Bugünkü sistem hayal çağına doğru sürüklenerek çekilmektedir. Artık bilgiye ulaşmak değil onu yorumlamak, sentezlemek, süzgeçlemek önemli hale gelmiştir. Artık şirketlerin önemli değerleri mal varlıkları değil; yönetimsel becerileri, organizasyon kapasitesi, pazarlama ve satış gücüdür ve aynı zamanda hayal kurma seviyesidir.

Sıradan işleri bilgisayarlar yaparken insana ise yaratıcı olmak düşecek. İnsan beyninin yaratımcı tarafına doğru dönülürken sezgi yeteneği de önem kazanmaya başlayacak. Şu anda dünyanın en pahalı meslekleri, yaptıkları işe bir duygu ve yaratıcılık katanlardır: senaristler, art direktörler… Daha çok hayalin ağırlıklı olduğu meslek grupları...

Artık işleri ciddiyetle doğru yapmanız değil, işe farklı ne kattığınız konusu öne çıkmaya başladı. Japonya da bir yıl içerisinde kendi yaptığı işte bir yenilik getirmeyen, bir farkındalık kazandırmayan akademisyenin işine son veriliyor…

Yani şu söylenmek isteniyor:

Bir yıl uzun bir süre. Bu süre içerisinde yaptığın işin görülmeyen bir yüzünü daha aramalı, işini daha verimli ve ileri aşamaya taşıyacak şekilde nasıl yapacağına yönelik bize bir proje vermelisin. Yoksa seninle çalışma imkânımız olmaz...

Neden hayal çağına sürükleniyoruz?

Çünkü yeni bir hetero-bağlantılı mikroçip bir saniyenin trilyonda ikisi zamanda açılıp kapanarak yeni bir tempoyu simgelemektedir. Bu yeni bir zaman algısı anlamına gelmektedir.

Bu algıya bağlı olarak ta zaman tempomuz kökten bir değişime uğradı ve çevremizdeki dünyayı algılayış biçimimiz ise ciddi bir şekilde değişti. Eğer hız sosyal bir güçse, geçicilikte onun psikolojik benzeridir. Bu yüzden yeni nesiller hiçbir şeyden tatmin olmuyor ve tükettikçe tüketiyorlar.

Değişim hızı, birçok durumun oluşum sürecini kısaltmaktadır. Bu durum tecrübe kanalındaki akışı da hızlandırmaktadır. Buna karşılık insanın ontolojik olarak değişimi bir sindirme süresi vardır. Acaba bizler bu hızlı değişimleri sindirerek mi hayatımıza kazandırıyoruz? Yoksa olumsuz etkileri daha sonraları mı ortaya çıkacak? Bugünkü sistem eğer iki kuşak önce olsa çatlardı. Çünkü iki kuşak öncesi insani özelliklerinin bu değişim hızını kabul edebilmesi mümkün olmazdı. Bu şunu göstermektedir; bu günün ekonomik metabolizması çok hızlı çalışmaktadır.

Düne kadar bilgi bazı meslek gruplarının elindeydi ve bilgiyi tekellerinde tutar ve sistemi kontrol ederlerdi. 1960’lara kadar Amerika’da doktorlar önlük giymiş tanrılar sanılırdı.

Bugün ise bilginin dolaşımı ve yaygınlığı tüm toplumsal katmanlara kadar inmiş durumundadır. Her gün internet sayfalarından dünyaya 90 milyar adet A/4 boyutunda bilgi girişi olmaktadır.

Fakat bu değişim hızı yaşamımızı derinden etkileyen, bizleri yeni davranış biçimlerine zorlayan ve yeni bir psikolojik hastalığın kucağına atan somut bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani daha kısa bir zamanda daha çok durum tecrübe kanalına akmaktadır.

Sirkülâsyonu yüksek tecrübe kanalı, insanın belli bir zamanda eğilebileceği durumdan daha fazlası ile ilgilenme gereğini ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla bu durum, eğitim süreçlerinde kişinin formel anlayışın dışında bir çok açıdan kendini donatmasını gerektirmektedir. Kişi, aynı anda birçok sorunla baş edebilecek bir sistem algısına sahip olacak. Artık diplomanın hangi okuldan alındığı ve kaç puan olduğu değil, kişinin sosyal becerilerinin düzeyi ve çeşitliliği ile olayları nasıl yönettiğine dair konular daha önemli hale gelmeye başlamıştır.

Aslında dış dünyadaki hızı arttırarak kişiyi çevresini yeniden öğrenmeye zorlamaktayız. Geçmişte insanlar iç kavramlarıyla ilişkilerini uzun süre koruyorlardı. Bu durum bir güven sağlıyordu. Fakat bu günün geçici toplumunda böyle bir imkân yoktur. Gerek kavramlarımızı ev gerekse zihinsel görüntülerimizi artan bir hızla yenilemek zorundayız.

Günümüz insanlarının yapmaya zorlandığı seçimler çoğalmaktadır. Roller artmakta ve yaşamın tüm yapısı karmakarışık bir hale gelmektedir. İş ve özel hayattaki rollerin değişkenlik arz etmesi aslında uzun vadede bir kişilik parçalanmasına yol açmaktadır. Güven unsurunun neden azaldığına delil bulmak istiyorsak, ilişki sürelerinin geçmişe oranla ne kadar kısaldığına bakmamız kâfi gelir.

Özetlersek, iş dünyası şunu bilmelidir; bundan sonraki çağı adı “hayal çağı” olacaktır. Firmamızın entelektüel birikimini bu realite üzerinde bina edersek ve gerekli hazırlıkları yaparsak kalıcı olma şansını yakalamış oluruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.