Grip olsaydım 2001 krizine yakalanmazdım

1994 ve 2001 yıllarında üstelik yatırıma yöneldiği süreçte krize yakalanan Yücel Güngör, 2001 krizine ilişkin olarak, “Ben imzayı, bir gün sonra Bülent Ecevit, Sezer’e kitabı attı. Halbuki imzayı attığım gün gribe yakalansaydım, 2001 krizine yakalanmazdım” dedi

Grip olsaydım 2001 krizine yakalanmazdım

1994 ve 2001 yıllarında üstelik yatırıma yöneldiği süreçte krize yakalanan Yücel Güngör, 2001 krizine ilişkin olarak, “Ben imzayı, bir gün sonra Bülent Ecevit, Sezer’e kitabı attı. Halbuki imzayı attığım gün gribe yakalansaydım, 2001 krizine yakalanmazdım” dedi

30 Temmuz 2012 Pazartesi 08:15
Grip olsaydım 2001  krizine yakalanmazdım



   Hayat üzerine tanımlama, sürüsüne bereket. Motif, motif; şekil, şekil. Bir tanıma göre hayat, en apolitik kişi için dahi siyaset. Yaşam biçiminin bir siyaset olmasından esasla hem de evden başlayan bir siyaset. Bir konsere giderken sanatçı, bir sinemaya giderken film seçimi siyaset. Sanatçı bakışıyla hayat 7/24 kesintisiz tiyatrodan ibaret. Tiyatro yaşanan veya hayal edilen hikayenin sahneye yansıyan yaşam biçimi olduğuna göre, tiyatroya hayat veren hikaye ve yaşam biçimleri de bir tiyatro. Ve o büyük sahnede kimimiz ev kadını, kimimiz esnaf, kimimiz işçi, kimimiz sanayici, işveren… Ve olmazsa olmaz geleneklerimizden biri olan kahve yaşantısı ve kahve oyunları genelimiz için geçerli. Kendisini artık emekliye ayırdığını söyleyen Güngör Otomotiv’in kurucularından Yücel Güngör’ün hobileri arasında okey, tavla gibi “kahve oyunları” diye adlandırılan oyunlar da var. Güngör keyifli bir sohbet havasında başladığımız röportajda soru yöneltmeden bu hobisini yansıtınca ilk sorumuz da bu yönde şekillendi.


İki kere düşeş attı.

İki kere yek geldi

 

Satranç tamamen zeka; tavla zeka ve riskin yanı sıra şans da isteyen bir oyun. Sizce bir sanayici üretimi bu iki zeminden birinden sürdürse satrancı mı tercih etmeli, tavlayı mı?
Tavladan çok keyif alıyorum. Sanayicilikte tavla daha sık oynanmalı. Şans faktörü her zaman geçerli. Türkiye’de zemin o kadar kaygan ki çok garip sürprizler yaşanıyor. 2001 krizi arifesinde bir yatırıma karar verdik. Görüşmeler yapıldı, sözleşmeler imzalandı. Ertesi gün dönemin Başbakanı merhum Bülent Ecevit dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in kafasına o kitabı attı. Kriz çıktı. Bankalar kredileri durdurdu, erken ödeme istedi. 1994 ve 2001 yıllarında iki yatırım yaptım, ikisi de krize denk geldi. Örneğin 2001 krizinde sözleşmeye imza attığım gün grip olsaydım da o imzayı bir iki gün sonraya erteleseydim, o imzayı atmamış olacaktım. Sanayicilikte şans faktörü çok önemli. Satranç zeka, akıl, strateji oyunudur ancak ülkemiz zemini bu konuda tavlaya daha müsaittir. Zeka, akıl ve strateji ile birlikte şansa ihtiyaç var. Hatta şans bu zeminde daha çok belirleyici oluyor.

 

“O projeyi almamız
bizim için milat oldu”

 

Her ikisinde de dü şeş atmışsınız, yek gelmiş. Hiç mi hep yek gelmedi?
Tersine durumlarda yaşanmadı değil tabi. Teknolojiden bazen yakındığımız olur ama nimetlerinden de yararlanmak lazım. Türkiye’de araç telefonunun ilk çıktığı günlerde ben de edindim. Bir gün otomobille giderken, ilk defa araç telefonum çaldı. Telefondaki kişi, ‘Böyle, böyle bir proje var. Projeye ilişkin olarak şu an 3-5 firmayla görüşüyoruz. Bir saat içinde gelin, teklif ve karar verin’ dedi. Hemen gittim. Gittiğimde diğer firmalar bekliyordu. Benimle de görüştüler ve projeyi bana verdiler. Araç telefonu diye bir teknoloji nimeti olmasa, o gün bana ulaşamasalar proje bana verilmeyecekti. Kaldı ki o proje işyerimiz için ekonomik getirisi anlamında bir milat oldu.

 

“Devlet desteği olmadan olmaz”

 

 

Otomobilde yerli ve kendi markamızla üretim uzun süredir tartışılıyor ama hala tartışılıyor. Daha ne kadar tartışılacak. Hangi koşullarda mümkün?
Freze olsun, otomobil olsun çok ağır maliyetli bu tür imalatlara hiçbir holding, asgari bir yıl süreyle devlet desteği olmazsa giremez. Örneğin Hyundai ülkemizde ilk başlarda bin 500 -2 bin olan yıllık satışını 40 – 50 binlere yükseltti. Bu tür üretimde pazarlama, tanıtım ve kabullendirme süreci ağır maliyetledir, göğüs gerilmesi gereken bir süreçtir. Üretimde gideri “Hammadde”, “İşçilik” ve “Genel giderler” belirler. Üretim adedi arttıkça, bir ürün bazında maliyet düşer. Ülkemizde de yerli otomobil üretiminin önünün açılması için çeşitli devlet teşvikleri devreye girmelidir. Bu sigorta ve/veya vergi muafiyeti dahil olmak üzere maliyeti düşürücü bir dizi kolaylıklar olabilir. Üretilen, üretilecek otomobilin pazar bulması için de devlet destek olmalıdır. Üreticiye, ‘Sen yurt dışına sat. Ben sattığın her bir ürün için prim ödeyeceğim’ demelidir örneğin.

 

“Türki Cumhuriyetler’e

Türkiye kontrolsüz açıldı”


Markanın dünyada satması için ülke ve ürüne güven duyulması lazım. Halbuki biz Türki Cumhuriyetleri nezdinde kötü bir imaja sahibiz?
Türkiye, Türki Cumhuriyetleri’ne çok kontrolsüz açıldı. O süreç içinde maalesef devlet kontrolü yoktu. Yaşadığı vaka sonrası bize de konuk olan bir Azerbaycanlı anlattı. İstanbul’un Hasköy semtinde bir takım sıradan, merdiven altı üretim yapan atölyeleri gezdirip fabrika diye tanıtmışlar. Çarpıp dolandırmışlar. Bir gün bir vesile ile bize geldi. Fabrikayı görünce şaşkına döndü. Biz kendisine, ‘Burası bir yan sanayi, küçük boy bir fabrika. Ülkemizde çok daha büyükleri, devasaları var’ dedik. Neyse ki o yıllar geride kaldı. Ancak Türki Cumhuriyetler’de kaybolan, bozulan imajımızı düzeltmek için çok uzun yıllar geçti. Bugün itibariyle Türkiye sanayide çok gelişti ve çok iyi bir yerde. Ülkemizde Avrupa kalitesini aratmayacak kalitede üretim yapılıyor. Teknolojinin gelişmesi ve sürekli yenilenmesiyle eski yan sanayi ürünleri de kalktı artık. Ticari araç üretiminde Avrupa’nın merkezi olmak durumundayız. Başbakan Erdoğan değil otomobil, uçak üretiminden söz ederken doğru söylüyor.

 

“Hiçbir marka her

şeyi kendisi üretmez”

 

Yerli üretimde entegre üretim söz konusu mu?
Dünyada hiçbir marka her şeyi kendisi üretmez. Bazı büyük yatırımlar çok yüksek adetli üretim ve satışı gerektirir. Mercedes, Volvo, Tofaş gibi. Birçok markanın vites, direksiyon… gibi birçok ürünü yan sanayide, tek fabrikada üretilir. Örneğin biz bir tek fabrikaya değil birçok fabrikaya üretim yapıyoruz. Bu şekilde de üretim ve satış sayısı artıyor ve maliyet düşüyor.

 

“Yerli malı yurdun malı”

 

Ülkemizde yerli üretim var dediniz, bu ürünün iç pazardaki konumu ne?
Otomobil satışında iç pazar maalesef iyi durumda değil. Eskiden fabrikalar tamamen iç pazara dönüktü, şimdi bu oran yüzde 20’lere düştü. Türkiye’de bu yıl itibariyle yıllık otomobil satışı 800 bin idi, bu yıl 900 bini gördü. Hedeflenen satış rakamı ise yılda 2 milyon adet. İç pazar baz alındığında üretimin yüzde 20’si iç pazara yönelik olursa, bu işin sürdürülebileceği orandır ancak daha aşağısı risktir. Avrupa Birliği’de aday bir ülkeyiz ancak fazla korumacılık yapmıyoruz. Türkiye’de otomobil başta olmak üzere üretilen ürünün yüzde 80’i Avrupa’ya gittiğine göre kendi ürettiğimiz mala güvenmeliyiz. Ben emniyet teşkilatında polis araçlarına bakıyorum. Gerek binek otomobil, gerek kamyonet tipinde ithal marka tercih edilmiş. Halbuki kendi ülkende üretilen yerli otomobiller var. Çocukluğumuzda yerli malı haftası vardı. ‘Yerli malı yurdun malı’ sloganı ile hareket edilirdi. Bu felsefeyi yine edinmeliyiz.

 

“Gebze’den Bursa’ya

üreten tek firma kaldı”

 

Hükümet yeni teşvik paketini açıkladı. Yorumlar mısınız? Teşvikler 6’ncı Bölge’de tavan yaptı. Bu bölgeye yatırım yapmayı düşünür müsünüz?
Yeni teşvikler özellikle yan sanayi için çok iyi ve yerinde. Ancak 6’ncı Bölge’ye yatırım sürüklemek mümkün değil. Hammaddeye, pazara, satın almacıya çok uzak bir bölge. Kaldı ki nakliye gideri artık satın almacının üzerinde ve bunun hesabını da çok iyi şekilde yapıyorlar. Size bir örnek vereyim. Bugün Bursa’daki otomobil fabrikalarına Gebze’den parça üretimi yapan tek fabrika biziz. Hepsi Bursa yakınlarına gitti. İlerleyen süreçte belki bu fabrika da Bursa’ya gidecek. Bursa’daki satın almacı için değil 6’ncı Bölge, Gebze bile uzak yer haline geldi. (Soru üzerine) Bir fabrikanın kurulduktan sonra yeni bir yere taşınmasında, kurulanın kendini amorti etmesi için en az 9 sene geçmeli. Bir yatırımda 9 senenin aşağısında nakil, küllüm zarar.

“TÜRKİYE’DE YERLİ ÜRETİM ZATEN YAPILIYOR”
“Yerli otomotiv üretimine ilişkin yürütülen tartışmaları izliyorum. Türkiye’de yerli otomobil üretmek hiç mesele değil. Zaten şu anda yapılıyor. Yerli otomobil üretiminde çok mesafe aldık. Bu konuda mesele pazar ve marka meselesidir. Üretilen markanın kabul edilmesi ve satışıdır. Bunun için ne yapılmalı; yaşadıklarımızdan ders ve ilham alarak harekete geçmeliyiz. Türkiye’de yerli üretim, Fiat Doblo markasıyla yapılıyor. Üstelik yüzde 100 oranda yerli üretim. Yeni model, kendi markamızı üretmek için daha yoğun şekilde ARGE çalışması ve beyine, beyinlere ihtiyacımız var.”

KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ!
Organize sanayi bölgeleri yapılanmalarında ihtisas tipi olanları tercih ettiğini belirten Güngör şunları söyledi: “Komşu komşunun külüne muhtaçtır’ felsefesinden esasla da dayanışma, bilgi alışverişi gibi olmazsa olmazlar ekseninde çok elverişli. Gebze OSB karma bir OSB ancak gıda ile metal iç içe geçmiş durumda değil örneğin. Bir nevi sokak, bir nevi mahalle yapılanması var.”

 

 

 

 

Son Güncelleme: 30.07.2012 10:34
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.