26 Mayıs 2017 Cuma

2016 YILI TÜRKİYE EKONOMİSİ İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME

06 Şubat 2017, 08:57
2016 YILI TÜRKİYE EKONOMİSİ İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME
Ayhan ZEYTİNOĞLU
 

Gerek küresel ekonomideki birçok gelişmenin ve gerekse ülkemizde yaşanan iç di¬namiklerin etkili olduğu bir 2016 yılını geride bıraktık. 

Kısaca dünya ekonomisindeki önemli gelişmelere baktığımızda, son 26 yılın en yavaş büyümesini gerçekleştiren Çin ekonomisinin yılı yüzde 6,7 büyüme oranı ile kapatarak hız kestiğini görüyoruz. Diğer taraftan piyasaların yakından takip ettiği FED’in faiz artırma kararı ABD ekonomisindeki iyimser hava nedeniyle 2016 yılının sonuna gerçekleşti. Öte yandan petrol fiyatlarındaki toparlanma devam ediyor. OPEC’in toplanarak petrol fiyatlarına müdahale etmesi ile 2017 yılında petrol fiyatlarının 55-60 dolar aralığında seyredeceğini bekliyoruz.

2016 yılının küresel ekonomiye yön veren en önemli gelişmelerinden biri 24 Haziran tarihinde İngiltere’nin AB’den ayrılma yönünde kararı oldu. İngiltere’de yapılan referandumun sonunda çıkan ayrılma kararı, küresel piyasaları derinden etkiledi. Diğer taraftan 8 Kasım’da ABD 45. Başkanını seçti ve alışılmadık Cumhuriyetçi aday Donald Trump’lı yeni dönem başladı. 

İki olay da ekonomik korumacılığın, siyasi popülizmin, aşırı milliyetçiliğin ve etnik ayrımcılığın yükselişte olduğunu ortaya koyuyor. Önümüzdeki günler Brexit sürecinin nasıl ilerleyeceğini ve Trump’ın nasıl politikalar uygulayacağını göreceğiz. Tüm bunların yanında 2017 AB’nin önemli kalelerinde seçim yılı olacak. Önce Hollanda, ardından Fransa ve sonbaharda Almanya’da gerçekleştirilecek seçimler AB’nin geleceği açısından büyük önem taşıyor. Yükselen popülizme dur denilebilecek mi hep birlikte göreceğiz. Ancak kesin olan bir şey var: global sorunların çözümü de ancak global düzeyde ve devletler arası işbirliği ile olabilir.

Küresel gündem tüm hızıyla devam ederken, 2016 yılında ülkemiz gündemine oturan en önemli olay 15 Temmuz hain darbe girişimi olmuştur. Bu kalkışma Türk milletinin her kesiminin demokrasiyi korumak adına birlikte gösterdiği mücadele ile başarılı bir şekilde önlendi. Milletimizi, milli kurumlarımızı, demokrasimizi hedefleyen bu alçakça kalkışmanın bastırılmasıyla, Türkiye tam anlamıyla uçurumun kenarından döndü. Bu darbe girişiminin ardından başlatılan OHAL süreci ile terör örgütünün tüm unsurlarıyla bertarafı amaçlanmıştır.

2016 yılı sadece Türkiye iç siyasetinde değil, dış politikasında da birçok gelişmenin üst üste yaşandığı bir dönem oldu. Ülkemizin sınırlarımızdaki güvenliğini sağlamak ve terör saldırılarıyla mücadele etmek amacıyla başlatılan operasyonlar 2016 yılının önemli gelişmeleri olarak karşımıza çıkmıştır. Bunların sonucu olarak kendi iç dinamiklerimizde yaşadığımız bu etkili olaylar ve jeopolitik riskler ekonomimiz ve ihracatımız üzerinde baskı oluşturmuştur. 

Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında son 27 çeyrektir aralıksız gerçekleşen büyüme oranımız ilk kez negatife dönerek 2016 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 1,8 geriledi. Umarız son çeyrekteki toparlanma ile yılı yüzde 3’ün üzerinde bir büyüme oranı ile kapatabiliriz.

Büyüme performansımızdaki yavaşlama işgücü göstergelerimize olumsuz yansımıştır. Türkiye 2016 yılında işsizlik rakamları yine iki haneli rakamlara çıktı. Diğer taraftan 2016 yılında sanayi sektörünün büyümeye yaptığı katkı da azalmıştır. Sanayi üretiminin yavaşlayan bir görünüm çizmesinin ardında, ağırlıklı imalat sanayi üretimindeki gerileme vardır.

Türkiye’nin büyüme performansının lokomotif gücü olan ihracatımız 2016 yılında jeopolitik riskler ve küresel ekonomik koşullar nedeniyle bir önceki yılın ihracatını aşamamış olmakla birlikte Orta Vadeli Programdan sapmadı. 2016 yılında ihracatta en büyük pazarımız yine AB ve Avrupa ülkeleri oldu. Komşumuz ülkelerdeki olumsuzlukların kısa vadede çözüme kavuşma ihtimalini düşük tutarsak, 2017 için de AB, en önemli pazarımız olmaya devam edecektir.

Tüm bu olumsuz koşullara rağmen ülkemiz özellikle 15 Temmuz sonrası yaraları sarmak ve bu iklimde temel makroekonomik göstergeleri koruyabilmek için hızla birçok yapısal reformu hayata geçirdi. Bu yapısal reformlarla ekonomik büyümenin yüzde 5 seviyesinin üzerine çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi halde Türkiye koyduğu hedeflerden uzaklaşacaktır. Ülkemizin en büyük sorunu olan orta gelir tuzağından kurtulamayacaktır. Orta gelir tuzağından çıkmanın alternatiflerinden birinin de Türkiye’nin AB standartlarını yakalamasıyla gerçekleşebileceği unutulmamalıdır.

Ne yazık ki 2016 yılının son döneminden bu yana Türkiye-AB ilişkilerindeki gündem oldukça gergin devam etmektedir. Kasım ayında 19. İlerleme Raporu yayımlandı. Türkiye’nin katılım müzakerelerinin durağanlaşması nedeniyle ilerleme raporları uzunca bir süredir ne yazık ki asıl amacı olması gereken Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırma amacına hizmet etmiyor. 

Ancak bu AB çıpasına halen ihtiyacımız olduğu gerçeğini değiştirmiyor. AB normlarına uyumunun, halkımızın yaşam kalitesini yükselteceğini biliyoruz. Adına ister Kopenhag kriterleri densin, ister Ankara kriterleri, esas olan Türk halkının yaşam kalitesinin yükselmesidir ve bu kriterler bize Türkiye’nin her anlamda lig atlamasını sağlayacak ipuçlarını sağlamaktadır.

Türkiye olarak hâlihazırda ticaretimizin yüzde 40’ından fazlasını AB ile yapıyoruz. AB sadece en büyük ticari ortağımız olmakla kalmıyor aynı zamanda ülkemize yapılan doğrudan yatırımların da en önemli kaynağı. Öte yandan Türkiye olarak biz de AB’nin en büyük beşinci ticaret ortağıyız. Diğer taraftan; 2002 yılından bu yana 136 milyar dolar olan Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye tutarının yüzde 74,5’u AB’den. 

Önümüzde GB’nin güncellenmesi süreci ile ticaretimizi daha da artırabilme fırsatımız var. Ekonomi Bakanlığının etki analizine göre; Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ile ilgili dört alternatif var. Bu dört alternatiften ikincisi olan; Gümrük Birliği’nin tarım, hizmetler ve kamu alımlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi ile her yıl ihracatın artış hızında yüzde 24,5 ve ithalatın artış hızında ise yüzde 23 bir artış yaşanacağı bekleniyor. Ayrıca 2030’a gelindiğinde Türkiye’nin büyümesinde, yıllık yüzde 2’lik ek bir artış sağlanacak.

Bunlara ilave olarak; 2017’de eğer Suriye’de barış olur, İran, Suriye ve Irak pazarları bize açılırsa, ortalama aylık 13 milyar dolarlık ihracatımız, iki yılda aylık bazda 20 milyar dolara çıkabilir. 2023’de de 500 milyar dolarlık ihracat hedefi yakalanabilir.

Türkiye’nin AB sürecine ivme kazandırmak için, siyasi liderlerin adım atması gerekiyor. Bu ortamda, her iki tarafın diyalog kanallarını açık tutarak, var olan işbirliğini geliştirmek en uygun seçenek olarak gözükmektedir.

İlerleme Raporu sonrasında, Avrupa Parlamentosunun müzakerelerin geçici olarak askıya alınmasını öneren kararı, ilişkilerin geleceğine ilişkin soru işaretlerine yol açmıştır. Ardından meydana gelen en sıcak gelişme; Genel İşler Konseyi’nin Parlamentonun kararına rağmen, Türkiye ile müzakereleri askıya almamasıdır. 27 AB üyesi ülkenin Avusturya’ya karşı birleşmesini ve rasyonalitenin hâkim olmasından memnuniyet duyuyoruz. Ancak hiçbir faslın müzakerelere açılmaması yönünde alınan kararın, uzak görüşlülükten yoksun olduğu da ortadadır. 

Oysa müzakerelerde yeni fasılların açılması bir ödül değil, karşılıklı iki tarafın da sorumluluğudur. Unutulmamalıdır ki, düzensiz göç gibi tehditlerin AB’ye sirayet etmesini, Türkiye uyguladığı politikalarla önlemektedir. AB’de bazı çevrelerin, Türkiye’ye yönelik yaptıkları eleştirilerin samimiyet sınavı da yine başta 23 ve 24 olmak üzere müzakere sürecinde yeni fasılların açılmasıdır. 

Türkiye ile AB arasında çok daha yüksek düzeyde iş birliği olması gereken bir dönemden geçiyoruz. Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Şimşek’in “AB’den kopmuş bir Türkiye’nin dünya algısı, 3’üncü dünya ülkesidir” görüşüne katılıyoruz. Bu nedenle, 2017 yılında başlayacak olan Gümrük Birliği’nin güncellemesi sürecini çok önemsiyoruz. Gümrük Birliği’nin hizmetler, tarım ve kamu alımlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu genişleme en önemli ticaret ortağımız AB ile entegrasyonumuzu derinleştirmekle kalmayacak orta ve uzun vadede Türkiye’nin küresel ekonomideki konumunu da güçlendirecektir.

Bakınız 2004 yılında AB’ye tam üyelik görüşmelerini başlatmakla yaptığımız hamle sonucu, kişi başı milli gelirimiz yüzde 85 oranında artmıştı. Yine aynı şekilde tam üyelik perspektifini bırakmadan, GB’nin modernizasyonu ile, dört senede kişi başı gelirde yaptığımız yüzde 90’lık artışı, normal koşullarda ancak altı senede yapabiliriz. Bu bizi orta gelir tuzağından kurtaracaktır. Bugün 11 bin dolar olan kişi başı gelirimiz, 20 bin dolara çıkabilecektir.

Diğer ülkelerin deneyimleri bizim açımızdan da yol gösterici niteliktedir. 2004 yılında AB üyesi olan Polonya üyeliğinden sonraki on yılda GSYİH’sini yüzde 48,7 oranında büyütmüştür. Bu çarpıcı rakamlar kişi başına düşen 25.000 avroluk geliri ile dünyanın en büyük ve en açık ekonomisi olmaya devam eden AB’nin Türkiye için de öncelikli hedef olmaya devam ettiğini gösteriyor. 1990’larda Polonya AB üyesi değilken, Türkiye’nin kişi başı milli geliri Polonya’dan yüzde 64 fazlaydı. 2015 yılında Türkiye’nin kişi başı geliri, Polonya’nın yüzde 73’üne geriledi. Polonya 10 yılda bu gelire ulaştı. Öte yandan; Polonya 2004 yılında AB üyesi olduğunda işsizlik oranı yüzde 19,5 iken, bugün 8,2’ye indiğini görüyoruz.

Türkiye sanayi ve ekonomisi Gümrük Birliği’nin tamamlanması ile 1996 sonrası önemli bir dönüşüm geçirmiş ve 2004 yılında müzakerelere başlama kararının alınmasıyla oluşan güven ve istikrar ortamından faydalanmıştır. AB çıpası geçmişte olduğu gibi önümüzdeki günlerde de güçlü bir ivme yaratma gücüne sahiptir. 2016 yılındaki tüm bu gelişmeleri geride bırakırken 2017 yılında; Gümrük Birliği güncelleme sürecine, reel ekonomiyi canlandırmak için yapısal reformlara, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını hızlandırmaya, ihracatımızı artırmaya, özetle ekonomiye odaklanmamız gerekiyor.



Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    YAZARLAR Tümü
    banner74
    banner75
    E-GAZETE
    • Sanayi Gazetesi, Haberleri, OSB, teknopark, ar-ge, portali, rehberi - 22 Mayıs 2017 Manşeti
    • Sanayi Gazetesi, Haberleri, OSB, teknopark, ar-ge, portali, rehberi - 15 Mayıs 2017 Manşeti
    ARŞİV
    banner82