Arayüz yapıların etkinlik derecesi paydaşlarını kapsayıcılığı ile doğru orantılıdır ve paydaşları da genellikle farklı tüzel kimliklere sahip kuruluşlardır. Bu konudaki en büyük sorun da bu farklı kişilikleri bir çatı altında toplayabilmekten gelir. Öyle bir tüzel yapı olmalı ki hem kişileri hem de farklı kurum/kuruluşları aynı çatı altında toplayabilsin. Yani tek bir tüzel yapıya üniversiteler, resmi kurumlar, şirketler, vakıflar, dernekler ve tabii ki kişiler yasal olarak ortak ve/veya üye olabilmeliler.

Bir arayüzün tüm bu yapıları aynı çatı altında toplama gerekliliğini anlayabilmek için bir ÜSİ (üniversite sanayi iş birliği) arayüzünün paydaş tanımını ve paydaşlarıyla ilişkilerini incelemek yararlı olur. Genel olarak; bir ÜSİ arayüzünün ana işlevi, “bilgi üreticisi” konumundaki üniversitenin ürettiği bilgileri “bilginin kullanıcısı” konumundaki sanayiye aktarmaktır. Her ne kadar ifadesi bu kadar basit olsa da süreçleri oldukça karmaşık ve zordur. Özellikle, aktarılacak şeyin bilgi gibi soyut bir büyüklük olduğu dikkate alınırsa yapılacak işin zorluğu daha açık biçimde görülür. Bilgi somut bir büyüklük olsa idi, sanayici bilgiyi eline alır, tartar, enini boyunu ölçer, birtakım analizler yapar ve nihayetinde karar verirdi. Böyle bir imkan yok! Dolayısıyla, sanayici de çıkarlarını koruyacağına inandığı, güven duyduğu kişi ve/veya kurumlarla çalışmayı tercih ediyor.

Sanayicinin bu beklentisini ÜSİ arayüzlerinin karşılayabilmesi için sanayinin içinde olmalıdır ve aynı şekilde sanayi de ÜSİ arayüzlerinin içinde. Böylece, arayüz sanayinin ihtiyaçlarını bilecek ve sanayi kesimi de arayüzün sunabileceği bilgi demetlerini öğrenmiş olacaktır. Ancak, arayüz ve sanayi arasındaki arz-talep dengesinin sağlıklı kurulabilmesi için bu yapıda üniversite de olmalıdır. Ve tabii sürecin kolaylaştırıcısı olarak kamu da bu yapının içinde yer almalıdır.

Yukarıda belirtilen koşulların sağlanabilmesi için ülkemizdeki olası tüzel kimliklerden hangisinin daha uygun olacağına bakarsak “işte bu olmalı” diyebileceğimiz birisi ne yazık ki yok. Vakıflar belirli bir amaç doğrultusunda yapılan bağışların değerlendirileceği bir yapıdır. Kurulması zordur ve statik bir yapısı vardır. Dernekler amaç birliği içindeki kişi ve kurumların bir araya gelerek oluşturduğu bir yapıdır, üyelik mekanizması itibariyle esnektir ama ticari faaliyetler açısından kısıtları vardır. Vakıflar da aynı durumdadır. TÜBİTAK TEYDEB desteklerinden ancak sermaye şirketlerinin yararlanabileceği koşulu bu yapıların kamu ile ilişkisine sınırlama getirmektedir.

ÜSİ arayüzü üniversitenin bir birimi olarak kurulabilir ama o durumda da üniversitelere ilişkin idari ve mali bürokrasi ile sınırlanmış olur. Ayrıca, hiçbir kişi veya kurumu da yasal olarak bünyesine katamaz. Dolaylı olarak üniversitelerle sanayinin kurduğu ortaklıklar vardır; örneğin, Teknoloji Geliştirme Bölgesi (TGB) Yönetici A.Ş. veya Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) A.Ş. gibi. Bu yapılar içinde de üniversitelerin sermaye olarak kattıkları arsa, bina vb. ayni değerler o kadar yüksek olmaktadır ki sanayi kuruluşlarının veya sanayi şemsiye yapılarının kattıkları nakdi sermayeler toplam hisse içinde çok küçük bir paya karşı düşmektedir. Dolayısıyla, bu yapılar sonuçta üniversitenin güdümünde bir yapıya dönüşmekte ve yönetim kurulu üyelerinin büyük çoğunluğu akademisyen olmaktadır.

Yasalarımız çerçevesinde tanımlanan tüzel yapıların tamamı sınırları çizilmiş, giriş-çıkış işlemleri çok kesin kurallarla belirlenmiş hem üçüncü taraflara karşı hem de ortakların birbirlerine karşı aşırı korumacı yapılardır. Örneğin, ülkemizde kurulan kümelerin neredeyse tamamı dernekleşerek yola çıkmıştır. Dernek kurmak için 7 kurucu üye yeterlidir, işlemleri de çok basittir. Ama bu derneğe üye alınacak kişileri seçme yetkisi bu kurucu üyelerin takdirine bırakılmıştır. Bu kişiler istemediklerini almama hakkına sahiptirler. Diğer taraftan da kuruculara bakarak yapının parçası olmayı kabul etmeyecek kişiler de olacaktır. Dolayısıyla, tüzel yapılar arasında en esneği olan derneğin bile böyle bir yapılanmada başlangıç adımı olamayacağı görülür. Kuruluş aşamasından daha büyük sorunlar yaşamını sürdürme çabalarında yaşanmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde benzeri faaliyetler için özel olarak oluşturulmuş tüzel yapılar vardır. Örneğin; ABD’de “kar amacı gütmeyen şirket (nonprofit corporation)” tanımı vardır ve bu yapılara devlet tarafından tanınan birtakım kolaylıklar ve ayrıcalıklar vardır. Kişiler veya kuruluşlar üyeleri olabilir, yönetim kurulu üyeleri kendi üyeleri arasından seçilir. Kâr amacı gütmeyen şirketler anonim şirket yapısında da olabilmektedirler.

Almanya ise “GmbH & Co. KG” adıyla karma bir tüzel kimlik yaratmıştır. Bu melez form, anonim şirketleşmenin esnekliğinin avantajlarından yararlanırken sorumluluklarını sınırlandırmak isteyen girişimciler için uygundur. Esnekliği nedeniyle yasal form GmbH & Co. KG, özellikle orta ölçekli işletmeler ve aile şirketleri için uygun görülmektedir. GmbH, GmbH & Co. KG'nin borç ve yükümlülüklerinden tamamen sorumludur. Sınırlı ortakların yükümlülüğü, ortaklık sermayesindeki payları ile sınırlıdır.

Görüldüğü gibi; özel ticari yapılara yani tüzel kimliklere ihtiyaç vardır. Bu eksiklik nedeniyle, benzer yapılanmaları kurmak ve yaşatmak isteyenler var olan mevzuatı eğip-bükerek yol açmaya çalışmaktadırlar. Tabii, sürekli gri bölgede yaşamak zorunda olmanın getirdiği bütün riskleri de üstlenerek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.