OSB’lerin sayısının artması ve mevcut OSB’lerin genişleme trendinde olması hem merkezi yönetim hem de OSB’ler açısından yönetim ve denetim araçları gereksinimini, finansal kurumların ve Bakanlığımızın kredilendirmede daha sağlam verilere dayanma ihtiyacını artırmıştır. Bu durum finansal tabloların geniş ölçüde kullanılmasına yol açmış ve finansal analizin önemini daha da anlamlı hale getirmiştir. Günümüzde de modern iş hayatında finansal tablolar yaygın bir şekilde kullanılmakta, sayısı gittikçe artan kişi ve gruplar finansal tabloların analizi ve yorumu ile yakından ilgilenme gereksinimi duymaktadır.

Oran analizi tekniği
Sürdürülebilir bir iş ve misyon etkili planlama ve finansal yönetimi gerekli kılar. Oran analizi finansal sonuçları anlamaya katkıda bulunan ve örgütsel performans için anahtar göstergeler sunan faydalı bir yönetim aracıdır. Yöneticiler uygulamaya koydukları stratejilerin güçlü ve zayıf yanlarını görmek için oran analizini kullanırlar. Fonlayıcılar ise oran analizini yönetimin etkililiğini ölçerek yönetim hakkında bir yargıya ulaşmak için kullanabilirler (Poznanski et all, 2013).

İncelenen işletmenin cari dönem oranlarının yorumlanmasında, değerlendirilmesinde aşağıdaki ölçülerden yararlanılabilir (Akgüç, 2013):

Anlamlı olduğu kabul edilen genel ölçülerle, deneyim sonucu bulunmuş ve yeterli olarak kabul edilmiş oranlarla karşılaştırma,
Birbiriyle ilgili çeşitli oranların birlikte değerlendirilmesi,
İşletmenin geçmiş yıllar oranları ile karşılaştırma,
Aynı endüstri kolunda benzer işletmelerin oranları ile veya endüstri kolundaki tipik (standart) oranlarla karşılaştırma

Oranlar çeşitli kriterlere göre, farklı ayrımlara tabi tutulabilir. İşletme faaliyet sonuçları ile finansal durumunu değerlemedeki kullanılış amaçları bakımından yaygın olarak kullanılan oranlar söyle sınıflandırılabilmektedir:

1) Likidite oranları
2) Finansal yapı oranları
3) Verimlilik oranları
4) Karlılık oranları

1-Likidite oranları

Likidite oranları, işletmenin kısa vadeli borç ödeme gücünü ölçmek, başka bir deyişle likidite riskini değerlendirmek, net işletme sermayesinin yeterli olup olmadığını saptamak için kullanılmaktadır (Akgüç, 2013).

a) Cari oran
Williams et all (2005)’a göre, cari oran, işletmenin kısa vadeli borç ödeme gücünü ölçümlemektedir (Ataman ve Altuk Özden, Ekim 2009). 
Bir firmanın mali gücünü gösteren bir endeks olarak cari orandan yaygın bir şekilde yararlanılmaktadır.

Cari oran hesaplanmasında amaç, işletmenin kısa süreleri borçlarını ödeme gücünü ölçmek ve net işletme sermayesinin yeterli olup olmadığını ortaya koymaktadır. 

Kredi veren kurum ve kuruluşların karşılaştığı en önemli tehlike kredi kullananların yükümlülüklerini yerine getirememesinden dolayı likiditesizlik yaşama riskidir. Cari oran dönen varlıklarıyla kısa vadeli yabancı kaynakları karşılaştırarak bu riski ortaya koyar (Fridson and Alvarez 2002).

Cari oranın ideal oranı kural olarak “2” olmakla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde bankaların daha çok kısa vadeli kredi verme trendlerinden dolayı bu oranın “1,5” olması yeterli görülmektedir.

b) Likidite (asit-test) oranı
Likidite (asit-test) oranı, cari oranı tamamlayan, onu daha anlaşılabilir kılan bir ölçüdür.
Bu oran, paraya çevrilmesi oldukça zaman alabilecek olan stoklar ve akreditifler dahil sipariş avansları, para olarak tahsil edilmeyecek alacaklar, diğer dönen varlıklar, oranın payında yer almadığından, cari orana kıyasla daha duyarlı bir ölçüdür (Akgüç, 2013).

Asit-test oranının sonucunun 1 çıkması yeterli kabul edilmektedir. Böyle bir sonuç işletmenin kısa vadeli yabancı kaynaklarının tamamının para ve hızla paraya çevrilebilir değerlerle ödenebileceğini göstermektedir. (Anadolu Üniversitesi, Ocak 2013).
 
c) Nakit (disponibilite) oranı
Likidite oranı hesaplanırken, oranın payına stoklar, akreditifler, satıcılara verilen avanslar, gelir tahakkukları, gelecek aylara ait giderler ve diğer dönen varlıklar dahil edilmediği halde; nakit oranında alacaklar da payda yer almamaktadır. Bu nedenle nakit oranı, likidite oranına kıyasla daha duyarlı ve keskin bir ölçü olarak kabul edilmektedir. Gerçekten bu oran, işletmenin satışlarının durması ve alacaklarını tahsil edememesi halinde, kısa vadeli borçlarını ödeme gücünü göstermektedir. Nakit oranın 1:1 olması, işletmenin kısa vadeli borçlarının tamamını, para ve para benzerleri ile karşılayabildiğini ifade eder. Bu kadar yüksek likidite işletmeler için gerekli olmadığı gibi alternatif maliyeti (yoksun kalınan gelirler) de çok yüksek olabilir. Ancak gelişmiş ülkelerde bu oranın yüzde 20’nin altına düşmemesi gerektiği genel bir kural olarak ileri sürülmektedir. Ülkemizde bu oran, sınai işletmelerde kısa süreli borçların yüksekliği nedeniyle genellikle yüzde 20’nin altına düşmektedir (Akgüç, 2013).

Çalışmanın II. kısmında diğer oranlardan da bahsedildikten sonra uygulama zemini oluşturabilmesi için yapılması gerekenler bütüncül bir yaklaşımla ele alınacaktır.

NOT: Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. Atıf yapılacak kaynak: Bulut, T. (2014). Oran Analizi Tekniği İle Organize Sanayi Bölgelerinde Finansal Performans Analizi. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Anahtar Dergisi, Sayı: 321.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.