banner93

Bugün dili, ırkı, dini, cinsiyeti, eğitimi, ekonomik durumu, yaşı ne olursa olsun herkes, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Bu açıdan çevre konusu insanlığın geleceği adına mutabık kalınan ortak paydayı oluşturmaktadır. Ülkemizin çevresel zenginliği ve değerleri; çarpık kentleşme ve denetimsizlikle birlikte yeşilin hızla tüketilmesi, denizlerin, ırmakların fütursuzca kirletilmesi, toprağın bilinçsiz üretimle çöle dönüşmesi, yeşille insanın irtibatının adeta kesilmesiyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Ancak bu kötü günler tabiata bakışımızın ürünü olarak hayata geçirdiğimiz bilinçli politikalarla geride kalmıştır. İnsanla dost, hayatla dost bir kalkınma anlayışının hem ülkemizin ilerlemesine hem de insanımızın huzur ve refahının artmasına vesile olacağı inancıyla; çevre alanında önemli reformlar gerçekleştirilmiş, ülkemizin birçok kronik çevre problemine yerinde ve kalıcı çözümler getirilmiştir.

Çevre meselesi, sadece bizi değil, çocuklarımız başta olmak üzere bizden sonraki nesilleri de ilgilendirmektedir. Bu konuda duyarlı olmak, yaşadığımız toplumla birlikte tüm insanlığa karşı mesuliyetimizin gereğidir. Çevre, geçmişimizden bize bir miras olarak düşünülmemelidir. İnsan miras olarak edindiğinin değerini bilemeyebilir. O yüzden çevre geleceğimizin ve Yüce Rabbimizin bizlere bir emaneti olarak değerlendirilmelidir ve emanet kutsaldır. Çevrenin sadece mevzuat değil aynı zamanda ahlak boyutuyla ele alınması ve tüm kadim medeniyetlerde olduğu gibi tabiata kutsallığın yeniden atfedilmesi ve gelecek nesillerin bizlere emaneti olarak algılanması gerektiğini hatırımızdan çıkarmamamız gerekmektedir.

21. yüzyıl dünyasında çevre olgusu, sadece ekolojik olaylardan ibaret değildir; aynı zamanda ekonomiyi, sosyal hayatı, toplumsal hukuku ve bir ülkenin kalkınmasını kapsayan enerji ve sanayi yatırımlarını ihtiva eden bir bütün olarak ele alınması gereken bir konudur. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için çevre ve kalkınma arasındaki hassas ilişkinin esasları üzerinde hep birlikte düşünmeli, tartışmalı ve mutabakat sağlamalıyız. Bu mutabakatı sağlayamayan hiçbir anlayış bu ülkede çevrecilik yapamaz, yapsa da toplumsal destek bulamaz. Bu mutabakat mutlaka ahlaki zeminde olmalıdır; çevre korumayı esas almalıdır ancak kalkınmayı da gölgelememelidir. Bu anlayış AK Parti Hükümetlerinin vazgeçilmez şiarı olmuştur; olmaya da devam edecektir.  Bu nedenle çevre, hepimiz için ehemmiyetlidir, hayatidir.

Çevre ile kalkınma arasındaki hassas dengeyi tesis etmenin ve korumanın güç olduğunun elbette farkındayız. Çevrenin hem mevzuat hem de ahlak boyutuyla ele alınması ve tüm toplumumuzun sahipleneceği bir olguya dönüştürülmesi gerektiğine inanıyoruz. Biz, her konuda olduğu gibi bu alanda da “önce insan” diyoruz. Dolayısıyla insanla dost, hayatla dost ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışının hem ülkemizin ilerlemesine hem de insanımızın huzur ve refahının artmasına vesile olacağına inanıyoruz. Bu anlayışla, AK Parti iktidarları döneminde sağlık, eğitim, ulaşım, enerji, sulama projeleri, içme suyu temini, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik hakların geliştirilmesi vb. sahalarda olduğu gibi çevre alanında da önemli reformlar gerçekleştirilmiş, Ülkemizin birçok kronik çevre problemine yerinde ve kalıcı çözümler getirilmiştir.

Bugün maalesef çevre koruma hassasiyetini kötüye kullananlar var. Kendi kişisel menfaati ya da hizmet ettiği çıkar gruplarının menfaati için; iyi niyetli insanımızı, gerçek çevre sevgisi olan insanımızı kullanan, çevre koruma gayesi umarlarında olmayanlar var.  Deniyor ki baraj yapmayın, santral yapmayın! HES’e karşıyız, RES’e karşıyız, termiğe karşıyız, nükleere karşıyız! Bu yaklaşım adil değil. İnsanların ihtiyaçları var; devletten karşılanmasını bekledikleri ihtiyaçlar bunlar. İş, aş ve ev gibi… Yatırım olmadan bunlar nasıl karşılanacak?  Bakınız; yurt dışına enerji ihtiyacı için milyarlarca dolar ödüyoruz. Biz istiyoruz ki bu para ülkemizde kalsın, yeni yatırımlar için değerlendirilsin. Biz diyoruz ki kendi kaynaklarımızı kullanalım, başkalarına muhtaç olmayalım, refahı ülkenin her yerine yayalım.  

Ülkemizin sınırlarının dibinde dünyanın en alçak savaşlarından biri yaşanıyor. Orta Doğu bir ateş çemberi… Buna rağmen Türkiye kalkınmaya, gelişmeye devam ediyor; bu gelişmeye paralel olarak ihtiyaçlar da artıyor. Ülkemizin son on yıl içerisinde gerçekleştirdiği başarılı ekonomik programlar sonucunda milli gelirimiz dört kat artmış, Türkiye dünyanın 17’nci ekonomisi olmuştur. Bu süreçte bazı çevreler akarsular ve dereler satıldı şeklinde propaganda yaparak, kamuoyunu yönlendirmekte, toplumu yanlış bilgilendirmektedir. 26 Haziran 2003’te yürürlüğe giren Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği ile sadece suların kullanım hakkı verilmiştir. Tek bir akarsuyun satılması söz konusu değildir. Yine HES projeleriyle derelerin kurutulduğu iddia edilmektedir. HES projeleriyle hem enerji üretilecek hem de nehirlerimiz akmaya devam edecektir. HES projelerinin nehirleri, akarsuları kuruttuğu iddiası da gerçek dışıdır. HES projeleri, suyun enerjisinden faydalanarak elektrik üreten yapılardır. Bu projeler devreye konulurken tabii hayatın devamını sağlayacak miktarda su, bilimsel esaslara göre tespit edilerek nehir yatağına bırakılmaktadır. Hatta ihtiyaç olduğunda suyun tamamı nehir yatağına bırakılmaktadır.

AK Parti olarak sadece pratikte değil teoride de çevre alanında gelişmeye devam ediyoruz. 2003 yılında yürürlüğe giren çevre mevzuatı genel çerçeveyi oluştururken, ihtisas gerektiren alanlar olan; atık sular, tıbbi- elektronik- evsel- endüstriyel ve tehlikeli atıklar, hava kirliliği ve geri dönüşüm gibi birçok alanda ayrı ayrı düzenlemelere gidildi. Atığın, ekonomik ve milli bir değer olduğu, geri kazanılmasının çevre ve ekonomimiz açısından ne kadar önemli olduğu tartışmasız ortadadır. Geçtiğimiz 14 yılda gerçekleştirilen çalışmalarla ilgili sizlere birkaç rakam vermek istiyorum. Bu rakamlar çevre alanında nereden nereye geldiğimizi net bir şekilde göstermektedir:

2002 yılında 145 olan atıksu arıtma tesisi sayısını 2016 aralık ayı itibariyle 653’e, atıksu hizmeti verilen belediye sayısını 248 iken, 573’e; katı atık düzenli depolama tesisi sayısını 15’ten 82’ye, katı atık hizmeti verilen belediye sayısını bin 91’e, tehlikeli atık geri kazanım tesisi sayısını 18’den 370’e, atık yakma tesisi sayısını 1’den 41’e, ambalaj atığı geri kazanım tesisi sayısını 28’den 806’ya ve atık hizmeti verilen liman sayısını 18’den 260’a çıkardık.

24 atık depolama sahasında toplamda 155 megavat kapasiteyle elektrik üretiyoruz. Atık yönetiminin sağladığı katma değer yıllık 3 milyar liraya, doğrudan istihdam edilen kişi sayısı 60 bin kişiye ulaştı. Başta Ergene olmak ülkemizin birçok yerinde yerel yönetimlerin yapması gereken atıksu artıma tesislerini inşa ediyoruz; akarsularımızı koruyoruz, ıslah ediyoruz. Bu kapsamda Ergene havasında 10 adet tesisi Orman ve Su İşleri Bakanlığımız inşa ederek hizmete soktu, 2 tanesi ise inşa halinde. Bu başlıkları çoğaltmak mümkündür.

Bunlara ilaveten çevreyle dost yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verdik. 2005 yılında rüzgâr enerjisinden sadece 150 megavat elektrik enerjisi üretilirken, bugün bu rakam 6100 megavatı geçmiş durumdadır. Konya Karapınar’da 1000 megavatlık güneş santrali inşa ediyoruz, hedefimiz 2023 yılında güneşten elde edilen enerji miktarını 5000 megavata çıkarmak.

Gelecek nesillerimize yaşanabilir çevre bırakmak için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.