Başarının formülünü vermiş Einstein:

A=X+Y+Z

A Başarı

X Çalışmak

Y Çalıştığı konuyu oyuncağı gibi görmek

Z Konuşmak yerine üretmek

Bir firma için ise başarının formüllerine ilave etmemiz gereken ayrıca başka özellikler var;

Misyon: İnsanlar arası bağları güçlendirmek

Vizyon: Her yıl yeni bir ürün ve/veya hizmet sunmak

Strateji: Simgelerin sağlandığı güçlü duyguları daha derinden anlamak.

Firmalar olarak hem misyon ve hem de vizyon konusunda sınıfta kalacağımızı belirtmeme gerek yok herhalde! “Strateji” ise ancak günü birlik değişen kararlar kadar bir değere sahip.

Firmalarımızın uzun süre ayakta kalmakta zorlanmalarının en temel sebeplerinden birisi kurumsal hafızalarının olmamasıdır. Hafıza yoksa bir sonraki aşamaya geçecek bilgiyi nerden elde edeceksiniz? Kaldı ki artık sadece mevcut bilgileriniz değil, aynı zamanda dışarıdan sizinle ilgili olan bilgileri de mıknatıs gibi kapmak suretiyle bunları kurumsal hafızanıza yedirmek durumundasınız.

Düne kadar dışarıdan bilgi kapmak bu denli önemli değildi. Kendi bilginiz size yetebilir ve marka olma yolunda ilerleyebilirdiniz. Keza çok marka bu şekilde büyüdü ve holdinglere dönüştü. İddia ediyorum son otuz yılda piyasaya girip de büyüyen ve marka olan firmalar bu gün aynı şekilde piyasaya girselerdi hiç biri var olduğu değerin onda birini bile elde edemezdi.

Şu anda büyük firmalar sadece iyi çalışma ve iyi ürün değil, müşterilerinin duygusal bir dünyada yaşadıklarını kabul ederler ve onlara bu dünya içinde bir marka değeri sunmaya çalışırlar. Çünkü artık “duygular” kararlarımızın asıl karar gücünü oluşturur…

Günümüzde marka olmak için aynı zamanda sürekli evrim içinde olan bir mecazi hikayeye sahip olmak gereklidir. Dünyada uzun süreli ayakta kalan her firmanın mutlaka roman olacak mitolojik hikâyeleri vardır.

Mitoloji bizim tarihimizin itici gücünü oluşturur. Romanları, hikâyeleri, filmleri gerçek değil diye yadırgamayız. Onlara hayatımızın en kıymetli vakitlerini ayırtırız.

Sadece hikâyeler döneminde değiliz, çalışma anlayışlarında da aynı zamanda farklı teoriler uygulanmaya başladı.

Çalışma anlayışlarında da ciddi değişimlere gidiliyor:

· İş yerinde ciddiyetin önemi azalacak ve ağır başlı olma artık bir avantaj sayılmayacak.

· Çalışma stillerinde kaos teorisi etkili olacak; hatta kaos içinde istikrarı yakalama anlayışı gelişecek.

· Kontrolü kaybetmeyi kabullenme. (kontrolün sonuna geldiğini kabul etme)

Artık çalışanların bilgisi ve diplomasından çok, motivasyon, yaratıcılık ve iş birliği becerileri önemli hale gelmeye başladı.

Nasıl ki teknolojinin birinci amacı insanlara özel zaman ayırmaksa- ki böyle bir şey hiç olmadı; tam tersi artık elimizdeki zaman bile yetmiyor- iş yerinde de ne kadar çok teknolojik köleniz olursa kendimizi yaratıcılığa ve yenileşmeye o kadar çok verebiliriz. Ve iş sizin için bir eğlenceye dönüşür.

İş dünyası önceden işçi girdisinden çok makine çıktısı önemserken bugün ise insan aklının sınırlarının zorlanması aşamasına geçilmiş durumda.

Nasıl ki bir bilgisayarı atmak büyük bir kayıpsa insanı da işten çıkarmak o derece büyük kayıptır artık.

Bundan sonra genç profesyonel çalışanlar iş yerinde kalmayı bile düşünecekler. “Sabahlara kadar çalışmak” gibi gelişmeleri görebiliriz. Çünkü çalışmak eğlenceli olmaya başlayacak. İş yerlerinde artık yüzme havuzları ve bilardo masaları var. Çalışma bir oyun faaliyeti içinde yer alacak ve çalışmanın stresi yerine oyunun verdiği heyecan hâkim olacak.

Yani şirket değerleri tıpkı çekirdek aile değerleri gibi tanımlanmaya başlanacak ve artık çalışma mekânları oldukça yaratıcı bir şekilde dizayn edilecek.

Çalışanların kaynaşmasını ve iletişimi, etkileşimi arttıran mekânlar kurgulanacak.

Daha düne kadar iş yerlerin makinelerin verimi arttırıcı şekilde bir iç dizayn edilirken şimdi ise kişisel yaratıcılığı arttırıcı şekilde dizayn edilmektedir.

Geleceğin şirketi esnek ve gelişmelere kendini hazır hisseden bir şirkettir.

Microsoft un önemi piyasa imkânlarını keşfetme, kendini tekrar yenileme becerisidir (insanların temel yeteneklerine bir inanç vardır).

Yarının şirketinde başarının ölçüsü anlamlı ve zorlu bir iş olacaktır. Sadece iş verimliliği değil çalışma arkadaşlarıyla olan ilişkinin niteliği, bağlılık yaratma, aynı duyguları paylaşma becerisi önemli hale gelecektir. Mutlu olmak, mutluluk vermek ve pozitif enerji saçmak önemli hele gelecektir. Ayrıca daha da önemlisi yeni gelişmelere ayak uydurmak en çok aranan özellik olacaktır.

Yarının firmaları, çalışanların duygusal ve sezgisel ihtiyaçlarına cevap vermek durumunda kalacaklar. Çalışanlar firma için bir kabilenin mensubu haline geçecektir. Amerika’da kabile firma anlayışı oldukça yaygınlaşmaya başladı bile. “Y” kuşağı çalışanının üretebilmesi için duygusal yönden tatmin edilmesi şart…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.