Ar-Ge’siz yaşayamayız

Mavisis Teknoloji Sanayi Ticaret A.Ş. İşletme Ortağı Fatih Kavaslar, yeni ürünlerimizi daha fazla pazara sunmak açısından sürekli bir araştırma geliştirme durumunda olduklarını söyleyerek, “Sonuçta bir Ar-Ge firmasıyız, Ar-Ge yapmazsak yaşayamayız” dedi.

Ar-Ge’siz yaşayamayız

Mavisis Teknoloji Sanayi Ticaret A.Ş. İşletme Ortağı Fatih Kavaslar, yeni ürünlerimizi daha fazla pazara sunmak açısından sürekli bir araştırma geliştirme durumunda olduklarını söyleyerek, “Sonuçta bir Ar-Ge firmasıyız, Ar-Ge yapmazsak yaşayamayız” dedi.

27 Aralık 2011 Salı 09:15
Ar-Ge’siz yaşayamayız


Gebze OSB Teknopark içerisinde faaliyet gösteren Mavisis Teknoloji Enerji Sanayi Ticaret A.Ş. İşletme Ortağı Fatih Kavaslar, Ar-Ge odaklı bir firma olduklarını ve Güneş ve Rüzgar enerjisi konusunda dünyada çok fazla örneği olmayan bir takım ilklere de imza attıklarını söyledi. Çok işlevli solar güç sistemlerini yani hem şebekeye besleme yapabilen hem de şebeke olmadığı zaman şebeke dışı çalışma yapabilen sistemleri geliştirdiklerini dile getiren Kavaslar, “Türkiye’de bu alanda şebeke bağlantılı solar inverterleri ilk ve tek geliştiren, tek ödüllü firmayız. Yeni olgunlaşan pazarda, biz en iyi yerlerden bir tanesindeyiz” dedi. Türkiye sanayinin ve KOBİ ağının oldukça olgun ve birbirini tamamlayıcı bir durumda olduğunu belirten Fatih Kavaslar, “Sanayicilerin enerji politikası hakkında kısa vadeli değil uzun vadeli düşünmelerini ve gerek hammadde gerekse yerli öz kaynaklardan yararlanmayı tavsiye ediyorum” diye konuştu.

Bize firmanız hakkında bilgi verir misiniz?

Firmamız, Gebze OSB’nin içerisinde bulunan Teknopark içerisinde, AR-GE odaklı bir firma Mavisis Teknoloji firması. Sloganımız, “Gökyüzünü mavi tutan sistemler geliştirmek” yani bizim kendimize AR-GE amacıyla seçtiğimiz alan Güneş, Rüzgar, Hidro enerjilerin güç elektroniği dönüştürücüleridir. Firmamız ödüllü bir firma. Şu ana kadar projelerimiz, TÜBİTAK tarafından 3 defa desteklendi. 2 defa Türkiye Elektronik Sanayicileri tarafından ve bir defada TÜBİTAK, TTGV ve TUSİAD tarafından teknoloji, yenilikçilik, yaratıcılık ödülleriyle, ödüllendirildik. Yaptığımız AR-GE çalışmalarının neticesinde yenilenebilir enerji ile ilgili bir ürün platformu elde ettik ve bu ürünler daha ziyade, güneşten,  rüzgâr tribünlerinden ya da su tribünlerinden elde edilen enerjinin elektrik şebekesine aktarılması amacıyla kullanılabiliyor. Bunun dışında Şebeke bulunmayan yerlerde, yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin, uygun hale getirilerek, ihtiyaç sahiplerine regüle AC enerji sağlayan ürünlerimiz de mevcut. Dünyada çok fazla örneği olmayan bir takım ilklere de imza attık. Örneğin; çok işlevli güç sistemlerimiz hem şebekeye besleme yapma hem de şebekenin güç kalitesi bozuk olduğunda bunu düzelme ve şebeke kesintisi halinde kritik yükleri beslemeye devam etme yeteneğine sahip.
Hali hazırda Türkiye’de bu alanda şebeke bağlantılı inverterleri ilk ve tek geliştiren, tek ödüllü firmayız. Türkiye tabi bu konuda küçük bir pazar, dünyada çok yol almış ülkeler var. Türkiye’de daha yeni yeni bu işin alt yapısı oturuyor. Bu nedenle pazarda yeni yeni olgunlaşıyor ve bu yeni olgunlaşan pazarda, biz en iyi yerlerden bir tanesindeyiz. Bir MegaWatt’ı aşan referansımız var. Pek çok tipte ürünün prototip ve seri üretimlerini yaptık, çeşitli noktalarda bizim geliştirdiğimiz sistemler kullanıldı.  Örneğin, TOKİ’nin Kayabaşı evlerindeki çatılara kurulan fotovoltaik sistemlerin, güç elektroniği dönüştürücüleri firmamızdan tedarik edildi.

Projeleriniz hakkında ki bilgileri biraz daha detaylandırabilir misiniz? Mesela LOGO yazılımın üzerine uygulamış olduğunuz örnek proje üzerinden konuşmaya başlayabilir miyiz?

Her şeyden önce AR-GE şirketiyiz. Bir bakıma terzi gibiyiz. Hiç olmayan bir şeyi daha önce hiç uygulanmayan bir şeyi de ortaya çıkartabiliyoruz. Fakat esas itibariyle geliştiriğimiz ve ürettiğimiz 3 farklı ürün grubu var. Bu ürün gruplarından bir tanesi, güneş santrallerinde kullanılan güç istasyonları. Bu istasyonlar, 500 KW gücünde ve modüler yapıda. Teknik olmayan personelinde, bu istasyonda ki modüleri söküp takabilmesi, değiştirebilmesi ve istasyonun ayakta kalma süresinin artırmaya yönelik yenilikçi bir yaklaşımımız var. İkincisi, şebeke dışı yerlerde yüksek güçlü 3 fazlı AC enerji sağlayan Ada sistemi tarzındaki ürünlerimiz. Üçüncü tip ürünümüz ise, şu anda belki Türkiye için ama gelecekte dünya için önemli olabilecek LOGO yazılımda da sizin uygulamalarımızı yeni gördüğünüz Çok işlevli ürünümüzdür.  Bildiğiniz gibi bizim ülkemizde güneşten üretilen enerjiyi yasal alt yapı ile satma oluştu. Ürün fiyat tespiti yapıldı. Fakat başka ülkelere oranla bu fiyat, elektrik satın alma oranının altında kalıyor. Başka ülkelerde örnek şöyledir; bir kWh elektrik bir birime satın alınıyorsa, güneşten üretilen elektrik iki  birime satılır. Yani bu güneş enerjisini teşvik etmek amacıyla uygulanmış bir teşvik mekanizmasıdır. Ülkemizdeki uygulamada önemli olan ise elektriği satmak değil yerinde kullanmaktır. Yani LOGO yazılımında ki başlıca sistem elektriğin yerinde kullanılmasına yöneliktir. Bu ürünün tabi başka avantajları da var. Onları da şöyle açıklayayım;
Alışılmış şebekeye, güç sistemlerine göre, bu ürün daha fazla enerji tasarrufu yapıyor. Nedeni ise; bu ürün kesintisiz güç kaynağının işlevlerini de üzerine alarak ayrıca bir  kesinsiz güç kaynağı kullanmayı gereksiz hale getiriyor, dolayısıyla burada kullanılan cihaz sayısı azaldığı için bu cihazlardan kaynaklanan  kayıplar da azaltılıyor. Böylece bir enerji tasarrufu sağlanıyor. Bunun sonucunda da normalde 30 kW güneş paneli kullanarak yapılacak bir projeyi biz 20 kW güneş paneli kullanarak yapabiliyoruz. Sağladığımız bir avantaj bu. İkinci avantaj, elektriğin yerinde kullanılması ,elektriği satmak yerine yerinde kullanmak, daha yüksek bir gelir elde etme imkanı sunuyor. Çünkü satın alınan elektriğin fiyatı daha pahalı. Üçüncü nokta da şebeke kesintisi olan durumlar da, alışılmış sistemler çalışmasını durduruyor, bizim sistemimiz üretimi durdurmuyor ve beslemeye devam ediyor. Dolayısıyla bu, içinde bulunduğumuz bölgede, satış tarifesi satın alma tarifesinden daha düşük olduğu için ve çevre ülkelerde de elektrik kesintileri fazla olduğu için,  bu ürün öne çıkacak, alışılmış ürünlere göre farklılık getirecek bir ürün olarak duruyor. Fakat ilerleyen yıllar da biz şunu istiyoruz. Gelişmiş ülkeler de bizi takip edecek yani, elektriği 1 liraya alırken 2 liraya satma değil, aynı fiyata ya da biraz daha altında ki bir fiyata elektriği satma gibi bir noktaya gidecek. O noktaya gelindiği vakit, ürünümüz tüm dünya için değer ifade eden bir ürün haline gelecek.

Yatırım maliyetiniz ne kadar?

Kullanıcı açısından bakıldığı zaman, maliyet uygulama zorluğu yada dünya pazarındaki arz talep dengesi gibi faktörler tarafından etkileniyor ve oynaklık gösteriyor. Bizim LOGO Yazılımda kurulan sistem için hesapladığımız yatırım geri dönüş süresi on senenin üzerindeydi. LOGO’nun kendi yaptığı hesaba göre beş seneden kısa sürede içinde yatırım geri dönüşü gerçekleşiyor.

Peki, onlar bu yatırım geri dönüşünü nasıl hesaplamışlar?

Geçtiğimiz yıllarla şimdiki yılların elektrik tüketimlerini karşılaştırarak, kıyaslama yoluyla ne kadar enerji tasarrufu sağladıklarını buluyorlar. O enerji tasarrufunu burada yaptıkları yatırıma oranlayarak, 5 seneden daha kısa bir sürede yatırım geri dönüşü olduğunu buluyorlar ama LOGO çok özel bir örnek. Çünkü orada ortadan kalkan eski cihazın kayıpları çok fazlaydı. Kurduğumuz sistem çok büyük bir verimsizliği ortadan kaldırdı. Bizim cihazlarımızın her zaman kayıpları azaltma yönünde bir katkısı olacaktır ama bu katkı herzaman LOGO da ki kadar büyük olmayabilir.

Bu enerji tüketiminin yüksek olduğu yerlerde maliyet aynı paralelde artıyor mu? Yatırım maliyeti aynı paralelde mi artıyor yoksa değişken mi?

Yatırım maliyeti aslında bölgede ki enerji fiyatıyla hiç alakalı değil. Yatırım maliyetinin içinde ki etkenler, birincisi kullanılan malzemelerin maliyeti. Bu bölgeden bölgeye fark etmiyor. Burada yapılan kurulumun gerçekleşmesinde karşılaşılan güçlükler yani, işçilik maliyetleri bazı yerlerde daha fazla olabiliyor  ve iş daha uzun sürebiliyor. Birbirinin tamamen aynısı olan iki fabrika var diyelim, birisi Antalya’da birisi İstanbul’da, bu fabrikaların ikisine birden bir kurulum yapılacak diyelim güneş sistemleri ile ilgili, ikisinin de maliyetleri aynı olur fakat Antalya’da güneş ışınımı daha fazla olduğu için yatırım geri dönüşü daha hızlı olur.

Sanayi kuruluşunun tükettiği enerji miktarı çoksa, yani diyelim A fabrikanın 2 katıysa, kurulacak sistemin maliyeti de 2 katına mı tekabül ediyor.

Maliyet sistem büyüdükçe orantılı olarak artar, fakat güneş enerjisinde kurulan sistemlerin gücü, fabrikanın tüm ihtiyacını karşılamaya yönelik değildir. Dolayısıyla kurulan sistem fabrikanın gücü ile değil  kendi gücü ile anılır.

Güneş enerjisiyle sağlanan oran nedir?

Kurulumdan kuruluma bu oran değişebilir, bunu sınırlayan etkenler tepe güç tüketimi, güneşlenebilir alanın sınırlı olması ve dağıtım şirketinin kullanıcıya dayattığı güç sınırlamalarıdır. Bilindiği üzere şu anki yasal altyapıda, lisanssız olarak 500 kW kurulu gücün üzerine çıkamıyorsunuz. 100 KW’tan başlayan sistemlerde de orta gerilim hattı kullanımı zorunlu. Bunlar yatırım maliyetlerini artırıyor. Yatırımların geneli 100 KW gücün altında olmasını bekliyoruz. Lisanslı olarak 500 KW üzerinde de yatırımlar söz konusu olabilir. Güneş enerjisinin güzel tarafı şu; herhangi bir evin çatısına dahi güneş paneli rahatlıkla yerleştirilebilir. İlla ki bir arazi tahsis etmemiz, yol ve elektrik getirmek için harcama yapmamız gerekmez. Küçük de olsa bir güneş elektriği sistemi kuran herkes ülkenin elektrik üretimine  katkıda bulunabiliyor. Hem de bulunduğu yerden. Gidip dağlara tepelere enerji yatırımı yapmadan. Burada ana fikir aslında bu. Tüm enerji ihtiyacını ihtiyacı karşılamak değil, biraz katkıda bulunmak.

Şebeke dışı yerlerde Büyük Güçlü Ada sistemi kurulumları yapıyormusunuz?  Ya da nasıl yapıyorsunuz?

Tabi. Şimdi bu konuda yaptığımız en büyük çalışmayı size aktarıyorum. Bu büyük bir ihtimalle Türkiye içinde kurulmuş en büyük adasistemi. İzmir yakınlarında İzmir Belediyesinin doğal afet kombinasyonu için kurduğu bir telsiz istasyonu var. Bu istasyonun, beslemesi tamamen güneş enerjisi ile gerçekleştirildi. Bu projeyi de ASELSAN firması gerçekleştirdi. Bu firmanın alt taşeron olarak kullandığı Globaltower ve Denba firmaları  ise, ürün olarak bizim ürünlerimizi kullanmayı tercih etti. Bu istasyonda kullanılan solar şarj cihazları ve inverterler bizim ürünlerimizdir. Oradaki sistem 42 KW’tan büyük bir sistemdir. 4 firma tarafından bunun teknik kabulü yapıldı. Bir yıla yakın bir süredir de işletme halinde, çalışıyor. Dünyada örneği bulunmayan büyüklükte bir ada sistemdir.

Şebeke dışı çalışmalar daha çok özel uygulamalar mı?

Tabi. Mesela Türkiye’nin birçok yerine şebeke gidiyor. Bahsettiğimiz Afrika gibi Ortaasya ülkeleri gibi yerlerde gerçekleşen uygulamalardır. Türkiye’de de çok az sayıda yer oluyor, şebekenin gitmediği ve ulaşım için yol bulunmayan.

Bu yenilikleri konu üzerine mi yapıyorsunuz yoksa sizi sürekli üzerinde durduğunuz bir araştırma geliştirmeniz mi var?

Tabi ki sürekli bir araştırma geliştirme durumundayız. Öncelikle mevcut ürünlerimizi iyileştirme ve yeni ürün edinme amaçlı olarak ARGE yapıyoruz. Diğer taraftan mevcut ürünlerimizden türev ürünler elde etme amacıyla da ARGE yapıyoruz. Sonuçta bir AR-GE firmasıyız. AR-GE yapmazsak yaşayamayız.

Bildiğiniz gibi son günlerde yerli araç projesi gündemde ve bunun şarj unsurlarıyla ilgili sıkıntılar mevcut. Bu konuda bir planınız projeniz var mı?

O konuyu ben oldukça enteresan buluyorum. 5-10 yıl kadar yakın bir gelecekten bahsediyoruz. Yüksek sayıda elektrikli otomobili yollarda görmeye başlayacağız. Biliyorsunuz elektrikli otomobillerde yüksek güç ve enerji yoğunluğu olan farklı akü teknolojileri kullanılıyor. Bu teknolojiler arasında lityum türevli aküler biraz daha ön plana çıkmış görünüyor. Konu bizi bir kaç yönden ilgilendiriyor. Birinci yönü şu;
Bu elektrikli otomobil için üretilen lityum türevli aküler, bizim yenilenebilir enerji ürünlerimizde de kullanılabilir. Bu kadar yaygın üretilen bir akü tipinin, fiyatlarının da ilerleyen yıllarda çok makul seviyelere geleceğine de inanıyoruz. Bizim ürünlerimiz bu akülerde kullanmaya uygun olarak tasarlanmıştır.  Yalnız maliyet açısından şimdilik biraz yukarı bir noktada bu teknoloji. İlerleyen dönemlerde maliyetler düştüğünde, lityum türevli akülerin bizim ürünlerimizle birlikte yüksek adetlerde kullanılacağını düşünüyoruz. Bu konuyu bir de şu yönden inceleyebiliriz. Biliyorsunuz artı enerjili, ve sıfır enerjili binalar üzerinde çalışılıyor. Ülkeler bu konularda hedefler koyuyor, nükleer santrallerini kapatıyorlar v.s. Binalar daha az enerji tüketirse zaten çokta fazla santrale gerek kalmıyor. Binaların sıfır enerjili hale  dönüşebilmesi tek başına güneş enerjisiyle mümkün değil. Binanın çatısını güneş paneli kaplayarak, binayı sıfır enerjili yapmak mümkün değil. Örneğin; güneş panelleri enerjiyi İhtiyaç olan saatte değil olmayan saatte üretebilir. İhtiyaç olmayan saatlerde üretilen enerjiyi  ihtiyaç olan saatlere kaydırmak gerekebilir. Biz buna güç öteleme diyoruz. Elektrikli otomobillerde kullanılan aküleri de bu güç öteleme amacıyla kullanırsak çok işe yarayacağını düşünüyoruz. Yani vizyon olarak çok değerli bir konu. AR-GE firması olmamızdan dolayı Türkiye deki önemli bir otomotiv firmasıyla çalışmamız oldu. Onun detaylarına tabi gizlilik anlaşması nedeni ile girme şansımız yok. Bu konu tabi ki bizim için çok önemli ve büyük gelişmeler kat edeceğimizi düşündüğümüz bir konu.

Otomotiv sektörünün de enerjisini güneşten temin edeceği bir konuma gelinir mi?

O konuda çok önemli ve heyecan çalışmalar var. Elektrikli otomobil akü teknolojisini olabildiği kadar ucuzlatmaya çalışıyorlar. Bu ucuzlamanın doğal sonucunda şu olacak; şu anda biliyorsunuz uygun fiyatlı elektrikli otomobillerin menzilleri 100 km’nin altında, tamam 400 kilometreyi geçen menzillerde var. Fakat erişilebilir fiyatlı elektrikli otomobillerde menziller genelde kısa. Bu akü teknolojisinin ucuzlaması ve daha enerji yoğun hale gelmesi sonucunda menziller çok uzayacak. 400 kilometreye kadar ulaşabilecek. Lakin biz şunu biliyoruz, normal bir kullanıcı günde 100 km den fazla yol yapmıyor ve hergün otomobilini kullanmıyor. Bu araçta enerjinin yüzde 75’i gerektiğinde kullanılmak üzere atıl vaziyette bekliyor olacak. Şimdi bu atıl vaziyetteki ki enerjinin, yeni bir akü yatırımı yapılmaksızın artı yada sıfır enerjili binalarda kullanılan güç öteleme sistemlerine entegrasyonu konusu bence dünyada önemli bir konu ve vizyoner projeler arasında. Elektriğin pahalı olduğu saatlerde, arabanızın aküsünde bulunan elektriği binaya vererek, binanın elektriğini ucuzlatma ve elektriğin ucuz olduğu saatlerde arabanın aküsünü şarj ederek yola çıkmaya yada tekrar binaya vermeye hazır hale getirme bu yaklaşımın özünü oluşturuyor.  Dolayısıyla bu elektrik tüketiminde bir talep düzenlemesi amacına da hizmet eder. Şu yönden de katkı sağlanmış oluyor, siz bina içerisindeki güç öteleme sisteminin akülerine yatırım yapmıyorsunuz, elektrikli otomobilde mevcut olan aküyü çift amaçlı kullanarak hem enerji hem de yatırım tasarrufu yapmış oluyorsunuz.

Uyguladığınız sistemlerde lityumlu akü kullanıyor musunuz?

Yaptığımız çeşitli projelerle öneride buluyoruz fakat maliyet yüksek olduğu için şu zamana kadar tercih eden müşterilerimiz olmadı. Biz yine de öneriyoruz ve önermeye devam edeceğiz. Zaten ileride lityum akünün entegre olduğu bazı cihazlarımızı duyuracağız.

Üretilecek olan yerli araç konusunda ki önerileriniz nelerdir?

İlk aşamada markanın yaratılmasını ya da mevcut saygın markalardan birisinin satın alınmasını öneriyorum. İleride nasıl bir gelişme olursa olsun elektrikli ya da farklı teknolojide bir otomobil bu markanın şemsiyesi altında üretilebilir.

Türkiye’de Ar-Ge desteği güzel

Hükümetin AR-GE desteklerine yetirebiliyor musunuz ve diğer firmaların bu konuda ki sıkıntıları neler?

Türkiye deki AR-GE desteği oldukça güzel. Özellikle yeni kurulmuş firmalar açısından çok güzel destekler var. Bunun bir örneği içinde bulunduğumuz Teknopark’tır. Bu teknoparkta çalışan AR-GE personeli gelir vergisinden muaftır. SSK’nın da işveren payının yüzde 50’sinden ve kurumlar vergisinden de muaftır. Bunlar AR-GE’ye verilen bir destek. Teknoparklar dışında büyük firmalara, AR-GE merkezi kurma hakkı da verildi. Özellikle bizim açımızdan yani yerli güneş enerjisi ekipmanları üretenler açısından şöyle bir durum var, Bizim ürünlerimizi kullanan son kullanıcılar elektriği kWh başına daha yüksek ücrete satabiliyor.  Dünya global oldu. Sonuç da sadece Türkiye’ye satmakla olmuyor. Yurtdışına da satmamız gerekiyor. Bu konuda pazarda Uzakdoğu ürünleri ile büyük bir rekabet konusu var bu biraz sıkıntılı. Türk exim bankasının bizim yanımızda yer alıp uygulama yaptığımız yerlerde müşterilerimize bizim ürünlerimizi kullanmaları karşılığı uzun vadeli kredi vererek bizi desteklemesi iyi olur.

Sanayicilere enerji politikası hakkında ki önerileriniz nelerdir?

Özellikle olayı kısa vadeli değil uzun vadeli düşünmelerini tavsiye ederim. Güneş enerjisinde hammadde maliyeti sıfır olduğu için ülke olarak petrol ve doğalgaza bağımlılığımızı azaltır ve cari açığımızı azaltıcı yönde etki yapar. Ayrıca petrol ve doğalgazdan kaynaklanan cari açığı azaltırken güneş enerjisi üreten ekipmanları yurtdışından ithal ederek bir başka cari açığa yol açma ihtimali var, bu nedenle ben mümkün mertebe yüksek oranda güneş enerjisi üreten yerli aksam ve ekipman kullanmayı da öneriyorum. Bunun pek çok yararı var. kWh başına daha yüksek fiyata elektrik satma avantajı da var. Karşımızdaki yerli bir ekipman üreticisi olunca daha fazla ve iyi teknik destek alma gibi avantajları var. Türkiye sanayisi çok olgun bir durumdadır. Mümkün mertebe öz kaynaklarımızdan ve öz teknolojimizden yararlanmayı tavsiye ediyorum.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.