banner93

Temiz çevre, korunan doğa ve çevre dengesi; yani sağlıklı çevrede sağlıklı yaşamdır. Çevreye saygılı olmayan sanayi sektörü uygulamalarının ülkemizin doğal zenginliklerini katlettiğini biliyor, ekolojik dengeyi bozduğu görüyoruz. Ülkemizin sanayi büyüme hedef ve stratejilerinin belirlenmesinde, doğal kaynakların sınırlılığını dikkate alan, çevre sorunlarını yakın geleceğin evrensel tehdidi olarak algılayan, yaşanabilir ve sürdürülebilir çevreyi mümkün kılan kalkınma ve toplumsal yapıyı oluşturma anlayışı etkin ve önemli öncelik olmalıdır.

Bu düşünceden hareketle, çevreye, insan sağlığına ve gelecek kuşaklardan emanet aldığımız doğal zenginliklerimize adeta ihanet edercesine çalışmalar yapılıyor. Sinop Milletvekili olarak kendi ilimden örnek vererek dikkat çekmek istiyorum. Sinop; turizm, kültür ve eğitimin başkenti olmayı hedefliyor. Bu hedefin gerçekleşmesi için ben büyük bir gayret içindeyim. Sinop, dünyada, Türkiye’de ve Karadeniz Bölgesi’nde sahip olduğu kültür varlıkları ve doğal zenginlikleri bakımından özel bir yere sahip. Sahip olduğu bu potansiyeli çok iyi bilen biz Sinoplular, kendimize kalkınma misyonu olarak turizmi hedef olarak seçtik ve Sinop’un bir turizm, kültür ve eğitim kenti olmasını hedefledik. O nedenle, bu kentin geleceğinin kalbine bir hançer gibi saplanması planlanan, Sinoplu’nun istemediği projelere karşıyım. Nükleer santral başta olmak üzere çevreyle ve toplumla uyumsuz, verimli tarım arazilerinde, ormanlarda, denizlerimizde ve sulak alanlarımızda, SİT alanlarında yerel paydaşların karşı çıktığı projeleri onaylamıyoruz. Sinop için nükleeri savunmak değil turizmi savunmak, Sinop’un ve Sinoplu’nun geleceğidir.  Sinop nükleerin değil, turizmin başkenti olacak. Sinop turizmde bir marka olabilecek şehir. Sinop’un turizmde marka olma yolunda avantajları var. Karadeniz Bölgesi’nde turizmde en çok marka değerine sahip olan bir il olduğumuz düşünüldüğünde bununla birlikte kültürel ve doğal zenginlikleri de içine kattığımızda Sinop’un marka olması için önünde engel yoktur.

Nükleer santral Sinop için bir tehdit. Ama yalnızca Sinop için değil. Bütün Türkiye için tehdit! Biz sadece Sinop’ta değil bütün Türkiye’de nükleer santral kurulmasına karşıyız. Nükleer santrallere karşı duruşumuzun belli bir alt yapısı var. Sadece karşı olmak için karşı olmuyoruz. Hatta ben, TBMM Çevre Komisyonu üyesi olarak görev aldım. Sinop’un bu konudaki duyarlılığı bildiğim için. Bakın, bugün dünyayı tehdit eden en önemli tehlikelerden biri çevre kirliliğidir ki, kirlilik her geçen gün hızla artıyor. Elbette, enerji, insanlık için yaşamsal öneme sahip. Enerjiyi üretirken ve özellikle elektrik üretimi ile ilgili en önemli tartışma konusu elektrik üretiminde kullanılan kaynaklardır. Bu tartışmalarda nükleer santrallar da önemli bir yer tutuyor. Nükleer enerji, elektrik üretimi için kullanılan kaynaklardan yalnızca bir tanesidir; güneş, doğalgaz, su, rüzgâr gibi diğer kaynaklardan da elektrik üretilmektedir. Nükleer enerji konusunda Türkiye’deki gelişmeler akıl almaz bir şekilde ilerliyor. “Bir an önce nükleer santrala sahip olma anlayışı” toplumsal çıkarlar ve gereklilikler dikkate alınmaksızın devam ediyor. Sinop’ta, Akkuyu’da ve İğneada’da nükleer santrallerin kurulması için bu yatırımın sahibi nükleer lobilere özel iltimaslar veriyor, nükleer santralları yapmaya çalışan firmalara birçok ayrıcalık tanınıyor ve en önemlisi de alım garantileri veriyor. Bugün dünyanın terk etmeye başladığı bir teknolojiyi Türkiye’ye ithal ediyorlar.  Bir zamanlar nükleer santrallerden 300 milyar KWH’in üzerinde elektrik üreten Japonya 2013 ve 2014 yıllarında nükleer santrallardan hiç elektrik üretmedi. 2011 yılındaki Fukuşima’da yaşanan felaketten sonra Japonya’da nükleer santrallardan elektrik üretimine son verildi. Bu durum halen devam etmektedir. Diğer taraftan Çernobil’i hatırlayın. Çernobil faciasının üzerinden 30 yıl geçti. Ancak, etkileri halen sürüyor. Çernobil'den en çok etkilenen bölgelerden olan Karadeniz'de her evde en az iki kanser hastası var. Çernobil gibi çok acı bir tecrübe yaşamış Karadeniz halkı nükleer santral istemiyor. Başta Sinop olmak üzere Karadeniz Halkı Nükleer Santral istemiyor. Nükleer Santrali Sinop’a kurdurmak isteyenler, Türkiye’nin dışa bağımlılığını isteyenlerdir. Ekonomik açıdan Türkiye’yi büyük bir zarara uğratacak bu proje, hatta diğer iki projeden vazgeçilmelidir. Sinop’ta kurmayı planladıkları nükleer santralde yakıt olarak uranyum kullanacaklar. Uranyumu olmayan Türkiye, sadece Sinop’ta yapılacak nükleer santrali çalıştıracak yakıt için 3,5 milyar dolar harcayacak. Bugün doğalgaz bağımlısı olan Türkiye, Sinop Nükleer Santrali’ne bir yılda ödenen elektrik bedeli ile doğalgaz satın alsa, Sinop Nükleer Enerji Santrali’nde üretilen elektrikten yüzde 65 daha fazla miktarda elektrik üretilebilecektir. Yani, Sinop Nükleer Santrali’nin elektrik üretimi açısından dışa bağımlılığı azaltacak söylemi doğru değildir. Aksine Türkiye’nin net bir şekilde dışa bağımlılığını arttıracaktır.

Türkiye yenilenebilir enerji kaynaklarının çeşitliliği açısından zengin bir coğrafya, bu enerji türleri görece daha çevre dostu olarak düşünülebilir. Bizim her şeyden önce enerji talebindeki artışın dinamiklerini sorgulamamız gerekiyor.  Talep artışı kimin ihtiyaçlarını karşılayacak? Nasıl bir kalkınma anlayışımız var? Rüzgar ve güneş enerjisi alternatiflerini hayata geçirirken hedeflediğimiz daha yüksek büyüme ve modernleşme yerine, daha “iyi” ve adil bir yaşam olmalı. Ancak bu şekilde rüzgar ve güneş enerjisi, çeşitli toplulukların da kararlarda söz sahibi olduğu katılımcı süreçlerle hayata geçerse gerçekten sürdürülebilir bir şekilde kullanılabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.