Türkiye ekonomisi 3Ç19 döneminde yıllık bazda yüzde 0,9 büyüyerek, bizim beklentimiz yüzde 1,1 ve piyasa konsensüsü yüzde 1’in bir miktar altında kaldı. Çeyreklik bazda ise dönemsel büyüme mevsimsellikten arındırılmış bazda yüzde 0,4 olarak gerçekleşmiştir. Çeyreklik büyüme 3’üncü defa pozitif gerçekleşmiş, ancak 2Ç19 dönemine göre ivme kaybetmiştir. Yıllık büyüme ise, üst üste 3 çeyrek daralma gerçekleştikten sonra 3Ç19 itibariyle pozitife geçmiştir. Yılın ikinci yarısında etkin olan para politikası, mali politika ve kredi teşviklerinin ekonominin büyümeye geçmesinde etkili olduğu görülmekle beraber, 3Ç19 döneminde görülen etkilerin kısmi kaldığı gözlenmektedir.

2019’un son çeyreğinde kredi talebinin daha fazla sürüklemesi ile beraber büyüme hızlanacaktır. Bu büyümenin yüzde 4-5 patikası üzerinde gerçekleşme olasılığı öncü göstergelerde görülen seyir ve kredi talebindeki hızlanma çerçevesinde artmaktadır. 2019’un genel tahminleri, yüksek ihtimalle zayıf pozitif bir büyümeye işaret etmekle beraber, 2020 yılında hükümetin ekonomi politikalarında büyümeyi desteklemeye devam etmesi beklentisi ile beraber yıl geneli büyüme yüzde 2 seviyelerinin üzerinde gerçekleşebilir.

Faizler bu yıl itibariyle şimdiden 10 puan düşürülmekle beraber, bu indirimlerin devam etmesi bekleniyor. Faiz indirimlerinin devamı kredi talebi ve iç talep büyümesi üzerinden ekonomik büyümeyi destekleyebilecek nitelikte, 3Ç19’da büyüme büyük oranda yüzde 7 oranında büyüyen devlet harcamalarından kaynaklanmakta. Ancak yüzde 7’lik devlet harcaması hâlâ bütçe açığı artışına işaret ediyor ve teşvik musluklarının açık olması bu açık üzerinde büyütücü etki yapıyor. Bunun risklerinin en başında enflasyon gelmektedir. Hükümetin gelecek sene büyüme hedefi yüzde 5 ve enflasyon hedefi yüzde 8,5… Her ikisinde hedefi tutturmak için gevşek durumdaki para ve maliye politikasında sıkılaşma gerekmektedir. Eğer para politikası gevşek kalmaya devam edecekse, mali politika sıkılaştırıcı hale gelmeli, kamu harcamaları azaltılmalı ve vergi tahsilat oranları artırılmalıdır. Bu noktada büyümenin yolu iç talep ve yatırımdan geçeceği bu iki faktörü düzeltecek ekonomi politikaları uygulanması zorunluluğu esastır. Halen büyüme, enflasyon ve işsizlik denkleminde belli oranda uyumsuzluk görmekteyiz.

Bu dönemde ekonomi için söz konusu olan jeopolitik ve küresel riskleri akılda tutmak gerekmektedir. Türkiye ekonomisi, 2018’deki kur şokunun ardından gelen ekonomik dalgalanmadan sonra ana göstergeleri tarafında belli oranda iyileşmeyi sağlamakla beraber, bu iyileşme halen kırılganlık faktörleri tarafından zarara uğrayabilir. Dış talep, Avrupa’daki ekonomik görünüm ve küresel ekonominin yavaşlaması nedeniyle pek iyi durumda olmayacak, bu yüzden iç talep ve lokal ekonomik aktivitenin seyri, Türkiye’nin büyüme görünümü açısından büyük önem arz etmektedir. Bu büyümenin de organik ve sürdürülebilir yapıda bir büyüme olmasının elzem olduğunu biliyoruz. Dış talep zayıflama eğilimine girerken iç talepte toparlanmanın kırılgan seviyelerden uzaklaşması gerekir, bu da hane halklarının harcanabilir gelirinin artmasından geçmektedir. Bunun için de tabii reel sektör yatırım faaliyetlerinden kârını artırmalıdır ki yatırımların halen pozitif bölgeye geçemediği ve küresel belirsizliklerin de fazla olduğu bir konjonktür buna zorluk çıkarabilecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.