Bir sakızdır çiğniyoruz: değişim, değişim, değişim...

Mutlu muyuz değişim tekerleğinin durmaksızın, biteviye dönmesinden? Bu soru hiçbir zaman sorulmadı, sorulmayacak da…

Ama sonuçlarına bakarak bir değerlendirme de bulunabiliriz, mutlu muyuz acaba?

Değişim hastalığının zirveye ulaştığı son elli yılda insanoğlunun eline geçenlere bir göz atalım:

Son elli yılda insanlık tarihi boyunca üretilenden daha fazlası üretildi; dünyanın varoluşundan itibaren ne kadar gelişme varsa hepsinden daha fazlası geliştirildi.

Dünyanın son elli yıllık gelişimini metaforik olarak yorumlarsak dünya, rampasından fırlatılmış bir roket âdeta!

Durum böyleyken bu büyük sıçrama aynı zamanda, dünya tarihinde hiç yaşanmayan dengesizlikleri de beraberinde getirdi.

Mesela:

İngiltere’nin önde gelen yardım kuruluşu Oxfam'in yaptığı son araştırmaya göre dünyanın en zengin 8 kişisinin toplam serveti 426 milyar dolar.

Oxfam GB'nin yöneticisi Mark Goldring: "Bu eşitsizlik görüntüsü geçmişte olduğundan daha belirgin ve çok daha şaşırtıcı." diyor araştırmanın sonucuyla ilgili ve ekliyor:"Bir golf arabasına kolayca sığabilecek bir grup adamın, insanlığın fakir olan yarısından daha fazla servete sahip olması çok garip".

Goldring ayrıca, en tepede bulunan zenginlik yoğunluğunun yoksulluğa karşı verilen savaşı da yavaşlattığını ve işletmelerin zengin sahipleri ile yöneticilerine daha yüksek gelirler sağlamaya odaklandığını da sözlerine ekliyor.

Son elli yıl, adaletsizlikler açısından da bol miktarda rekorların olduğu bir elli yıl.

Örnek:

2007 ila 2015 yılları arasındaki kazanç artışının, dünyanın en fakir %10'luk kesiminde 65 dolar; en zengin yüzde 1'lik kesiminde ise bunun tam 128 katı, yani 11 bin 800 dolar olduğu tespit edildi.

Acımasız rekabetçi sistem şirketleri, adil biçimde herkese fayda sağlayıp katkıda bulunmak yerine, vergilerden kaçmaya, çalışanların maaşlarını düşürmeye ve üreticileri sıkıştırmaya zorluyor. Çok uluslu birçok firmanın “tedarikçi mezarlığı” adıyla anılmasının sebebi de bu...

Dünyanın en zenginlerinin refahı bu kadar iyiyken geri kalan kesimlerinin bu kadar kötüye gitmesi, vicdanları onarılmaz şekilde yaralıyor ve insanlığı ümitsizliğe sevk ediyor.

“Eşitsizliğin yüksek olduğu ülkelerde şiddet oranı artıyor.”

Equality Trust kuruluşunda çalışan Dr. Wanda Wyporska'nın konuyla ilgili açıklaması ise şöyle:

"IMF'nin, Dünya Bankası'nın yakın dönemde uyardığı gibi, zamanların felaketi eşitsizlik… Dolayısıyla eşitsizliğin yüksek olduğu ülkelerde, şiddet oranının arttığını, akıl ve fiziksel sağlığın olmadığını ve güven eksikliğini zirveye çıktığını görüyoruz."

Devam ediyor Dr. Wanda:

“Eşitsizlik milyonlarca kişiyi fakirliğin içine hapsetmekle kalmıyor, toplumumuzu yaralıyor ve siyasetimizi zehirliyor. Yüksek pozisyonlardaki yöneticilerin cebine dev gibi paralar girmesinin yanı sıra toplumsal çalışmalar sürekli yerinde sayıyor; hizmetler için halktan kesintiler yapılırken milyonerler vergi vermekten kaçıyor."

Peki, her şey değişirken neler kesinlikle değişmemeli?

· Değişim, yenilik, eğer dünyayı herkes için daha yaşanır bir yer hâline getirecekse değerlidir, önemlidir; yoksa olmaması herkes için daha iyidir.

· Bu dünyanın herkes için var olduğu gerçeği kesinlikle değişmemelidir.

· Ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın, gelecek nesillere daha iyi bir dünya teslim etme amaçlanmalıdır.

· Makinelere inisiyatif vermek demek, aynı zamanda daha akıllı ve daha güçlü olanın, diğerlerini istediği gibi yönetmesi demek. Bu, dünyayı kölelik dönemine döndürmenin başka bir yoludur. Bu, henüz tam kavranılamamış, çözümü zor bir konudur…

· İnsanın dünyada bulunma amacı, gücü yettiği her şeyi tuşa getirip başarı elde etmek değildir. Bu, insani duyguları olana hizmet etmez.

· Toplumsal çıkarın, kişisel emellerin üstünde olduğunu unutmamak esastır.

· Ekonomik büyümenin en önemli sebeplerinden birisi, yoksullukla mücadele kapsamında bu kesimin yaşam koşullarının iyileşmesi olmalıdır; tersi, insanlığın ölmesi anlamına gelecektir.

· İnsanoğlu, kaynak dağılımlarını doğru şekilde yapmadığından doğal çevreye zarar verirken düşmanlıkların da ateşleyicisi olmaktadır. Kaynakların, yaşamı destekleyecek ve verim elde edilecek şekilde kullanılması ise birlikte daha mutlu yaşanacak bir dünya kurulması anlamına gelecektir.

· Firmaların, “hayırsever” imajı yaratmak ve böylelikle ticari çıkar elde etmek için yoksullukla mücadele ettiği gerçeği insanların gözünden kaçmıyor. Son yılların trend söyleminde olduğu gibi “Firmalar, toplumdan aldığını topluma geri vermek zorundadır.”

· Şirketler, parçası oldukları sosyal düzene, doğal çevreye faydalı olmak için daha verimli ve dikkatli olmak zorundadırlar.

Kısacası, hangi iş ve ne olursa olsun, insani yön kesinlikle değişmemelidir!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.