Takvimler 1974’ü gösterdiğinde Zeytinburnu'nda 4 dikiş makinesi ve 10 çalışan ile kuruldu. Kaç metrekarelik alanda bulunduğuna aldırmadan gece-gündüz çalıştı. Emek karşılıksız kalmadı, kurulduktan 8 yıl sonra Los Angeles'da bir mağaza açtı:


Derimod...

Aslen traktör yapan bir çiftçi olan İtalyan zengini Ferruccio Lamborghini, markanın debriyaj sorununu konuşmak üzere Ferrari’nin Kurucusu Enzo Ferrari’yi ziyaret etti. Çünkü Lamborghini, sahip olduğu Ferrari’lerini tamire götürmekten ve tonla masraf etmekten sıkılmıştı. Enzo, kendisine “Senin arabaların çöp!” diyen Ferruccio’yu küçümsedi. Ferruccio da o an Ferrari’den daha iyi araba yapmaya karar verdi:

Lamborghini...

Şapka Devrimi'nin ardından 1934 yılında Şen Şapka firması adı ile kurulmuş. İlk mağazasını 1962 yılında Beyoğlu’nda açan Vitali ve Alber kardeşler, ilk eşarbı 1938 yılında üretmiş. Türkiye'de bayan şapkasının revaçta olduğu zamanlar öyle bir çıkış yakalamış ki, bugün eşarp ve kravat denince Türkiye’de akla ikinci bir isim zor geliyor:

Vakko...

II. Dünya Savaşı sonrası Çukurova’nın zengin pamuk tarlalarını işleme ve tekstil sanayisi oluşturma gayretiyle bir araya gelen 83 ortak... Kurulan mali bir yapı... Memleketlerinin baş harflerini dev bir bankaya veren özgür müteşebbisler:

Akbank...

Alaylı bir mühendis olan Soichiro, Toyota’ya kendi piston tasarımlarını satıyordu. 2. Dünya Savaşı’nda ekonomi alaşağı oldu, petrol kısıtlandı, Soichiro arabasını kullanamaz oldu. Bisikletine küçük bir motor taktı, büyük ilgi gördü. İşler iyi gittikçe motosiklet motoru yapmak için 1946’da kurduğu teknik araştırma enstitüsünden 3 sene sonra bugünün devini zincire kattı:

Honda...

Bir başarı öyküsü de 3 girişimci genç mühendisten... Bilgisayar mühendisleri olan Altan Aras Fakılı, Yalçın Yıldırım ve Ali İhsan Daşkın mezun olduktan sonra markaya hayat veriyor. 1991 yılında zincire katılan firma, bugün 34 bin 500 metrekarelik alanda yıllık 1 milyon adet üretim yapılabilen kabiliyetli tesislerinde, 417 kişiyi istihdam ediyor:

Casper...

Türkiye’den ve dünyadan öne çıkaramadığımız daha ne öyküler var... Her biri bizleri onurlandıran ve potansiyel girişimlere duyduğumuz güvenin artmasını sağlayan başarı hikâyelerine sahip.

Peki, markalaşmak için tam olarak ne gerekiyor?

Her ne kadar markalaşmanın en önemli ayağı olarak kabul edilse de, markalaşma olgusu salt reklama dayanmıyor.

Doğru ve güncel bir pazar ve rekabet analizinden sonra işe koyulmalı KOBİ’ler.

Sektörün ne istediğini şıp diye anlamalı; ya daha önce üretilmiş fakat müşterilerden kalitesi veya işleviyle ilgili olumsuz bir eleştiri almış ürün ve hizmeti daha da iyileştirmeli, ya nadir kullanılan mal ve hizmeti yaygınlaştırarak alışkanlık haline dönüştürmeli, ya da var olmayanı üreterek yeni bir ihtiyacı tasarlamış ve aslında önemli bir fayda yaratmış olmalı.

Akılda kalıcı isim ve görsel hafızalardan kolay çıkmayan bir logo, markanın kalıcılığını artıracak en önemli unsurlardan kabul edilir.

Tüm bunları gerektiği kadar sermayeyle beslemek, marka için uluslararası pazarlarda önemli bir temsil gücü oluşturmak ve yerli iş ağlarının yanı sıra yabancı networkleri de portföye eklemek gerekir.

Kimsenin yapamadığını yapan markalaşır.

Büyüdükçe promosyon ve iş birlikleriyle, devleştikçe de sosyal sorumluluk, sanat, müzik ve barış temalı projeleriyle öne çıkar güçlü bir marka.

‘Baba Beni Okula Gönder’ler, Kardelenler, ‘Kirlenmek Güzeldir’ler doğar her birinden zamanla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.