olmasına inananlardanım. Bütün fonların ve gümrüklerin sıfırlandığı bir ülke olması gerekir. İthalatta stopaj alınması ve KDV alınmasının sona erdirilmesi ve piyasanın ucuzlatılması gerekiyor. KDV ağırlıklı bir vergi sistemi ile çok basit bir KDV sistemi ile gelir vergilerinin asgari düzeylere çekilmesi lazım. Piyasanın canlanması lazım. Çünkü özel sektör ne kadar canlanırsa, zenginleşirse ülke o kadar zenginleşir, istihdam olanakları o kadar artar. Bizde bu maalesef bu hala daha anlaşılmadı. Özel sektöre düşman diye bakılıyor. Herkes memur olmak istiyor. Memur olayım geleceğimi güvence altına alayım. Çalışsam da çalışmasam da ay sonunda maaşım garanti yatar. Senede bu kadar gün izin, emeklilik garanti. Bu zihniyet olduğu sürece, özel sektör kurumsallaşmadığı sürece, önü açılmadığı ekonomik şartlar bürokrasinin tökezletmeleriyle sürekli engellenmediği takdirde ve şartlar döndüğü taktirde bütün ülke kazanır. Devletin istihdam olayı ülke gençliğinin tek beklentisi bu olduğu sürece orada başarı beklemek mümkün değildir.

TÜRKİYE KKTC’YE BALIK YEMEYİ DEĞİL BALIK TUTMAYI ÖĞRETMELİDİR

-Son olarak neler söylemek istersiniz?

Vereceğimiz mesajı son olarak toparlarsak Türkiye’nin çağ atlayarak ileriye doğru gittiği bir süreçte Kıbrıs Türk’ü çağ atlayarak geriye gitmektedir. Kıbrıs Türkünün anavatanında gerçekleşen başarıyı yakalayabilmesi noktasında anavatanın ciddi bir şekilde Kıbrıs Türküne balık yemeyi değil balık tutmasını da öğretme sürecinin gündeme gelmesi gerekir. Dünyanın Kıbrıs Türküne karşı uyguladığı haksız politikalara baktığımızda Kıbrıs Türkünün dünya ile uyumlaşabilme noktasını yakalayabilmesi anavatanın kendisine o doğrultuda uzatacağı ele bağlıdır. Kıbrıs Türkü de sadece anavatan bana para versin düşüncesinden çıkması gerekir. Özetle Kıbrıs Türkünün özeleştiri yapmayı bilmesi lazım. Anavatanda Kıbrıs Türküne balık tutmasını öğretmesi gerekir. KKTC’nin Güney Kıbrıs ile rekabet eden bir ülke olarak görülmesi gerekir. KKTC anavatan için dünya karşısında bir vitrini olması lazım. Oradan sağlanacak başarı Türkiye’nin başarısı olarak algılanır. Oradaki başarısızlık sadece yerel siyasetin başarısızlığı değil Türkiye’nin başarısızlığı olarak görülür. Dolayısıyla her iki tarafında gerek KKTC’nin gerekse Türkiye’nin de yapması gerekenler var. Biz özeleştiri yapma gereğini hissetmemiz lazım. Bugüne kadar ne yaptıysak onları yapmamamızın gereğini anlamamız lazım. Çünkü bugüne kadar hep yanlış yaptık. Bundan sonra da ne yapılacağı doğrultusunun da anavatanın bize balık verme değil balık tutma becerisini aktarması gerekir.

Son Güncelleme: 15.08.2015 10:13
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner78