Türkiye’de ekim ayında tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 1,70 olan piyasa beklentisinin üzerinde yüzde 2,08 oranında artış gösterdi. Böylece yıllık enflasyon da beklenti olan yüzde 11,50’un üzerinde yüzde 11,90 seviyesinde gerçekleşti. Çekirdek TÜFE, ekim ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde11,20 olan beklentilerin üzerinde yüzde11,82 artış gösterdi. ÜFE ise ekimde yüzde 0,60 artış beklenirken yüzde 1,71 arttı ve yıllık artış oranı da yüzde 16 olan piyasa beklentisinin üzerinde yüzde 17,28 oldu.

Hem genel enflasyon hem de çekirdek enflasyon artışı beklentilerimiz üzerinde gerçekleşti. Çekirdek enflasyondaki yüzde 2,37’lik aylık artışın da neredeyse genel enflasyon seviyelerinde, hatta daha üzerinde olduğunu görüyoruz. Böylece manşet tarafında Temmuz 2008’den, çekirdek tarafında da Ocak 2004’ten sonraki en yüksek seviyelere gelmiş bulunuyoruz. Kur geçişkenliği sanıldığından da hızlı bir şekilde ilerliyor. Ekim itibariyle, son çeyrekte beklenen talepteki yavaşlama ise beklenenden daha yavaş şekilde gerçekleşecek. Böylece maliyet unsuruna ek olarak talepteki azalmanın da beklenenden yavaş olması itibariyle enflasyon yüksek kalmaya devam edecek. Bu kapsamda yakın zamanda çekirdek enflasyon tarafında iyileşme beklemiyoruz. Çekirdek göstergelerde mevcut yukarı yönlü eğilim bir süre daha devam edecek. Sepet bazında TL’nin geçtiğimiz ayın başından beri yaşadığı değer kaybı yüzde 6,8’dir. Bu durum, önümüzdeki dönemde maliyetleri ve fiyatlama davranışlarını olumsuz etkilemeye devam edecektir.

ÜFE kur geçişkenliğini ilk gördüğümüz kanal olması bakımından önemlidir. Hem uluslararası piyasalarda emtia fiyatlarının yükseliş eğilimi hem de TL’nin değer kaybı ÜFE’deki yükselişin de nedeni olarak öne çıkıyor. ÜFE’nin bu denli yüksek kalması aynı zamanda TÜFE’de beklenen iyileşmenin olmamasının da ana nedeni olarak gösterilebilir. Çünkü genelde maliyet ve fiyat artışları ilk önce ÜFE, ardından dar kapsamlı enflasyon göstergeleri ve en sonunda genel tüketici enflasyonuna yansıyor. Bu yüzden ÜFE’de düşüş olmadan TÜFE’de istenen düşüşün sağlanamayacağını ve dezenflasyon sürecinin başlatılamayacağını belirtmek isteriz.

Ana detayları incelediğimizde yüzde 11,51’lik aylık artış gösteren giyim ve ayakkabı grubunun enflasyon içerisinde en yüksek katkıyı yapan kalemler içerisinde başı çektiğini, gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yüzde 1,97’lik, ulaştırmada da petrol fiyatları ve benzine yapılan zamların etkisiyle yüzde 2,61 oranında olan artışın manşet enflasyon üzerinde etkili olduğunu görmekteyiz. Gıda fiyatlarındaki yükselişin ekim itibariyle kontrol altına alınamadığını, kısa vadeli fiyat tedbirleri ve ithalat ile terbiye edilmeye çalışılan bu kalemin enflasyonu hala yukarı çektiğini gözlemliyoruz.

Enflasyon gerçekleşmeleri çerçevesinde TCMB’nin yıl sonu için belirlediği yüzde 9,7 hedefi de fazla iyimser kalmıştır. Açıkçası, mevcut büyüme görünümünü ele aldığımızda en olumsuz durumun, yani büyüme ve enflasyon ikileminin şu anda Merkez Bankası için söz konusu olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Neredeyse fonlama maliyetine gelen enflasyonla birlikte, artık fonlama faizi ve enflasyon arasında makas kalmamıştır. Bu da pratikte para politikasının artık yeterince sıkı olmadığını göstermektedir. Ancak, anlaşılan bu yıl hedeflenen yüzde 5,5 üzeri yıllık büyümenin sağlanması için faizlerde bir artırım olmayacak ve kısa vadede enflasyonun yukarı gitmesine karşı bir aksiyon alınmayacak. Çünkü enflasyonun aralıktan sonra düşüşe geçmesi öngörülüyor. Ancak kur geçişkenliği ve TL’de süregelen değer kaybı bu süreci bence çok geciktirecek ve bugün yapılmayan 1 birimlik faiz artırımı önümüzdeki dönemde 2-3 birim olarak yapılmak zorunda kalacak. Kurların artması ve oynaklaşması şirketlerin borç çevirme kapasitelerini olumsuz etkileyecek ve yatırımlarını geciktirecek, hatta çok azaltacak belki de. Son açıklanan; döviz geliri olmadan dövizle borçlanmayı yasaklayan düzenleme de buradan geliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.