Türkiye’nin ihtiyacı, “yeni bir hikâye” değil, “yepyeni bin hikâye”dir.
Örneğin; ekonomide; her ilçede bir hikâye olmak üzere, toplam 957 ilçe ve 81 il olduğuna göre, binlerce köye uzandığımızı da düşünürsek, yepyeni binlerce kalkınma öyküsü yazmalıyız. Özellikle, yerel-bölgesel gelişme anlamında, yüzlerce örnek yaratabiliriz.
Ekonomiyle sınırlı kalmayıp, hukukta, demokraside, sosyal adalette, çalışma hayatında, güzel, kalıcı, çağdaş uygulamalarla toplumsal ilerlemeyi hızlandırmalıyız.
Elbette her yörede, ilde, ilçede, bölgede, kesimde, sektörde potansiyel kaynakları keşfedip harekete geçirmeli, katma değeri ve istihdamı arttırıcı iyi örnekleri göstermeliyiz. Ancak bunların yanı sıra ve daha öncelikli olan; makro anlamda, sürdürülebilir, kapsayıcı bir toplumsal büyüme ve kalkınma politikası oluşturmaktır. Diğer tüm politikalar bu genel büyüme-kalkınma modelinin unsurları olarak hayata geçirilmelidir.
Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konulan ‘Binyıl Kalkınma Hedefleri”ne ulaşmada 187 ülke arasında 88’inci olan Türkiye, kadın başlıklı endekslerde ise sonlarda yer aldı. 
Göstergeler ne söyler?

Göstergeler, bizim 187 ülke içinde  88’inci sırada olduğumuzu söyler..

Tam da “ortalarda”yız..  (Kaynak;  Halis Çelik, “Binyıl Kalkınma Hedefleri ve Yoksul Odaklı Büyüme”, TOBB,  Sosyal Politikalar Platformu, 2016)

Bu, “orta merdivenlerde” olmaktan bir türlü kurtulamadık…

Demek ki, yıllar geçmiş, yürürlükte olan büyüme modeli( spekülatif dışsal sermaye ağırlıklı, tüketim ve inşaat temelli model) kalkınmada işe yaramamış.
İşte bu yüzden yepyeni bir öyküye gereksinim var.
Verimlilik ve istihdam artışına odaklı yeni büyüme...
Arzuladığımız model(öykü) budur.
Büyümede yükseliş ve duraklama dönemleri var. Çöküş döneminin yerini ise sürünme dönemi alıyor. 
Bugün ekonominin makro sorunlarını özetlersek;
1) Kişi başına gelir düzeyimizin zengin ülkelerin kişi başına gelir düzeylerine oranının yıllardır aynı düşük düzeyde seyrediyor olması. 
2) Düşük tasarruf oranı, düşük yatırım oranları, bunlara karşın yüksek cari işlemler açığı ve dolayısıyla yurtdışından borçlanmaya mahkûm olan ve dış şoklara aşırı hassasiyet gösteren bir ekonomik yapı söz konusudur.
3) Eğitimde Orta 2’den terk bir eğitim düzeyine sahip nüfus vardır. Nitelik de sorunludur.
4) Kurumsal yapı güvensizdir;
Hukuk sistemi ve demokratik haklar zayıftır. Rant ekonomisine yatkın bir anlayış birçok kesimde göze çarpar. Kurumlar özerk ve bağımsız değil, sendikalar oldukça zayıftır.
Türkiye, özellikle 2012 yılından itibaren yüzde iki-üç’lük büyüme hızları ile duraklama, durgunluk patikasındadır. Üretim, verimlilik, istihdam böyle bir çıkmaz içinde kalmıştır.
Dünyada da bugün, neoliberalizm; kapitalizmin merkezleri dâhil birçok yerde eleştirilmekte, geriye, insanlık dışı bir ekonomik model bıraktığı yönünde görüşler öne sürülmektedir.(http://www.mahfiegilmez.com/2016/06/neoliberalizmden-geriye-kalanlar.html)
İşte, yeni büyüme hikâyesi denilen ihtiyaç, tam da bu ortamda kendini göstermiştir.
Gelecek yazılarımızda bu modelin ayrıntılarına inelim ve elbirliğiyle yeni “gelişme öykülerimizi” kurgulamaya devam edelim.
Sevgi ve üretken kalın…



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.