banner93

Bugün itibariyle Türkiye için en büyük risk, mevcut milli gelir düzeyini yukarılara çıkartacak politik ve ekonomik önlemleri bir türlü hayata geçiremememizdir. Arz cephesinin üretim reformları ile teşvik edilmesi, piyasayı canlandırmaya yönelik olumlu ekonomik tedbirler olarak kabul edilse dahi artacak bu üretimi ihraç edemiyorsak, sıkıntı var demektir. Çünkü iç piyasada yani milli pazarlarda gerek ithal gelen gerek Türkiye’de üretilen mal ve hizmeti kolayca satın alacak güçlü bir tüketici topluluğu yada başka bir ifade ile geniş kesimleri temsil eden bir satın alma gücü Türkiye’de var olan düşük ücret yani düşük gelir düzeyleri nedeniyle söz konusu değildir. İflastaki Yunanistan dahi, kişi başı milli gelirde (yaklaşık 29.000 dolar) Türkiye’nin üç katıdır.

Uluslar arası rekabette var olmak ve küresel ekonomik güçler arasında söz sahibi olmak için ön görülen büyüme ve kalkınma hedeflerine söz konusu orta gelir sarmalı içinden çıkmadığımız sürece ulaşmamız imkansız görünmektedir. Bunun için de daha çok vasıfsız ve yarı vasıflı düşük ücretliye istihdam sağlayan inşaat kapitalizmine odaklanmak yerine, katma değeri yüksek ileri teknoloji ürünlerine ya da teknoloji tabanlı gelişen üretim ekonomisine yani yenilikçi ve dijital teknoloji bazlı ekonomik sektörlere hızla dönüşümü sağlamalıyız. Girişimciliği teşvik etmeliyiz ve yaratıcı fikirleri küçük işletmelere dönüştüren yeni bir iş kültürüne geçmeliyiz.

Katma değeri yüksek ürün demek, yüksek nitelikte işgücü istihdamı demektir. Yüksek nitelikli işlerin ve işgücü talebinin artması doğal olarak ücret seviyelerini yukarıya çıkması anlamına gelmektedir. Yüksek ücret düzeyi dar gelirli tüketici ile mukayese edildiğinde mal ve hizmetlere olan talebi artıracak ve dolayısıyla en azından iç piyasanın canlanmasına neden olacaktır. Aldığı ücret ve ücretin satın alma kapasitesi ile sadece temel gıda, sağlık ve eğitim giderlerini karşılamakta güçlük çeken ücretli kesimin söz konusu maaş düzeylerinden tasarruf ederek para biriktirmesi ya da yüksek faizle bankaya borçlanmak suretiyle desteklenen inşaat sektörünün ürünlerini alması neredeyse imkansız gibidir. Kayıt içinde asgari ücret alan ya da kayıt dışında yani enformel sektörlerde,  yer altı şirketlerinde asgari ücretin altında kazanan işçilerin açlık sınırının çok altında yaşam mücadelesi verirken ev, beyaz eşya, otomobil, bilgisayar, tatil, kültürel tüketim, seyahat,  dışarıda sosyalleşmek gibi ekonomik talep oluşturmaları neredeyse imkansız gibidir.

Özetle Türkiye’nin üretmeme problemi yoktur. Aksine, Türkiye’nin tüketememe yani geniş kesimlerin satın alma gücü problemi vardır. Satın alma düzeyini artıracak ve orta gelir sarmalından Türkiye’yi çıkartacak adil milli gelir politikalarının, yapısal reformların ve inovasyon ve dijital bazlı teknolojik sektörel dönüşümün hızla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. AB düzeyinde (Doğu Avrupa ülkeleri hariç) 1000 ve 1500 Avro düzeyindeki asgari ücret miktarının en azından yarısına tekabül edecek ve asgari ücreti yükseltecek biçimde yeniden revize edilmelidir. Yüksek Ücretlerden sağlanacak tasarruf miktarı pazarda tekrar harcanacağı için iç piyasayı hareketlendirecek ve aynı zamanda ekonomide durgunluğun önü kesilmiş olacaktır. Bugün dünyadaki en önemli sorun işsizlik ve yoksulluk sorunudur. Abartılı yüksek olmayan bir enflasyon düzeyini her zaman düşük büyüme, ekonomik durgunluk ve yüksek işsizlik oranlarına tercih ederim.  Diğer taraftan istihdam,  yeni iş yaratmak, düzgün işe (decent job) ve düzgün maaşa (decent wages) sahip olmak en önemli mücadele alanlarından biridir.  

Sonuç olarak, sadece inşaat sektörü ve alt yapı yatırımlarına dayalı bir büyüme modeli, günümüz dijital global ekonomi ve buna eş zamanlı gelişen yeni teknolojik ürünler karşısında geçerliliğini yitirmiştir. Düşük ücrete dayalı sermaye biriktirme modeli de çökmüştür. Aksine nitelikli insan kaynağına dayalı yüksek yaratıcılık ve yüksek kazançlı inovatif çözümler ve girişimcilik üzerinden zenginleşme, sermaye biriktirme ve tasarruf etme ön plandadır.  Emek sömürüsü eski paradigmadır. Verimliliği artırmak ancak maddi ve manevi motivasyonu çalışma hayatına getirmek ve yaşam kalitesinin artırmakla mümkündür. Yenilikçi ve teknolojik ürünlere dayalı istihdam dostu bir üretim ekonomisini ve büyümeyi ancak servet dağılımı yerine kişi başı milli geliri artırıcı önlem ve stratejilerle gerçekleştirebiliriz. Bu bağlamda,  konuya yerel gündem, dar bakış açısı ve kısır vizyonla bakarsanız işçinin kıdem tazminatına göz dikme veya taşeron işçinin maliyetini hesap ederek, güvencesiz bir yaşama onları ve ailelerini hapsetmek dünya gerçekleri karşısında çok ucuz hesap olur ne sermayeyi ne de siyaseti bir yerlere götürür. Bu nedenle, Türk sermayesi eğer yeni küresel inovasyon ekonomisi ve dijital kapitalizm içinde yer almak istiyorsa nitelikli insan gücü istihdamı ve kaliteli ücret (yani satın alma gücü olan ücret- decent wage)  hususunda yeni bir vizyon üzerine strateji geliştirmelidir. Siyaset ise iktisaden var olan kıt kaynaklarımızı ICT tabanlı mesleki eğitim,  Ar-Ge, teknoloji gelişimi, dijital tabanlı üretim ekonomisi ve katma değeri yüksek ihracat ekonomisine kanalize etmelidir. Toprağa, imara, ranta, faize, gayrimenkule, inşaata dayalı bir büyümeyi sadece satın alma gücü olan bir kaymak tabaka veya devlet destekli servet dağılımının bir ürünü olan yeni sermaye sınıfı veya mutlu azınlıklar üzerinden inşa edilemeyeceğinin görülmesi gerekir.  Asıl olan her mahalleden bir girişimci ya da milyoner doğmasına neden olacak olan yaratıcı (creative) ekonomiyi Türkiye de hayata geçirmektir. Aksi takdirde, Türkiye üretimsiz zenginleşmeden,  faiz lobisinden, haksız servet dağılımından veya kamu kaynaklarından beslenen bir miktar mutlu azınlığın, bol miktarda düşük ücretle çalışanın,  yüksek işsizliğin ve sosyal transfer ve yardımlarla geçinen milyonlarca yoksulun ve Suriyeli-Iraklı-Afganlı göçmenin barındığı bir ülke olacaktır.    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.