“Ankara’nın eksiği SB”

Başkent OSB Başkanı Şadi Türk, Ankara’nın en büyük eksikliğinin SB olduğunu söyledi. Türk, “Ankara sınırlı sanayi şehirlerinden biri olmasına rağmen yanlış politikalardan ötürü kurulma çalışması tamamlanan SB de yok edildi” dedi.

“Ankara’nın eksiği SB”

Başkent OSB Başkanı Şadi Türk, Ankara’nın en büyük eksikliğinin SB olduğunu söyledi. Türk, “Ankara sınırlı sanayi şehirlerinden biri olmasına rağmen yanlış politikalardan ötürü kurulma çalışması tamamlanan SB de yok edildi” dedi.

10 Ekim 2013 Perşembe 10:04
“Ankara’nın eksiği SB”
 

    Sanayicilikte yılların getirdiği deneyim ve birikime sahip olan Başkent OSB Başkanı Şadi Türk, Sanayi Gazetesi’ne ülkemiz ekonomisi ve sanayisindeki gelişmeleri değerlendirdi. Türk ile yaptığımız görüşmede kamu ihalelerindeki yüzde 51 yerli alım şartından uluslar arası kredi kuruluşlarının Türkiye’ye yönelik puanlandırmasına, yerli otomobil üretimine kadar çeşitli konulara değindik. Türkiye’nin 2023 hedeflerinde çok ayrı bir yere ve öneme sahip ihracat mevzuunda ise Türk önceliğin iç pazar dolayısıyla yerli malı kullanımı olduğunu, dış pazarda güçlü olmanın iç pazarda güçlü olmaktan geçtiğini söyledi. Başkan Türk, SB’lere ilişkin değerlendirmesinde ise Ankara’nın en büyük eksiğine işaret etti:  

Yeni TGB’ler ve SB’ler kurulması aşamasında, kurulacak bölgeye yönelik olarak hangi kıstaslar sağlanmalıdır?
-          TGB’ler ülkemizde daha çok üniversiteler içinde ilerliyor. Bana göre ülke açısından son derece faydalı, sayıları hızla artan bir yapı. Ülkemize sanayi, teknoloji başta olmak üzere kalkınmamıza ve gelişmemize katkı sunacak alanlar. SB’ler ise farklı bir konu. Günümüzde mevcut, eski SB kavramının dışında çok farklı bir SB kavramı oluştu. Çünkü kamu disiplinini orada sağlayamadığı için tedbiri, imkanları daraltmakla aldı. SB’ler kesinlikle yeniden gözden geçirilmeli. Türkiye’de SB’lerin yoğun şekilde kullanımı için doğru bir atak yapılmalı. Ankara bu konuda çok şanssız. Sınırlı sanayi şehirlerinden biri olmasına rağmen yanlış politikalardan ötürü kurulma çalışması tamamlanan Ankara SB de yok edildi. Bu eksikliğin gerekçesini sebep olanlar düşünsün ama Ankara hala SB’den yoksun ve bu önemli bir eksiklik.

Kamu ihalelerinde ve alımlarında yüzde 51 yerli alım şartı getirilmesine karşın uygulamada dikkate alınmamasını nasıl yorumluyorsunuz? Uygulamanın tam anlamıyla hayata geçmesi için yapılması gereken nedir?
-          Dünyanın her yerinde pazar kavgası var, aslında herkes kendi pazarını kuruyor. Örneğin Avrupa Birliği’ne girelim sürekli pazarlar açılsın deniliyor ama kendi pazarına geldiğinde ciddi tedbirler alıyor. Bunu illa Türkiye’nin her konuda olduğu gibi basık bakışıyla almayabiliyor yani pazara, bir Türk firmasına yasak koymuyor ancak ciddi önlemler alıp pazara giren firmanın gerçekten göbeğini çatlatıyor. Teknik kriterler, kabul şartları gibi bir takım ilkeler ile davranıyor. Türkiye’de ise maalesef sanayi, kamu bürokrasisinin dışındaki sanayi yapısı zaman zaman, ‘Yerli malı kullanmalı’ adı altındaki, çocukluğumuzdan gelen bir söylemle bunu kullanmaya kalkıyor ama önce beyinlerde niyetin değişmesi lazım. Yani bu ülke bizim. Bu ülkedeki en genç ve en dinamik yapı bizim pazarımız. ‘Önce iç pazarlar bizim olmalı sonra dış pazarlarda güçlü olmalıyız’ derse Türk bürokrasisi o zaman sorun çözülecektir. Bana göre şu ana kadar böyle bir söylemde bulunulmadı. Niyet olarak ortaya sergileniyor ama ben kendi şirketlerimden örnek verecek olursam, şu anda enerji sektöründe üretim yapan bir firmanın sahibiyim. Bir ürünü yerli üretici olarak Türkiye’de üretebilmek için 5 yıl uğraştım. Şu anda dünyanın her tarafına satıyorum ama beş yıllık süreçte göbeğimizden kan aldılar. Bu süreçte bürokrasiyi aşmak için çok çabaladık ve aştık ama herkes bu dirayeti göstermeyebilir. Yatırım gerekiyorsa çabalamanız gerekiyor. Bu süreci aştıktan sonra bu ürün için Türkiye’den dışarı giden dövizin önünü geçildi. Bütün Türkiye’de kullanılan ürünler yerliye döndü. Yanıma 2-3 Türk firması daha geldi. Şu an 4-5 şirket halinde üretim yapıyoruz. Biz bir anlamda bu ürünü dünyanın her yanına, Avrupalılar’a, rekabet adına satıyoruz. Yerli kullanım bu kadar nettir. Bunun uygulanamamasının başka bir yolu yok. Bunu Türkiye’de uygulamak zorundalar ama bunun adı korumacı yasalar anlamında olmayabilir ama niyet olarak öncelikle yerli üretim kaliteli olmalı. Dünyayla rekabete açılacak firmaların yerlisinden bahsediyorum. Çünkü yerli kaynaktan beslenmeyen yerli sanayi dışarıya karşı dev olamaz. Mutlaka hak edenlerin yerli kaynaklardan beslenmesini sağlamak lazım.

Uluslar arası kredi kuruluşlarının Türkiye’nin notunu yükseltmesine yönelik girişimlerine yorumunuz nedir. Bu durum öngörüldüğü gibi yabancı sermayenin ülkemizde yatırımda bulunmasının önünü açar mı? Kredi kuruluşlarının bu tutumu Türkiye’nin itibarının artması için yeterli mi?
-          Kredi kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu artırması geç kalınmış bir olaydır. Konuya Türkiye’nin genel mantığında olan kaos yapısıyla bakmak istemiyorum ama Türkiye’nin hak ettiğini almak için çabaladığında sonuç alacağına inanıyorum. Bu gecikmiş bir olay haline gelebiliyor bazen ama yabancı sermayenin Türkiye’ye akması sadece bu kuruluşların kredileriyle oluşan bir olay değil. Öncelikle bizim kendi içimizde özgüveni sağlayacak bir takım hareketleri yapıyor olmamız lazım. Hem siyasi hem bürokratik hem kamusal alandaki kısmı birlikte çözmemiz gerekiyor. İnsan mantığı son 10 yıldır çok hızlı değişti. Eskiden yatırım yapmanın Türkiye’deki insana bile inanılmaz zorluğu vardı. Günümüzde o zorluklar ortadan kalkıyor ama tamamen bitmedi. Yine kendi işlerimizden bir örnek verecek olursam; Amerika’ya ürün satıyorum. Houston’da komite oluşturulmuş. Yetkili yatırımcının karşısına gelip isteğine göre seçenekler ve imkanlar sunuyor. Rakamlar bizdekilerden bile ucuz. Altyapısı tamamlanmış ve ilave olarak destekler var. Konuya ilişkin görüştüğünüz yetkili ayağınıza kadar geliyor. Ekonomi Bakanımız oraya giderken bize yani yatırımcıya özel davetler geliyor. Amerika konuya böyle bakıyorken, ‘Biz öyle bakamayız’ deme durumumuz olmamalı. Bizler artık daha yapıcı ve yatırımcının önünü daha açacak, dışarıdan yatırımcının gelişini hızlandırıcı tedbir ve düzenleri kurmak zorundayız. Bu konuda geç bile kaldığımızı düşünüyorum. Şu an Türkiye’de her şey var. İç pazar anlamında yatırım yapılabilecek bir ülkeyiz. Çevre pazarlara hakimiyet anlamında da son 10 yılda ulaşım yollarının açılması gibi önemli gelişmeler var. Avantajları değerlendirmek için de geç kalmamamız gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’de yeni başlayan süreçte Doğu bölgesinde yatırımların hız kazanması 2023 hedeflerine ulaşmada ne derece etken olacaktır? Sanayinin ülkemizin her bölgesine yayılması istihdam ve üretime ne tür katkı sağlar?
-          Bir ülkenin kalkınması her bölgenin kalkınmasıyla olur. Türkiye yıllardır bu konuda yine hatalı davranmış, geçmişteki teşvik uygulamaları ile yüksek miktarda ülke kaynağı heba edilmiştir. Sonuçta bunun hesabı da sorulmamış. Şimdi herkes hesap sorma peşinde ama benim vergilerimin geçmişte heba edilmesinin hesabını ben niye sormuyorum ki.  Siyasi otorite adına teşvik denilen bir sürü yapılar oluşturulmuş. Bugün geçmişten ders alarak belki daha iyisini yapmaya çalışıyor kamu otoritesi ama sonuçta bu konu bölgesel bir barışıklıkla da ilgili bir durum. Biz sınırları geniş olan, sınırlarına komşu ülkelerin her türlü pazarına ürün pazarlayabilen bir ülkeyiz. Bu bir avantaj ama bugüne kadar dezavantaj olmuş. Yani Hakkari’deki, Ağrı’daki, Siirt’teki üretimde bulunup yanındaki komşusuna ihracat yapabilme imkanına sahip. Bir ikincisi ise 75 milyonluk bir ülke olarak her tür ihtiyaca yönelik ürünü satabilme imkanına sahibiz. Ancak önceden belirttiğim gibi, ‘Yerli malı kullanmalı’ mantığından yola çıkarak önce kendi iç pazarımıza üreten firmalar oluşturup sonra da çevreye satmak lazım. Bu da çevreyle barışıklıkla doğrudan ilgili. Doğu, Güneydoğu veya başka kavramlara sadece Doğu, Güneydoğu diye bakmamak lazım. Örneğin İç Anadolu’da Çankırı’ya gittiğimizde Güneydoğu’dan farkı yok. Ankara’ya 100 kilometre mesafede olmasına karşın aynı sıkıntıları yaşayan bir toplum kesiti var. Homojen, yayılmış bir sanayi ve ekonomi kalkınması gerekiyor. Onun için bölgelerin ihtiyaçlarını iyi belirleyip o ihtiyaçlara göre bir takım ürünler geliştirmek gerekiyor. Örneğin Amerika tamamen çöl olan hiçbir şeyin yapılmadığı Las Vegas’ı planlayıp geliştirmiş ve bugünkü konumuna getirmiş. Biz her yerde aynı şeyi yapmak istiyoruz, her yerde aynı fabrikalar olsun istiyoruz. Bu yanlış bir duruş. Analizleri iyi yapmak gerekiyor.

Gazetemiz aracılığı ile kamuoyuna aktarmak istediğiniz bir konu var mı?
-          Dünya çok hızlı bir yarışın içinde ve bu yarışı tek başına kazanmak mümkün değil. Bizler öncelikle kendi ülkemize sahip çıkmak zorundayız, birbirimize sahip çıkmak zorundayız. Bu yarışı uluslar arası platformda götürebilmek için sanayicimiz ve ticaret erbabımızın yapması gereken şey çok kolay olan satıştan çıkıp dünya pazarlarına marka yaratma yönelik ilkeli ve zor olan uzun yolu seçmelidir. Türk markalarını oluşturmaya çalışmalı, daha teknolojik ve katma değeri yüksek ürünler üretmek için çaba göstermeliyiz. Çünkü dünyada batıdan doğuya doğru kayan bir üretim akışı var. Bu da ucuz işgücü akışıdır. Şu anda Türkiye ucuz işgücü pazarı olmaktan çıkmıştır. Onun için kendi pazarımıza, kendi değerlerimizi sahip çıkıp ülkemizin kıymetini bilmemiz gerekiyor. Birbirimizin ayağını aşağıya çekmeyerek, daha inançla ve güvenle, el birliğiyle yol almamız gerekiyor. Bunun ötesinde Türkiye’nin başka bir şeye ihtiyacı yok. Potansiyel, insan gücü, yetişmiş insan ve bilim gücünde ülkemizin istenilen noktalara doğru ilerlemekte olduğunu düşünüyorum. Özellikle son 10 yıl içinde gelişmeler çok arttı. Çok ciddi gelişmeler kaydedildi. Mevcut hükümetimizi eleştirdiğimiz kadar başarılarını da övmemiz gerekiyor. Eleştirmek her zaman kolaydır. Hiçbir şey yapmayan insan hiç eleştirilmez. Bir şeyler yaparken mutlaka hatalarımız da olur. Zaman zaman insanların, zaman zaman sistemlerin hatası olur. Ama gelinen noktada nerelerde olduğumuza bakmak lazım. Bugün bence Türkiye emin adımlarla yolunda ilerliyor. Sadece birlik ve beraberliğimizin sağlanmasının ana ilkemiz olması gerektiğini düşünüyorum.

Yerli otomobil çalışmaları sizce nasıl yürütülmeli?
-          Bana göre bu tartışma yanlış bir yönde yapılıyor. Yerli otomobil yapmak çok önemli mi, üzerinde geniş düşünmek lazım. Dünyada artık satışın ve markanın öne çıktığı bir süreçte yaşıyoruz. Bir Türk markası yaratıp ardından pazarda devlerle güreşeceğiz! Zaten Türkiye otomobil sektörünün ana üslerinden birisi. Özellikle Ortadoğu ve Avrupa anlamında baktığınızda birçok uluslar arası firmanın üretim üssü Türkiye’de. Biz otomobil üretecek bilgiye ve teknolojiye sahibiz. Maksat otomobil yapmaksa, otomobil de yaparız. Ama yaptığımız otomobili nasıl satacağımız konusunda tereddütlerim var. Bence zor satarız çünkü rekabet söz konusu. Bilinmiş markaların dışında büyüyemeyen markalar varken yeni bir markanın dünyaya sunulması ne kadar doğru olur, bilemiyorum. Ancak Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Nihat Ergün’ün son açıklamalarına baktığımızda örneğin bir hibrit otomobili yani yeni nesil bir otomobili üretip çıkış yaparsak satma ihtimalimiz daha yüksek. Normal bir otomobil üretip iç pazarda desteğinin sağlanması da çok kolay değil çünkü aynı iç pazarda yerli üretim yapan çok sayıda firma var, bunlar yabancı markalarla çalışıyorlar. Avrupa’da birçok otomobilin parçaları Türkiye’de üretiliyor. Bu konuda çok dikkatli ve stratejik olunması gerekiyor. Duygusallıktan çıkıp üretimde bulunmak lazım, üreteceksek gelecek kuşakların da rekabete girebileceği bir ürün üretmemiz lazım.

 




Son Güncelleme: 10.10.2013 10:09
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.