Dijital dönüşümü tetikleyen en önemli unsur bilim ve teknoloji alanında gerçekleşen baş döndürücü devrimdir. Esas itibariyle Batı dünyasında bilim Descartes’in felsefesi, Bacon’ın bilimsel metodolojisi ve Newton’nın fiziği ve Frederick Winslow Taylor’ın  iş gücünün bölünmesi (the division of labor) üzerine inşa edilmiştir. Parçalanmaya veya uzmanlığa göre bölünmeye atıf yapan bu bilim, eskiden hesaplamalara, istatistiğe, matematiğe, kimyaya, fiziğe dayalı iken şimdi büyük veri karşımıza çıkıyor. Evreni, üzerinde yaşadığımız dünyayı, doğa olaylarının açıklanmasını, yeni dijital üretimi ve endüstriyel dijital dönüşümü deneysel bilim, teorik bilim ve hesapsal (mühendislik-tıp-fen) bilim ve tüm bu kompleks olguların simülasyonu yerine veri yoğun yada büyük veri kavramına dayalı  yeni doğan bir bilim alanı olan “Veri Bilimi” ile açıklayabileceğiz.

Üretilen büyük veriyi bilgisayarlarla analiz etmek, bilgisayar ve internet teknolojileri ile üretilen bilgiyi ve ya veriyi saklamak ve maniple etmek vasıtasıyla veri miktarını artırarak büyük veriye ulaşması mümkün.  Büyük veri biliminden üreticiler, tüketiciler, pazarlamacılar, sosyal medya, perakendeciler gibi birçok guruplar faydalanıyor.

Akıllı telefonlar, TV, kredi kartları, algılayıcılar, bilgisayarlar, arama motorları, sokaktaki kameralar vb her yerden veri akıyor ve veri toplanıyor. Bu duruma veri seli, veri tsunamisi ya da veri patlaması diyebiliriz. 2017 yılı itibariyle Google’da bir dakikada 3,5 milyon arama yapılıyor. Facebook’ta bir dakikada 900 bin bağlantı yapılırken aynı dakikada 16 milyon SMS gönderiliyor. Youtube’da 4,1 milyon video seyrediliyor. Netflix’ de 70 bin film izlenmek için tıklanıyor. Bunun dışında, cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar, web siteleri ve diğer dijital cihaz veya platformlar üzerinden çok sayıda veri üretilmektedir. Örneğin, web sunucularına yapılan bağlantılardan, web sayfa içeriklerinden, uydulardan, radyolardan, bankacılık işlemlerinden, GPS, finansal piyasalardan vb.

Ancak bu veri akışının ancak yüzde 1’i analiz edilebiliyor. Diğer iyi bir örnek; sağlık sektörü. Bugün sağlık sektöründe ilaç firmaları artık hastaların kullandığı ilacın, doktorun ve hastalarının bilgilerine ulaşmak için büyük bir mücadele veriyor. Diğer taraftan dijital teknoloji ve medikal teknoloji uygulamaları ile dijital ortamda hastaların kaydını tutmak, bilgilerini saklamak, takip etmek sağlık sektöründeki dijital dönüşümü göstermektedir. Büyük veri tedaviyi daha fazla kişiselleştirecektir. Genetik özellikleri ve sağlık geçmişine göre daha fazla kişisel çareler ve tedavi yöntemleri uygulanabilecektir. Eskiden olduğu gibi benzer hastalıklar için benzer tedavi ya da benzer ilaçlar verilmeyecektir.

Bilgisayar ve diğer klasik yöntemlerle analiz etme güçlüğü çektiğimiz veriler artık büyük veriyi oluşturuyor. En çok veri üreten firmaların piyasa değerleri de artıyor. Apple’ın piyasa değeri 752 milyar, Google’un 579, Microsoft’un 507, Facebook’un 407 ve Amazon’un 427 milyar dolar civarındadır.  Apple’ın müşterilerinin sorularına insana yakın bir sesle cevaplayan SİRİ adında kişisel bir asistanı var (aplikasyon). Google’ın sesli arama uygulaması tıpkı Apple’ın SİRİ’si gibi tam bir dijital devrim.  Android teknolojisi tabanlı sesli arama uygulanması (Voice Search Application) sorduğunuz sorunun cevabını ekrana getiriyor. Bu uygulamalarda önemli olan insan sesini ve konuşmasın (speech recognition) doğru tanımlanması ve doğru cevap vermesidir. Bu noktada iki şirket arasındaki savaşın tüm nedeni büyük veriye ulaşmaktır. Her iki uygulama da veri madenciliğine (data mining)  önemli ölçüde izin veriyor.  Apple, Amazon ve Google arasında mobil cihazlar, işletim sistemleri ve uygulama yazılımları satışları üzerinden korkunç bir rekabet yaşanmaktadır.  Zaman içinde kim daha fazla veri toplar ve analiz etmeyi başarırsa rekabet avantajını da yakalamış olacaktır. Örneğin, hamile annelerin tüketici davranışını inceleyen bir araştırmaya göre, hamile anneler hamileliğin ikinci devresinde çok daha fazla tüketme eğilimi göstermektedirler. Sağlık sektöründe toplanan genetik veriler, davranışsal veriler, hastanın geçmiş sağlık bilgileri ve klinik verileri ile hastanelerin hizmet hızını ve kalitesini artırması mümkün olabilecektir. Genel anlamda tüm sektörler açısından değerlendirirsek;  “Geleceğin şirketleri elde ettikleri verileri ya da öğrendikleri bilgileri inovasyon ve dijital teknoloji vasıtasıyla ürünlere ya da servise dönüştürebilen şirketler olacaktır”. Buna en iyi örnek Amazon firmasının online perakendecilik alanında dünyada geldiği noktadır. Eğitim alanında “Big Data”nın yükselişini online derslerin, uzaktan eğitimin ve sanal eğitim ( örnek;MOOC ve COURSERA) yaygınlaşmasında gözlemleyebiliyoruz.

Büyük Veri savaşında veri hacmi, veri türü, veri hızı ve verinin karmaşık yapısından filtrelenmesi ya da analiz edilmesi önemli.  Veri de artık megabyte, gigabyte ve petabyte’lara geçiliyor. Veri artık ülkeler, sektörler, yeni yaratıcı ekonomi veya iş kolları ve de işletmeler için özellikle çok uluslu şirketler açısından emek gibi sermaye gibi yeni bir üretim faktörüdür.

Tüketici davranışları ve kişisel tüketim eğilimlerine büyük ölçüde yön veren veri madenciliğinin yapıldığı bazı teknoloji firmalarından ABD kökenli Facebook 1 milyar kullanıcı, Çin kökenli Tencent QQ 712 milyon,  Google (ABD) 540 milyon, Skype (Estonia) 280 milyon, WeChat (Çin) 355 milyon, Twitter (ABD) 220 milyon ve Instagram (ABD)  150 milyon haberleşme ağları, bilgisayar ve iletişim ağları, mesaj ağları, biyolojik ağlar, görsel ağlar, sosyal ağlar olarak en çok kullanılan büyük veri ve veri madenciliği mecralarıdır.

Bulut bilişim (Cloud Computing) dosyaların ve bilgilerin saklanması için önemli buluş ve ileri teknolojiler olarak gündeme geliyor. Şirketlerin büyük verilerinin izlenmesi, dönüştürülmesi ve analiz edilmesi verilerin depolandığı veri merkezlerini ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Verilere erişim, saklanması ve depolanması konusunu sonuçları itibariyle verilerin demokratikleşmesi, şirketlere ve halka açılması ve şeffaflık ve hesap verilebilirlik boyutuyla da değerlendirmek gerekebilir.

Diğer taraftan dijital çağın ve dönüşümün en büyük inovasyonu “yapay zekâ”dır. Hiç kuşkusuz ki akıllı telefonların ve internetin icadı dijital kapitalizme geçişte çok önemli bir rol üstlenirken, Google gözlük örneğinde olduğu gibi yapay zekâ sayesinde çalışan kişiselleştirilmiş asistan hizmetleri veya robotların da büyük veriye ulaşımda ve verilerin paylaşımında inanılmaz katkı yaptığı görülmektedir.

Yapay zekâ aplikasyonları bizi bilgisayarların veya makinelerin öğrenmesi (Learning Machine) kavramlarına götürmektedir. Başka bir ifade ile bilgisayarların veriden öğrendikleri de bir tür yapay zekâ biçimidir. 

Makinelerin öğrenmesi; 1) metinlerin sınıflandırılması, 2) çeviri yapmak, 3) yüz tanıma, 4) ses tanıma işlemlerinin yapılmasını sağlamıştır. Bununla birlikte literatür yaygın biçimde kullanmaya başladığımız deep learning yani derin öğrenme konusu tamamen yapay sinir ağları ile ilgilidir.  

Elan Musk, “Yapay zekâ varoluşumuza en büyük tehdit” demektedir. Putin’e göre yapay zekâ üretiminde lider olan dünyayı yönetecektir. Kabul etmeliyiz ki dijital teknolojik devrimin bugün geldiği nokta insanlık tarihinin en kritik dönemlerinden birisidir. Söz konusu dijital dönüşüm çağını, dijital teknoloji ve inovasyon tabanlı kalkınma ve büyüme modelini ve nihayet dijital transformasyon ve Endüstri 4.0’ın yeni sermaye birikim modelini benimsemiş ülkeler çağın dijital teknolojisini üreten, teknoloji depremini en iyi yöneten ve gelişmiş teknolojilerini diğer geri kalmış ya da bu sürece henüz adaptasyon sağlayamamış ülkelere satan ülkelerdir. Bunlar başta ABD olmak üzere Çin, Hindistan, İngiltere, Almanya, Japonya ve Güney Kore’dir. 

-Sürücüsüz otomobil çalışmaları,

-İnsansız akıllı fabrikalar bu ülkelerde odaklanılan birçok endüstriyel araştırma ve ileri teknoloji üretimlerinden bazılarıdır.

Homo Homini Lopus, yani “İnsan insanın kurdudur” sözü teknolojinin ve özellikle “siborg bilimin” bugün geldiği düzeyde, “İnsanın kurdu makinelerdir” şeklinde değişmelidir.

Mesai kavramı olmadan, hastalık nedeniyle iş kaybına neden olmayan, hafta sonu ve yıllık ücretli izin talep etmeyen, sendikaya üye olmayan, sosyal güvenlik primi ödenmeyen bilgisayarlar, akıllı makineler, robotlar ve diğer yapay zekâ uygulamaları insan gücünün karşısına en büyük rakip olarak çıkacak ve insanlık açısından istihdam düşmanı olacak.  Hiç kuşkusuz ki, bu bilgisayarların donanımını tasarlayan ve yazılımını programlayan yine insan kaynağıdır. Ancak bunları yapabilecek insan kaynağı birinci endüstri devriminin aksine çok iyi eğitimli, yüksek nitelikte yetenek ve özellikle ICT becerilerine haiz insan gücüdür.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.